kuran da mucize ayetleri / Mucize İle İlgili Ayetler Nelerdir?

Kuran Da Mucize Ayetleri

kuran da mucize ayetleri

Kur&#;an mucizeleri nelerdir; örnekler verir misiniz?

Değerli kardeşimiz,

Kur'an-ı Kerim'in her ayeti birer mucizedir. Bu bakımdan Kur'an'daki bütün mucizeleri burada anlatmak mümkün değildir. Bazıları şöyledir:

1. “Allah O’dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti.”(Ra’d, 13/2) ayeti, göklerin dağlar sayesinde ayakta duruyor hurafesini ortadan kaldırmıştır.

2. Kur’an-ı Kerim'de evrenin yaratılışı şöyle açıklanır. “O gökleri ve yeri yoktan var edendir.”(En’am, 6/) Bu ayet şimdiki ilim dünyasının ulaştığı son nokta olan -tüm evrenin zaman ve mekân boyutlarıyla bir sıfırdan, büyük bir patlamayla ortaya çıktığı- gerçeğini sene evvel haber vermiştir.

3. Kâinatın daima genişlediği gerçeği artık ilim ve bilim dünyasının kabul ettiği bir ilmi buluştur. Buna Kur’an şu ayetiyle işaret etmektedir:

 “Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik. Ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz.”(Zariyat, 51/47)

4. XX. asrın bir buluşu da her yıldız ve gök cisimlerin bir yörüngede durduğu gerçeğidir. Bu duruma Kur’an şua ayetle işaret ediyor:

“Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.”(Enbiya, 21/33)

5. Güneşin sabit olarak durduğu zannedilirdi. Oysa Kur’an güneşin sabit değil aksine daima hareket eden ve belirli bir hızla ilerleyen bir gök cismi olduğunu söylüyordu. Ve asırlar sonra da ilim onu tasdik edecekti. Şöyle ki:

“Güneş de kendisi için tespit edilen bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan bilenin takdiridir.” (Yasin, 36/38)

Kur'an'daki Jeolojik Mucizeler:

Karaların Azalması:

Yüce Allah on dört asır önce indirdiği Kur'an-i Kerim’de kendi yaratışıyla ilgili bazı sırları haber vermektedir. Bu sırlar hem Kur'an’ın Allah sözü olduğunu kanıtlamakta hem de doğa bilimlerindeki gelişmenin önünü açmaktadır.

“Onlar görmüyorlar mi ki, gerçekten biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz” (Ra'd, 13/41)

“ Fakat şimdi, bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mi?..” (Enbiya, 21/44)

Küresel ısınmayla birlikte kutuplardaki buz tabakaları erimekte ve okyanuslardaki deniz suyu seviyesi yükselmektedir. Artan su miktarı da daha fazla karayı kaplamaktadır. Deniz kıyıları sular altında kaldıkça, yeryüzünün toplam yüz ölçümü veya kara miktarı da azalmaktadır. (Dr. Mazhar U. Kazi, Evident Miracles in the Qur'an, Crescent Publishing House, New York, USA, , s. ) Âyetlerde geçen "onu çevresinden eksiltiyoruz", "etrafından eksiltmekte olduğumuz" ifadelerinin de, deniz kıyılarının sularla kaplanmasına işaret ediyor olması muhtemeldir.

New York Times gazetesinde bu konu ile ilgili yer alan bir haber şöyledir:

Geçen yüzyıl boyunca, yeryüzünün ortalama yüzey ısısı bir fahrenheit kadar yükseldi, ısınma oranı da son çeyrek yüzyılda artış gösterdi. Bilim adamları, ve 'ların denizaltı verilerini 'ların gözlemleri ile karsılaştırdılar ve Kuzey Kutbu havzasındaki buz tabakasının % 45 oranında inceldiğini ispatladılar. Uydu görüntüleri, bölgeyi kaplayan buzların boyutlarının geçtigimiz yıllarda önemli ölçüde azaldığını göstermektedir. (New York Times, August 19, )

XX. yüzyıl sonlarında elde edilen bulgular, Enbiya suresi'nin ve Rad suresi'nin ayetlerindeki hikmetleri anlamamıza yardımcı olmuştur.

