takunyalı führer pdf indir / Takunyalı Führer (Ergün Poyraz) - Fiyat & Satın Al | D&R

Takunyalı Führer Pdf Indir

takunyalı führer pdf indir

Takunyalı Führer pdf İndir


"Bugün size iki Silivri kitabından söz edeceğim. Bu kitaplar mutlaka ama mutlaka okunmalı. İlki 'den bu yana Silivri Cezaevinde yatmakta olan Ergün Poyraz'ın kitabı, 'Takunyalı Führer' Burada size bir soru soruyorum.: Tayyip'i iyice, kökeni, ailesi, geçmişi, yaptıkları ve bilinmeyen marifetleri ile tanımak istiyor musunuz? Yanıtınız 'evet' ise, bu kitabı okumaya eliniz mahkum. Zaten öyle bir şey ki, kitabın kapağındaki fotoğrafı görünce irkiliyor ve ilk satırı okuduktan sonra bırakamıyorsunuz. Karşınızda hiç bilmediğiniz Tayyip var. Tekmili 36 kısım muhteşem bir Tayyip belgeseli bu kitabı Tayyip de mutlaka okumalı. 'Takunyalı Führer' muhteşem bir Tayyip belgeseli olmuş, hemen okunmalı. Ellerine sağlık Ergün Poyraz." -Emin Çölaşan; Sözcü - 1 Ağustos "Ergün Poyraz, bana göre yazarken heykeli dikilmesi gereken yazarlardan biridir Ergün Poyraz bir başarıya daha imza attı ve Recep Tayyip Erdoğan hakkında yazdığı 'Takunyalı Führer'i yayınlattı. Kitapta, Üzeyir Garih'in cinayetinde Tayyip Erdoğan'ın gölgesi, Abdullah Gül'ün Ermenistan bağlantısı ve Ermeni kökenli olduğu iddiası Nimet Çubukçu'nun Tayyip Erdoğan'la derin ilişkileri Emine Erdoğan'ın Ergün Poyraz'la üç yıl önce yaptığı röportaj da 'Nimet Çubukçu'dan rahatsızım' demesi yer alıyor." -Vural Savaş; Sözcü, 6 Ağustos (Tanıtım Bülteninden) Taşınabilir belge biçimi, Acrobat ürünleri için Adobe tarafından oluşturuldu. Bu biçim için yazılım desteği birçok cihazda mevcut olduğu zamanlarda bu çok popüler bir biçim-kitaptır. PDF okuyucu örnekleri kitap okumak için Takunyalı Führer Adobe Reader, Foxit Reader, Nitro PDF Reader, PDF-XChange Görüntüleyici, xPDF ve daha fazlası. Bunların çoğu ücretsiz. Akıllı telefonlarda küçük ekranları uyacak şekilde azaltılmış zaman bu biçimde bir dezavantajı PDF içeriği genellikle A4 veya mektup boyutuna ölçekli olmasıdır, bu okunamaz hale gelir. Önce PDF elektronik ortamda kitap Takunyalı Führer okumak için tasarlanmıştır. Takunyalı Führer. PDF görmek için bir çok program ve ücretsiz resmi program Adobe Reader vardır. Modern profesyonel baskı ekipmanları Önemli sayıda mümkün herhangi bir yazılım kullanmadan bu biçimde kitabı Takunyalı Führer okumayı kolaylaştırır PDF biçiminde, donanım desteği vardır. PDF bir kitap oluşturmak için geleneksel bir yol Takunyalı Führer sanal yazıcı, yani kendisi uzman programında hazırlanan belgedir - grafik programı veya metin editörü, CAD, vb, sonra ihraç kitap formatında elektronik ortamda dağıtımı için PDF Takunyalı Führer, vb basın aktarmak PDF, 1 Temmuz tarihi itibariyle açık ISO standardıdır. PDF formatındaki Kitap Takunyalı Führer (metin satır satır), vektör ve raster eklemeleri gerekli formlar ve multimedya kaynakları eklemenize olanak verir. PDF kitap Takunyalı Führer korumak ve imzaları doğrulamak için elektronik belgeler için bir mekanizma içermektedir. Bu biçimde, Takunyalı Führer bir belge olarak dağıtılır. Takunyalı Führer PDF dosyasını şu bağlantılardan indirebilirsiniz:

İndir kitap
Author: Haluk Category: N/A

Share Embed Donate

Report this link



Short Description

Download Ergun Poyraz Takunyali Fuhrer

Description

Ergün Poyraz _ Takunyali Fuhrer Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır. UYARI: seafoodplus.info Kitap sevenlerin yeni buluşma noktasından herkese merhabalar Cehaletin yenildiği, sevginin, iyiliğin ve bilginin paylaşıldığı yer olarak gördüğümüz sitemizdeki tüm e-kitaplar, Sayılı Kanun'un ilgili maddesine istinaden, engellilerin faydalanabilmeleri amacıyla ekran okuyucu, ses sentezleyici program, konuşan "Braille Not Speak", kabartma ekran vebenzeri yardımcı araçlara, uyumluolacak şekilde, "TXT","DOC" ve "HTML" gibi formatlarda, tarayıcı ve OCR (optik karakter tanıma) yazılımı kullanılarak, sadece görmeengelliler için, hazırlanmaktadır. Tümüyle ücretsiz olan sitemizdeki e-kitaplar, "Engelli-engelsiz elele"düşüncesiyle, hiçbir ticari amaç gözetilmeksizin, tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak, engelli-engelsiz Yardımsever arkadaşlarımızın yoğun emeği sayesinde, görme engelli kitap sevenlerin istifadesine sunulmaktadır. Bu e-kitaplar hiçbirşekilde ticari amaçla veya kanuna aykırı olarak kullanılamaz, kullandırılamaz. Aksi kullanımdan doğabilecek tümyasalsorumluluklar kullanana aittir. Sitemizin amacı asla eser sahiplerine zarar vermek değildir. seafoodplus.info web sitesinin amacı görme engellilerin kitap okuma hak ve özgürlüğünü yüceltmek ve kitap okuma alışkanlığını pekiştirmektir. Sevginin olduğu gibi, bilginin de paylaşıldıkça pekişeceğine inanıyoruz. Tüm kitap dostlarına, görme engellilerin kitap okuyabilmeleri için gösterdikleri çabalardan ve yaptıkları katkılardan ötürü teşekkür ediyoruz. Bilgi paylaşmakla çoğalır. İLGİLİ KANUN: Sayılı Kanun'un "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler" bölümünde yeralan "EK MADDE 11" : "ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaçgüdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri formatlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir." Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." bu e-kitap Görme engelliler için düzenlenmiştir. Kitap taramak gerçekten incelik ve beceri isteyen, zahmet verici bir iştir. Ne mutlu ki, bir görme engellinin, düzgün taranmış ve hazırlanmış bir e-kitabı okuyabilmesinden duyduğu sevinci paylaşabilmek tüm zahmete değer. Sizler de bu mutluluğu paylaşabilmek için bir kitabınızı tarayıp, [email&#;protected] veya [email&#;protected] Adresine göndermeyi ve bu isimsiz kahramanlara katılmayı düşünebilirsiniz.

Bu Kitaplar size gelene kadar verilen emeğe ve kanunlara saygı göstererek lütfen bu açıklamaları silmeyiniz. Siz de bir görme engelliye, okuyabileceği formatlarda, bir kitap armağan ediniz Teşekkürler. Ne Mutlu Bilgi için, Bilgece yaşayanlara. TÜRKİYE Beyazay Derneği seafoodplus.info seafoodplus.info e-posta: [email&#;protected][email&#;protected] Ergün Poyraz _ Takunyali Fuhrer Togan Yayınları 32 İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Müdürü Yazan Kapak & tç Düzen Baskı ISBN Kültür Bakanlığı Yayıncı Sertifika No Togan Yayıncılık Bizim Avrasya Yay. Turiz. İnş. ve San. Tic. Ltd. Şti. İsmail Arlı Ergün Poyraz Togan Yayınlan Çalış Ofset Davutpaşa Cad. No: 8 Topkapı-lst. Tel: 11 04 BİZİM AVRASYA YAY Kuruluşudur. Alifakih Cad. 26/c Kocamustafapaşa/lstanbul Tel: 66 28 - 22 94 ® Tüm haklan saklıdır. Bu kitabın tamamı ya da bir kısmı sayıb yasanın hükümlerine göre, kitabı yayımlayan TOGAN YAYlNLARI'nm ve yazarın izni olmaksızın elektronik, mekanik, fotokopi ya da herhangi bir kayıt sistemi ile çoğaltılamaz, yayınlanamaz, depolanamaz. TAKUNYALI FÜHRER Ergün Poyraz T®gan "öyle horozlar vardır ki öttükleri için güneşin doğduğunu zannederler." "Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana bunun gibi bir Cumhuriyet düşmanı hiçbir zaman ülke yönetimine hakim olmadı, ne Başbakan olarak, ne de Cumhurbaşkanı olarak." (Ergenekon iddanamesi ekleri; klasör dizi sayfa) içindekiler önsöz Reis Kaptan Bakatoğlu çetesi İne dikomas pedi 9 AKP'den Hıristiyanlığa büyük hizmet Aradığı yazarı buldu Büyükanıt ne gördü^32

Peygamber GATA'ya husumet, Fransa'ya sen bilin abi Yağcı "^0 İstismarın katmerlisi 1 Türk değil Osman Yıldırım ve Hatip Dicle Babası kaplanmış Namaz kıldırma masalı Bataklık çiçeği Kur'an bülbülü Boynu bükük bülbül Albay Tayyip Çaylak Bu ne biçim karakter Şerefsiz At sineği MİT, Tayyip'i seviyooo Humeyni özlemcisi Türkler İBDA-C ve Tayyip 10 TAKUNYALI FÜHRER Beyninin yarısı Kürtlerde^ Tayyip ile Emine'nin gözyaşları Her zeminde asker düşmanlığı Viskiden kopya Cami istismarı Camiyi kiliseye çevirdiler Nabza göre şerbet

Papaz elbisesi ve Milli Görüş Milli Görüş parası ile içki Tayyip genelevde Cemil İpekçi Tayyip'i öptü mü Sulu gözlü Tayyip Civan delikanlı HV Öküz idrarh su 7 Erdoğan'ın dava arkadaşı Tayyip' in dostları Tayyip, arkadaşları şarap ve kaçak Marlboro Tayyip'in yeğeni esrardan tutuklandı Nasıl izin istenir Tayyip ve bombacılar Uyuşturucu babası ve Tayyip Tayyip ve çetenin adamları Cinayetler Bir futbolcu doğuyor Paytak Reco Bu nasıl love story Zindanda rüya Evlenme garantili rüya Aşk Yolculuğu Kaportası bozuklar 8 Emine Şenlikoğlu Çok gezerdi

Bu nasıl sevecenlik 29 Hıyarla gelen güzellik Emine'nin duası 31 Üç çocuk Türbanh Katerina ERGON POYRAZ H Kadın bacakları Dokunduğu iflah olmuyor Sinek konsa korkardı tatlı canından Krokih teröristler Otoriteye hep boyun eğdi Tok, açın halinden anlamaz İmam bunu yaparsa Uyuşturucu, silah, BCCI, Tayyip, Emniyet ve Ergenekon Milh Piyango Tayyip konuşanı siliyor Milletvekih haddini bilmeli O Hakan'lar Tayyip'in uşağı mı Padişah'a baş kaldıranın kellesi gidiyor Hitler'in takunyah versiyonu Allah'tan korkun 96 Padişah mısın Tayyip kuyruğu Şimdi beni küfür ettireceksiniz AKP'ye dokunan yanıyor Kriminal cemaat Tayyip'e hayır dedi şirketlerine müfettiş yağdı

Dokunmayan vezir oluyor Derneği fener, yediği döner, gıkını çıkartırsan polis döver Dünür'e de polis dayağı Tiryakiyi polisle korkuttu Gülen Hareketi Türkiye'yi Pohs Devletine Götürdü Sınırsız, kontrolsüz pohs devleti Tayyip nereye koşuyor Takunyah Hitler Tayyip'in feryatları 21 Hitler nasıl yaratıldı Führer ne der Hitler ile Tayyip'in kaderi Başkanlık sistemi 36 İhtiras tramvayı Değişim masalı Unutulan ütopya: İslam Birliği 12 • TAKUNYALI FÜHRER Mehdi Tayyip Aldatdan Müslümanlar Kutsal şifreler Erbakan, Firavun, Tayyip ve Musa Bu nasıl Müslümanlık Tayyip'in ingilizcesi 6 Recep Akdağ kaç paralık dayılandı . Tuncay'ın heykeli dikilmeli Çürük Ecevit'in hastalığını diline doladı Şantaj