Kıtaların Sürüklenmesi

Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası zeminde âdeta yüzer gibi hareket etmektedir. Ilk olarak XX. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların dünyanın ilk dönemlerinde bir arada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını keşfetmiştir.

Yeryüzündeki kara parçaları yaklaşık yıl önce birbirlerine bağlılardı ve "Pangaea" ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu'nda seafoodplus.infoşık yıl önce Pangaea ikiye ayrıldı. Farklı yönlere sürüklenen bu iki dev kıtanın birincisinden Afrika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan; ikincisinden ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya’nın Hindistan dışındaki kısımları oluştu.

Kıtasal hareketin yılda 1 ile 5 cm civarında olduğu hesaplanmıştır. Tabakalar bu şekilde hareket ettikçe Dünya coğrafyasında değişiklikler meydana gelir. Örneğin, Atlantik Okyanusu her sene biraz daha genişlemektedir . (Carolyn Sheets, Robert Gardner,Samuel F. Howe, General Science, Allyn and Bacon seafoodplus.info, Massachusetts, , s. )

Allah dağların hareketini ayette "sürüklenme" olarak bildirmiştir. Bilim adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de "continental drift" yani "kıtasal sürüklenme"dir.

“Dağları görürsün de donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler”(Neml, 27/88)

Yerin Yedi Katmandan Oluşması:

Allah’ın Kur'an'da yeryüzü ile ilgili bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat olan gökyüzüne benzerliğidir:

“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı…”(Talak, 65/12)

Rabbimiz asırlar önce yerin ve göğün yedişer kat olduğunu bildirmiştir. Asırlar sonra uzun jeolojik araştırmalar sonucunda varılan netice de aynı olmuştur. Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir: Hidrosfer, Litosfer, Astenosfer, Üst manto, Alt Manto, Dış Çekirdek ve Iç Çekirdek:

Hidrosfer okyanus ve denizlerin en üst kısmı ile bunlardan etkilenen karaların kıyılarıdır. Litosfer, Dünya’nın en üst katmanını oluşturan katı kaya tabakadır. Diğer katmanlarla kıyaslandığında oldukça ince, daha soğuk ve daha katıdır; bu bakımdan yeryüzünde kabuk görevi görür.

Litosferin altında Astenosfer katmanı bulunur. Bu katman yüksek ısı ve basınca maruz kaldığında yumuşayıp eriyebilen, sıcak, yarı-katı maddelerden oluşmuştur. Katı Litosfer tabakasının, yavaşça hareket eden Astenosfer tabakası üzerinde yüzdüğü ya da hareket ettiği düşünülmektedir. Bu katmanın altında yüksek sıcaklıkta, yarı-katı kayalardan oluşan yaklaşık km kalınlığında manto denilen bir tabaka vardır. Kabuktan daha fazla demir, magnezyum ve kalsiyum içeren manto daha sıcak ve yoğundur; çünkü Dünya’nın içindeki ısı ve basınç derinlikle birlikte artar.

Dünya’nın merkezinde de neredeyse mantonun iki katı yoğunlukta olan çekirdek yer alır. Bu yoğunluğun sebebi içeriğinde kayalardan çok metaller (demir-nikelalasimi) bulunmasıdır. Dünya’nın çekirdeği ise iki ayrı parçadan oluşur: Biri km kalınlığında olan sıvı dış çekirdek, diğeri de km kalınlığındaki katı bir iç çekirdek. Dünya döndükçe sıvı dış çekirdek Dünya’nın manyetik alanını oluşturur.

Her şeyden önemlisi, XX. yüzyıldaki teknoloji ile tespit edilebilen bu bilimsel gerçeklerin Kur'an'da yerelması, Kur'an’ın çok sayıdaki mucizesinden sadece birkaçıdır.