Fırdöndü Ermenistan'a buğday Manavgat'ın suyu Kürt Sorunu Kıbrıs'ı satıyorlar Erdoğan ve Talat'ın karanlık görüşmesi Devlet mevlet işini hiç dile getirmeyelim Yes be annem Avrupa Birliği Oligarşi Bir bilmeyen kim Erken seçim geri kalmışlıkmış Bu şarkı burada bitmez Şeriatçı Tayyip Değişim Laiklik ve Tayyip 8 Tayyip ve faiz Cami yaptıracağım dedi, kilise inşa etti Ayasofya Cem evi cümbüş evi Üçüncü köprü YÖK Kadın eh sıkma Kıyam At kasabı Zekeriya Öz'e Smith Wesson ERGÜN POYRAZ 13

Tayyip'in hal ve gidişi zayıf En büyük Müslüman tiplemesi Amerikah'dan Tayyip'e kıvırtma PKK baştacı Herkese hiddetli, PKK'ya şefkath, Hasstir Erdoğan'a ağır hakaret Milliyetçilik düşmanı emperyalistler Müslümanlık kuyruğunda. Amerikan şeriatı Kim yakışıklı Seçilmiş kişilik Yahudi iftarı Yahudi Erdoğan'a minnettar Referansı Yahudi 52 Yahudiler Tayyip'e ödül yağdırıyor Karma namaz Tayyip ve Cihan Kamer Bal tutan parmağını yalar Izgaracı Bilal Remzi Gür Tayyip'in kasası Atasay sokak IHH IHH ve bağlantıları İlişki Yasin El Kadı Hikmetyar'ı tanıyor muyuz

Türk Suudi Yatırım Ortaklığı Tayyip'e Kral Faysal ödülü Ödül'ün sırrı Mardin fetvası Bir garip ortaklık daha Gizlenen bağlantı El Kaide Hedefteki cemaat • Sudan Çalık ailesi nasıl zengin oldu Cevap ver Tayyip 4 TAKUNYALI FÜHRER Çahk'ın elektrik borcu Tayyip'in paketi Damadı müdür yaptı kısmeti açıldı Üçüncü uçak Devlet, millet kesesinden düğüne Helikopter Hızh tren Tüccar siyaset Sokakta yuhalanan Başbakan AKP'nin oyu artıyorsa halkın aklına şaşarım Son söz olarak önsöz Bundan yaklaşık yirmi yıl önce Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde; tapusuz orman arazisine kaçak bina yaptığının ortaya çıkması ve bu binanın haberlerinin medyada yer almasının ardından çaresizlik içinde yoksulluğuna sığman Tayyip, o günlerde 2 katlı eski bir binada kiracı olarak oturuyordu. Kötü bir takım elbisesi vardı. Ceketinin önü kavuşmuyor, düğmelerini güçlükle ilikliyordu.