Yarılan Yeryüzü:

”Dönüşlü olan göğe and olsun. Yarılan yere de.”(Tarık, 86/)

Yukarıdaki ayette geçen Arapça "sada" kelimesi Türkçe'de "çatlama, yarılma, ayrılma" anlamlarına gelmektedir. Allah’ın yerin yarılması üzerine yemin etmesi, başka bir Kur'an mucizesidir.

yıllarında, bilim adamları mineral kaynaklarını araştırmak için ilk kez deniz ve okyanusların diplerine indiler. Araştırmaların da dikkati çeken en önemli noktalardan biri Dünya’nın kırıklı yapısı oldu. Dünya’nın dış yüzeyindeki kayalık tabaka; kuzey-güney ve doğu-batı doğrultulu olup, on binlerce kilometre uzunluğunda çok sayıda geniş çatlak(fay) ile yarılmıştı. Yeryüzünün bu kırıklı yapısı sayesinde, önemli miktarda ısı dışarı atılır ve erimiş kayaların büyük bir kısmı okyanuslardaki tepeleri oluşturur. Eğer yeryüzünün, kabuğundan yüksek miktarda ısının dışarı çıkmasına olanak veren bu yapısı olmasaydı Dünya üzerinde hayat imkansız olurdu. Çünkü bu durumda yer kabuğunun altından çıkış noktası bulamayan ısı, çok büyük miktarlarda olumsuz nükleer etki meydana getirecekti.

İlave bilgi için tıklayınız: 

- Kur'an’ın mucizelik yönleri kırk tanedir deniliyor; bunu nasıl anlamak gerekir?..

Selam ve dua ile
Sorularla İslamiyet

kaynağı değiştir]

19 sistemi görüşü, güncel metinler üzerinde yapılan bir çalışmayla Kur'an metninin 19 sayısının tam katları üzerine tasarlandığını ve bu sistemin kanıtlaması üzerinden de Kur'an'ın birtakım değişikliklerden korunarak günümüze kadar korunduğunu savunan bir tezdir. Bu sayı sisteminin dayanağı olarak Müddessir Suresi'nin ayeti gösterilir:[50]

Üzerinde on dokuz (görevli melek) vardır. (Müddessir Suresi: 30)

Bu tezin savunucuları, 14 asırdır anlamları anlaşılmayan başlangıç harf setlerinin de bu sistem yoluyla açıklandığı kanaatindedirler.[kaynak belirtilmeli]

Bu tez, yılında Mısırlı yazar Reşad Halife tarafından yayımlanmıştır. Bu tezin öğretilerine örnek olarak;

verilebilir.[51]

Ayrıca, 19'dan söz eden surenin vahyinden tam 19x74 Kamerî yıl sonra yılında ortaya çıkması, "gizlenen" diye anılan bu surenin ilk iki ayetini oluşturan ilk cümlesinin tam 19 harf olup ebced değerinin olması ve son olarak, onu keşfeden Reşad Halife'nin adının kök türevlerinin Kur'an'da tam 19 kez geçmesi ilginçtir.[52]

Tez yayımlandığı yıllarda İslam dünyasında büyük ilgi görse de, 'te Reşad Halife, bu sisteme uymadığı gerekçesiyle Tevbe Suresi'nin, günümüz mushaflarının hemen hepsinde ayet olarak yazılan ve sıralı cümlelerinin ayet olmadığını, kitabın yazımından sonra insanlar tarafından eklendiğini iddia etti. Bu iddiası İslam dünyasında büyük tepki çekti.

Edebi açıdan eşsizlik[değiştir kaynağı değiştir]

Ebu Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı. O, alevli bir ateşe girecektir. Sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir); boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu hâlde. (Tebbet Suresi: )

Tebbet Suresi, yaşayan bir insan hakkında inmiş tek suredir. Sure, Muhammed'in amcası Ebu Leheb üzerine inmiştir. Söylenenlere göre Peygamber Muhammed'in mesajına inanmayarak kendisine muhalefet olanların başında, amcası Ebu Leheb ve karısı Ümmü Cemil geliyordu. Ebu Leheb ve karısı, Muhammed'e muhalefet olmakla kalmıyor; kendisine türlü türlü eziyetler yapmaktan, örneğin Muhammed'in geçeceği yollara dikenler sermekten, pisliklerini onun evinin önüne gelişigüzel atmaktan veya evlerini taşlamaktan kaçınmıyorlardı. Bu nedenlerle sure, tamamen Ebu Leheb ve karısının aleyhine indirilen beddua ayetlerini içermektedir.