Kendisine beyaz renkli eski bir Reno verdiler. Parasızlıktan arabanın bozuk kapısını bile yaptıramıyor, sürekli açılan kapıyı iple bağlıyordu. Yıllar rüzgâr gibi geçti. Önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Hurda Reno son model Mercedes ve Passatlaıia değişti. Şirketler peş peşe açıldı. Ülker grubunun dağıtımcılığını üstlendi. Araziler, apartman daireleri ve villalar aldı. Başbakan olduktan sonra önce 20 bin, ardından 40 bin dolarlık Frank Muller marka saatler takmaya, 30 bin dolardan başlayan takım elbiseler satan Bijan'dan giyinmeye başladı. 12 bin dolaı-hk çelik gömlekler sipariş edildi. Geceliği 10 bin dolarlık lüks otellerde tatil yaptı. Oysa Başbakanlığının ilk döneminde Alman Başbakanı'na şöyle yakmıyordu: "Bana verilen maaş çok düşük, yetmiyor. Bizim maaşımız 3 bin küsur Euro. Ticarette kazancım olmasa bununla geçine-mem. Sen ne kadar maaş alıyorsun?" lö • TAKUNYALI FÜHRER 79 yılda tüm hükümetlerin yaptığı borçlanmaları tek başına 7 yılda gerçekleştirdi. Ülkenin tüm değerlerini ve kaynaklarını satmalarına rağmen, milyar dolarla aldığı borç miktarını milyar doların üzerine çıkardı. Kendisinden önceki Başbakanlar örtülü ödenekten bir iki milyon lirayı zor harcarken Tayyip, sadece 'da milyon TL harcadı. Sıkı şeriatçıydı. "Referansım İslam", "Elhamdülillah şeriatçıyım" diyor, "Yahudilerle harp yapılmadan kıyamet kopmaya-cak" anlayışını benimsiyordu. Yahudiler ağaçların ardına saklanacak, ağaçlar Yahudileri ihbar edecek ve bunlar da o Yahudileri öldürecekti. Ancak daha sonra referansının Yahudi olduğunu ilan etti. Sonra döndü bir de Yahudilerden ödül üzerine ödül aldı. Davos'ta "van minüt" şovu yaptı. Ardından, Bosna'ya yardım amacıyla toplanan paralan iç eden derneğe, Gazze'ye sözde yardım yapacak diye devletin gemisini verdiler. İçine doldurdukları ve ellerinden "ölüm taahhütnamesi" aldıkları insanları İsraillilerin vurması için, her türlü kışkırtmayı yaptılar. Murat Mercan başta olmak üzere, bazı AKP'h milletvekilleri son anda Tayyip'in talimatı ile gemiye binmekten vazgeçti Sonuç; Dokuz ölü Türk vatandaşı ve bu ölülerin ardından yapılan istismar mitingleri. Herkesten üç çocuk istedi. Hatta 80'hk yaşlılardan bile. Ancak bir tek kendi oğlundan murad göremedi. Evliliğinin üzerinden 10 yıldan fazla süre geçen Burak'ın daha siftahı yok. Üç çocuk meselesini Nimet bile üzerine alındı da, askerlikten çürük Burak ipleye-medi (!). Cumhurbaşkanı olacaktı, zor geçen bir gecenin sabahında sara krizi geçirdi. Hastanede canıyla cebelleşirken Emine'si 6,5 saat yanma gelmedi, gelemedi ve o gün Cumhurbaşkanhğı hayalleri suya düştü. ERGÜN POYRAZ 17 Tayyip, 14 Mayıs tarihinde Atina ziyareti öncesi Baykal hakkında ortaya atılan iddia sanki gerçekmiş gibi şunları söyledi: "Eşlerine ihanet edenleri hiçbir zaman bu toplumun içinde kalkıp da mağdur olarak göremeyiz Şu ana kadar ana muhalefet lideri böyle bir şeyi yapmadığını da söylemiyor. İsmi geçen diğer isim, o da söylemiyor" 28 Ağustos tarihh Sözcü Gazetesi manşetten hemen hemen tam sayfa "Emine Hanım, Kürşat Tüzmen'in evinde kiminle görüştü" başlığıyla çıktı. Ve "Çok gizli görüşme, Papa'nın Ankara'ya geldiği gün gerçekleşmiş. Böyle bir görüşme oldu mu? Olduysa kiminle yapıldı? Ne konuşuldu" şeklinde sorular soruldu. Sözcü'yü, Hürriyet, Yeniçağ ve diğer gazeteler ve internet siteleri takip etti. Ancak dağlardan taşlardan ses geldi de, sadece ve sadece Emine ile Tayyip'den çıt çıkmadı. Kendi deyimiyle "böyle bir şey olmadı" diyemediler. Tayyip, "Hedefe varmak için papaz elbisesi bile giyerim" dedi. Demekle kalmadı, giydi de Papazlar ile Hahamlar en yakın dostu oldu. Tarikatçılar, FetuUahçılar ve 2. Cumhuriyetçiler ise ticari ve siyasi arkadaş Beraber el

ele yürüdüler; ülkeyi cahiUeştir-me, yoksullaştırma, bölüp parçalama ve yok etme yolunda Önce muhafazakârlaştı sonra liberalleşti, sadece kendi yakınlarına karşı olsa da arada bir yerde demokratlaştı. Sonra Putin'e özendi. Ardından Hitlerleşti. İktidarı döneminde yağma, talan, soygun ve vurgunları ortaya çıkaranları, hainlerin maskelerini düşürenleri, bu ülke için canım ortaya koyan kahramanları terörist, PKK'lı teröristleri ise kahraman ilan etti. Etmekle de kalmadı onları bir de çadır mahkemelerinde affetti. Bu af işi öyle bir safhaya geldi ki, militanlar rahatsız olmasın diye çadır mahkemelerinden Atatürk resimleri ve Türk bayrakları kaldırıldı. 18 . TAKUNYALI FÜHRER Yahudi'yi yoldaş, Rum'u kardaş, Kürt'ü arkadaş, Ermeni'yi candaş, 2. Cumhuriyetçileri ve liboşları gönüldaş, başta F tipi olmak üzere tüm tarikatları yandaş ilan etti. Türk'ü ise can düşman! PKK'blann küfürlerini yaladı yuttu. Apo'nun Avukatı'nın "kafayı üşütmüş" yollu sözlerini sineye çekti. Hele Osman Bayde-mir'in "Meşe ağacının hangi dalı nerenize battı sayın hükümet" şeklindeki hakaretleri karşısında, "elhamdülillah" diyerek boyun eğdi. Yine Baydemir'in "Hass tir"li sözlerine tepkisi sadece "ey vallah"la kaldı. Gariban öğrenci, işçi, memur, çiftçi ve köylü karşısında ise, Kasımpaşalı eli maşalı oldu. Garibanları polislerine dövdürdü, polis dayağından dünürü bile nasibini aldı. Führerleşti. Hatta Hitler'e bile rahmet okuttu. Hitler'in takunyalı versiyonuna dönüştü. Ahmet Kaya'ya ağıtlar düzdü. Dün sövdüğü Nazım'a bugün methiyeler yağdırdı. Belediye Başkanlığı döneminde; "Aziz Nesin'in ismini İstanbul'a sokmanı" dedi. Başbakan olunca Aziz Nesin'in ardına sığındı. Onun Alaaddin Tiritoğlu için sarf ettiği "Ey Türk faşisti" sözlerini İsmet İnönü için .söylediğini iddia etti. Nesin'den dinleyehmSon derece ahlaksız, şerefsiz, haysiyetsiz ve kalleş biriydi. Maaşlı bir eleman iken aldığı rüşvetleri yastık altında biriktirdi. Foyası ortaya çıkmaya yüz tutunca, siyasetin dokunulmazlık zırhına bürünmek istedi. Önce Belediye Başkam oldu. Yağcılık yapa yapa, rüşveti her yere bulaştıra bulaştıra yükseldi. Yağma, talan, soygun ve vurgun etiketi oldu. Yalanlarıyla insanları kandırdı, kamplara ayırdı. Namuslu insanları birer birer harcadı. Atatürkçü insanlara komplolar kurdu. Öylesine yüzsüz, öylesine utanmaz, öylesine alçaktı ki, yolsuzluklarını ortaya çıkaranları hain kendisini ise vatansever ilan etti Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır Tabii ki; Zübük'ten. Aziz Nesin'in ünlü eserindeki Zübük'ten!.. ERGÜN POYRAZ 19 Aziz Nesin'in "Ey Türk Faşisti" şeklindeki lıitabınm adresini şaşıran Tayyip, O'nun "Bu milletin en az yüzde 60'ı aptaldır" şeklindeki sözlerinin de adresini doğru keşfedebildi mi? Hadi gelin, Hümyet Gazetesi'nden Yılmaz Özdil'in sorduğu soruyu biz de soralım: "Aziz Nesin'in bu sözlerine de itibar ediyor mu Başbakan!" Bu kitapta; Dün yırtık ayakkabıyla gezen bugün ise 3 bin dolarlık ayakkabıyı bir giyip bir daha giymeyen, dün Mahmutpaşa'dan 2. el takım elbiseyi zar zor alabiliyorken bugün 30 bin dolarlık takım elbiselerle dolaşan, dün kirada otururken bugün milyon dolarlık villaları, ge-micikleri bulunan, İngiliz Economist Dergisi'nin yazdığına göre dünyanın onuncu zengin Başbakanı olan, hakkındaki yolsuzluk'-ve çete dosyalarını gizlemek için Ergenekon iftiranamelerine sarılan, Hitler'in takunyalı sürümü habne dönüşen Tayyip'in seyir defterini bulacaksınız. Otuz iki kısım tekmib birden Ergün Poyraz 15 Haziran Silivri Cezaevi Reis Kaptan