Tebbet Suresi, Müslümanlar için mucizevi bir özelliktedir. Çünkü anlatımlara göre Ebu Leheb, bu sure indikten sonra yıl daha yaşadı ve iman etmedi. Eğer Ebu Leheb sonradan Müslüman olsaydı veya bu Kur'an ayetlerini yalanlamak için Müslüman olduğuna dair bir rol yapsaydı, birçok kişinin aklını bulandıracak, Kur'an ayetlerini yalancı durumuna getirecek ve insanların Muhammed'e olan inancını ve güvenini kıracaktı. Ancak, Ebu Leheb'in Müslüman rolü dahi yapmadığı ve inançsız bir şekilde öldüğü söylenmektedir.[45]

Mekke'nin fethedileceği[değiştir

Sual: Bir ateist, Allah’a inanmadığı için, Kur’anı peygamberin yazdığını ve yanlışlarla dolu olduğunu söyleyip örnek veriyor, (Yasin sûresinin âyeti yanlıştır. Güneş sabittir, dönmez) diyor. Kur’anın Allah kelamı olduğu nasıl inkâr edilebilir?
CEVAP
Ateist, dini bilmediği gibi, fen ilminden de haberi yoktur. Eğer haberi varsa, kasten gerçekleri inkâr etmekte, tutmasa da iz bırakır düşüncesiyle Kur’an-ı kerime çamur atmaktadır. Güneş’in sabit durduğunu söylemekte bir kasıt yoksa cahillik vardır. Fen kitaplarında ve ansiklopedilerde Güneş’in de döndüğü bildirilmektedir.

Güneş nedir?
Dünyada canlıların yaşayabilmesi için gerekli olan ısı ve ışık enerjisini sağlayan, kendi sisteminin merkezinde yer almış, Samanyolu galaksisindeki yaklaşık iki yüz milyar yıldızdan biri Güneş’tir. Güneş’in ekseni etrafında döndüğü ’de Galile tarafından ispatlanmıştır. Güneş’in, o tarihte Galile’nin bilmediği, anlamadığı bir hareketi daha vardır. Güneş denilen yıldız, kendine bağlı sistemiyle birlikte bir öteleme hareketi yapmakta ve Herkül Takım Yıldızı içinde Apeks adı verilen bir noktaya doğru saniyede km’lik bir hızla ilerlemektedir. (Y. Rehber Ans.)

Yanlış denilen âyetin meali şöyledir: (Ne Güneş’in Ay’a yetişmesi mümkün olur, ne de gece gündüzü geçer. Ay, Güneş ve yıldızların her biri kendi yörüngesinde yüzer.) [Yasin 40; Celaleyn]

Demek ki, gökteki bütün yıldızlar, kendi yörüngelerinde hareket etmektedir. Ateist, Allah’ı inkâr ettiği için, Orta Çağda Güneş’in hareketi nereden bilinsin diye düşünüyor. Koca kâinatın kendiliğinden olduğunu sanıyor. Hâlbuki her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. İki âyet meali:
(Allah her şeyin yaratıcısıdır.)
[Zümer 62],

(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

Ateist sırf Allah’ı inkâr etmek için, insanın insandan değil de, maymundan geldiğini savunursa da, maymunu kimin yarattığını söyleyemez. Gezegenleri de yoktan yaratan Allah, onların nasıl hareket ettiklerini bilmez mi? Üç âyet meali:
(Allah her şeyi bilir.) [Hücurat 16],

(Yaratan hiç bilmez mi?) [Mülk 14],

(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) [Bekara ]

Kur'an-ı kerimin dili
Kur’an-ı kerim, o günkü insanların anlayacakları dilde ve onların anlayacakları seviyede inmiştir. Mesela Arapça bilen Arap halkına Türkçe veya İngilizce inmemiştir. Yusuf sûresinin, (Anlayasınız diye biz Kur’anı Arapça olarak indirdik) mealindeki 2. âyeti, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor:
Biz Kur’an-ı kerimi başka bir dille değil, en geniş, en açık, en ahenktar olan Arap lügati üzere indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu kitabın bir şaheser, hükümlerinin, tesirli sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini anlar, Müslüman olmayı en büyük en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an, sizin dilinizle indi. Birçok edebiyatçının, şairin sözünü bilirsiniz. Hiç birine benzemiyor. İncelerseniz, bunun insan sözü olmadığını, ilahi bir kelam olduğunu kolayca anlarsınız.