Rize İli'nin adının kökeninin, Farsça dağ eteği, dağ dibi manasına geldiğini söyleyen araştırmacıların yanında, Evliya Çelebi Rize isminin İrizus'tan geldiğini. Yunanca "Pirinç" anlamını taşıdığını belirtiyordu. Rize'nin ilk adlarından biri Athena'ydı. Rize; Türklerin hâkimiyetine geçmeden önce, İranlıların, Romalıların, Bizanslıların ve Gürcülerin egemenliğinde kalıyordu. yıllarında Gürcüler ve Ermeniler yanlarına Rumları da alarak Türkleri bertaraf etme, Rize ve çevresinde kendilerince bir devlet kurma hayaliyle yine Gürcülerin maddi desteği akında günlük bir gazete yayınlamaya başlıyorlardı. Bu kirli ittifakı oluşturanlar, yörede yaşayan Türkleri kendi yan-larma çekebilmek, kendi emellerine ortak edebilmek amacıyla Türkçe olarak "İslam Gürcistan"ı adıyla bir gazete yayınlıyorlar, böylece, ihanetlerinin tohumlarını daha o günlerde atmaya başlıyorlardı. Bu çahşmalarmda maske olarak İslam dinini kullanıyorlar, dinin ardına sığınarak devletin temellerini oyuyorlar, başta Türklük olmak üzere tüm milli değerlere hakaretler yağdırıyorlardı. Gündüz imam gece papaz görünümünde faaliyet gösteren Gürcüler, başta Çayeli olmak üzere birçok yerde. Gürcüce basılan İncili Rum papazlarının yardımı ile Rumca'ya çevirip yöre halkına buyruklarıyla veriyorlardı: ' ¦. "İncil dilinden başka bir dil kullanırsanız cehenneme bir adım daha yaklaşırsınız." 22 TAKUNYALI FÜHRER Aynı papazlar, yöredeki Müslüman insanları kimliklerinden soyutlamak, Arapça'yı yaygınlaştırmak görünümünde, Türkçe'yi yozlaştırmak amacıyla, "İmam ve vaiz" kılığına girip bu oyunun değişik bir versiyonunu sergiliyorlar ve şöyle fetva veriyorlardı: "Kur'an dilinden başka bir dil kullanırsanız cehenneme bir adım daha yaklaşırsınız." Rize'de insanların kimliklerini asimile etmeyi amaçlayan Medreselerin başında Tayyip Efendi Medresesi geliyordu. Bu Medrese'de, başta Gürcü kökenh gündüz hoca gece rahip olan hainler; "Türklük ne demek, mezarda Rabbin kim, kitabın ne, kimin ümmetisin" diye soracaklar, "kavmin ne diye bir soru yok" şeklinde körpe beyinlere Türk düşmanlığı aşdamanın ilk ayağını gerçekleştiriyorlardı. Muzaffer Arıcı "Rize" İli'ni tanıttığı kitabının sayfasında, "Sanyana Çetesi"nden ve bu çetenin ihanetlerinden şöyle bahsediyordu: "Bölgemizi ilgilendiren mühim bir olay olduğundan Sanyana Çetesi'nden bir parça söz edelim. Bu çete bölgede canlı olarak ne bulursa, çoluk, çocuk, kadın, erkek, genç, yaşlı, hasta demeden öldürüyordu. Türlü işkenceler yapıyor, ırza geçiyor, soygun talan gibi suçları meslek edinmiş olduğa halde bir türlü ele geçmiyordu. Türk Milleti en zalim düşmanlarla ölüm kabın savaşı verirken bir yandan da bu dahili düşmanlarla uğraşıyordu. Bu çete Bulgaristan'a kaçmak için bir taka satın aldı. Bu satın alma işi Kuvva-i Mil-liyemizce tespit edildi. Sanyana ve sülalesi adamları ile bu takaya dolarak denize açıldılar. Bulgaristan'a kaçmak istiyorlardı" Bu kaçma olayı Kuvva-i Milliye'nin ısrarlı takibi sonucu yarıda kalıyor, çıkan çatışmanın ardından Sanyana Çetesi elebaşı Vano ölü ele geç iriliyordu. Çete, çocukları dâhil kadınları denize atıyor, ancak denize atılan insanların içinden bir kadın kurtarılıyordu. Bu arada Sanyana Çetesinin yandaşı olan Abacıyand Çetesi de çökertiliyordu. Güneysu ya da Tayyip'in adlandırmasıyla Potamya, Kurtuluş Savaşı yıllarında da düşmana kurşun atmak yerine isyana kalkıyor, ancak isyan bastırılıyordu. ERGÜN POYRAZ 23 Bakatoğlu Çetesi Tayyip Erdoğan Türk kökenli değildi. Türklük şuuru da taşımıyordu. Zorunlu olmadıkça Tüık sözünü kullanmıyor, Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini ayınmcıhk olarak görüyordu. Ona göre Türkiye'de 36 etnik köken vardı ve bu etnik azınlıklarla bir mozaik oluşturacaktı. Tayyip'in, Ağusîosu'nda Gürcistan gezisi sırasında söylediği; "Ben Gürcüyüm. Ailemiz Batum'dan Rize'ye göçmüş bir Gürcü ailesidir" Şeklindeki sözlerinin tepki almasının ardından. Dinci basın Tayyip'i neredeyse en büyük Türk olarak lanse etme yarışma giriyor, ancak Tayyip bu duruma bıyık