Kur’an-ı kerim, bir fen kitabı değil, bir iman kitabıdır. Anayasada bile, cezalar kanunlara havale edilir. Kur’an-ı kerimin detaylı bilgisi ise, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Kur’andaki bilgilerin açıklaması hadislerden ve tefsirlerden öğrenilir. O zamanın insanlarına bitkilerin, ağaçların döllenmesi [tozlaşması] hakkında bugünkü fen bilgileri ışığında anlatılsa, anlayamazlar. Hattâ anlamayanlardan bir kısmı inkâr eder, küfre düşerdi. Kur’an-ı kerimde kısaca, (Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik) buyurulur. (Hicr 22)

Burada sadece rüzgârın aşılamaya sebep olduğu anlaşılır. Ama nasıl aşılandığı bilinmez. Bunun Peygamber efendimiz tarafından veya müfessirler tarafından açıklanması gerekir. Gezegenlerin dönüşleri de böyledir. Hangisi hangisinin etrafında ne kadar hızla döndüğünü Kur'an-ı kerimden anlayamayız. Âyet-i kerimeleri açıklamak için hadis-i şeriflere ve tefsir âlimlerinin kitaplarına bakmak gerekir.

Kur'an Allah kelamıdır
Kur’an-ı kerimin bir mucize olduğu çeşitli yönlerden ispatlanmıştır: Peygamber efendimiz, kimseden bir şey öğrenmemiş, hiç yazı yazmamışken ve geçmişlerden ve etraftakilerden haberi olmayan insanlar arasında hâsıl olmuşken, Tevrat’ta, İncil’de ve bütün başka kitaplarda yazılı şeyleri bildirdi. Geçmişlerin hallerinden haber verdi. Her dinden, her meslekten ileri gelenlerin hepsini hüccet ve deliller söyleyerek susturdu. Allahü teâlâ, Resulüne buyuruyor ki:
(Sen bundan [Kur’an gelmeden] önce bir kitap okumuş ve onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı bâtıl yoldakiler, [Kur’anı başkasından öğrenmiş veya önceki semavi kitaplardan almış] derler ve [Yahudiler de, Onun vasfı Tevrat’ta ümmidir, bu ise ümmi değil diye] şüpheye düşerlerdi.) [Ankebut 48]

Kur’an-ı kerimde insanların söyleyemeyeceği şeyler pek çoktur. Birkaçı şöyledir:
1- İcaz ve belagat: Yani az söz ile pürüzsüz ve kusursuz olarak, çok şey anlatmaktır. Bütün şairler, edebiyatçılar, Kur’an-ı kerimin nazmında ve manasında âciz ve hayran kalmışlar, bir âyetin benzerini söyleyememişlerdir. İcazı ve belagati insan sözüne benzemez. Yani, bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozulur. Bir kelimesinin yerine koymak için, başka kelime arayan bulamamıştır.

2- Âyetler, yani sözler ve cümleler, Arapların sözlerine ve şiirlerine hiç benzemez. Kur’an-ı kerimin yanında onların sözleri, cam parçalarının elmasa benzemesi gibidir. Dil uzmanları bunu pekiyi görmektedir.

3- Bir insan, Kur’an-ı kerimi ne kadar çok okursa okusun bıkmaz, usanmaz. Arzusu, hevesi, sevgisi ve zevki artar. Hâlbuki Kur'an-ı kerimin tercümelerinin ve başka şekillerde yazmalarının ve diğer bütün kitapların okunmasında, böyle arzu ve lezzet artması olmuyor. Usanç hâsıl oluyor. Yorulmak başkadır, usanmak başkadır.

4- Geçmiş insanların bilinmeyen hallerinden birçok şey Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir.

5- İleride olacak şeyleri bildirmektedir. Çoğu meydana çıkmış ve çıkmaktadır. Mesela, Rum sûresinin 3. âyetinde mealen, (Rumlar, en yakın bir yerde mağlup oldu. Hâlbuki onlar, bu mağlubiyetten sonra birkaç yıl içinde galip gelecektir) buyuruldu. Bu âyet, Rum Kayseri Heraklius’un İran şahı Husrev Perviz’e galip geleceğini önceden haber verdi. Aynen vaki oldu.

Allahü teâlâ, her asırda en az bir kişiyi Peygamber olarak göndermiş, ona çeşitli mucizeler vermiştir. Mesela, Hazret-i Musa zamanında sihir, büyücülük çok ilerlemişti. Hazret-i Musa asasını yere koyup büyük bir ejderha olmuş, sihirbazların ellerindeki aletleri, ipleri yutmuştur.

Hazret-i İsa zamanında tıp çok ileri idi. Hazret-i İsa mucize olarak, körleri iyi etmiş, ölüleri diriltmiştir.

Bizim Peygamberimizin zamanında ise, edebi söz ve yazı sanatı çok ileriydi. Yarışmada birinci olan şiir, yazı ve konuşmalar Kâbe duvarına asılırdı. Kur’an-ı kerim gelince bunlar indirilip yerine, gelen âyetler kondu. İnatçı kâfirler hariç herkes Kur’an-ı kerimin Allah’ın kelamı olduğuna inandı.

Kur’anda, (Bu Kur’an, Allah kelamıdır. İnanmıyorsanız, bir âyeti kadar siz de söyleyin! Söyleyemezsiniz) buyuruluyor. Bütün düşmanlar el ele verip, yıllarca uğraştıkları halde onun benzerini bugüne kadar söyleyemediler. Söylemeleri de mümkün değildir. Söylemek de mümkün değildir. Bunun dışında Peygamber efendimiz aleyhisselamın sayısız mucizesi görüldü.

Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(De ki: Mucizeler Allahü teâlânın kudreti ve iradesi ile olur.) [Ankebut 50]

Ancak Allahü teâlâ, enbiyasını ve evliyasını başka kullarından üstün tutmuş, başkalarına vermediği mucize ve keramet gibi harikaları, bu zatlara ihsan etmiştir.

Bugünkü 4 İncil’de pek çok çelişki vardır. Bu da, insan eliyle yazıldığını gösterir. Hâlbuki Kur’an-ı kerimde tenakuz yoktur. Bir âyet meali:
(Eğer Kur’an, Allah’tan başkasından gelseydi, içinde pek çok tutarsızlık bulunurdu.) [Nisa 82]

İkinci önemli husus, nasıl insan, bir karınca bile yaratamıyorsa, Kur’an-ı kerimin bir cümlesini meydana getiremez. 14 asırdan beri de, benzeri yazılamadı. İki âyet meali şöyledir:
(Eğer kulumuza [Resulüme] indirdiğimizden [Kur’anın Allah’tan geldiğinde] bir şüpheniz varsa, iddianızda doğruysanız, Allah’tan gayri şahitlerinizi [putlarınızı, bilginlerinizi] de yardıma çağırıp, haydi onun benzeri bir sûre meydana getirin! Bunu asla yapamazsınız.) [Bekara 23, 24]

(Bu Kur’anın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp, birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88]

Üçüncü husus ise, Kur’an hiç değiştirilemez. İki âyet meali şöyledir:
(Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]

(Allah’ın kelamını [Kur’an-ı kerimi] kimse değiştiremez.) [Enam ]

Bugüne kadar kimse değiştirememiştir. Birkaç ateistin veya ateist kılığına girip Kur’ana ve İslam’a saldıran misyonerlerin iftiralarının ne önemi olur ki. Allahü teâlâ, sahibi benim, koruyanı benim, şahidi benim buyuruyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberini, doğruluk rehberi Kur’an ve hak dinle gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.) [Fetih 28]

Bu kadar vesikalardan da anlaşıldığı gibi Kur’an-ı kerim Allah kelamıdır.

nest...

batman iftar saati 2021 viranşehir kaç kilometre seferberlik ne demek namaz nasıl kılınır ve hangi dualar okunur özel jimer anlamlı bayram mesajı maxoak 50.000 mah powerbank cin tırnağı nedir