akından gülerek katılıyordu. 7 Eylül tarihh Vakit Gazetesi "Erdoğan Gürcü değil, Karadeniz Tayyip, Abdullah ve Bülent'in Üstad'lan Necip Fazd Kısakü-rek, Güneysu'daki isyanı "Son Devrin Din Mazlumları" adlı kitabının sayfasında şöyle kutsuyordu: "Ankara telaşta..! Bir zamanların kahraman Hamidiye'si şimdi Rize önünde ve kahramanlık toplarmı havaya ateş etmekle göstermekte İstiklal Mahkemesi de tezgâhmı kurmuş, dirhem kefesi yere mıhlı, adalet terazisini dengelemekle meşgul" Necip Fazıl, Hamidiye zırhlısının Rize önünde havay; topa tuttuğunu söylüyor, ancak desteksiz attığı haritaya bakınca kolayca anlaşılıyordu. Tayyip'in akrabalarının da karıştığı isyan, Güney-su'da yani kıyıdan en az 13 km içerde meydana geliyordu. Bu mesafeden top mermisinin Güneysu'ya etki etmesini söylemenin, ancak insanları din adına afyonlama gayretlerinin bir sonucu olduğu açıktı. Özellikle Rize ve çevresinde zulümlerini sürdüren Sanyana, Abacıyand ve Bakatoğlu çetelerinin artıklarının, bakiyelerinin sinsi sinsi süren ihanet dolu faaliyetleri günümüze kadar uzanıyordu. 24 . TAKUNYALI FÜHRER yerlisi" başlığı altında, Adanalı Tarihçi-Yazar olarak lanse ettikleri Cezmi Yurtsever adlı birinin yaptığı sözde araştırmayı (!) maske yaparak, Erdoğan'ın Gürcü değil Karadeniz yerbsi olduğunu söylüyordu. Tarihçi (!) Cezmi iddialanm; "Erdoğan'ın dedelerinin hak-sızhğa isyan ettiğini, bu sebeple Rize nüfus kayıtlarında "isyancı" olarak adlandırıldıklanm" ileri sürüyordu. Tarihçi (!) Cezmi, yaklaşık 1 ay süren çalışma sonunda Osmanlı devletine ait arşivleri taradığım belirtiyor Başbakan'ın dedelerinin kim olduğunu ortaya çıkarttığım da müjdeliyordu. Cezmi, Osmanlı Arşivi'nin ilk olarak tarihh Rize aile köken nüfus defterini araş-tınnacılara açtığım vurgulayarak, "Tayyip'in atalarmın yaşadığı köyün ismi, arşive göre Pulihoz olarak görülüyor" diyordu. Küçük yaştaki çocuklara tacizde bulunmaktan mahkûm olan ve Aczimendi Şıhı Müslüm'e Fadime'ye tecavüz etsin diye evini garsoniyer olarak kullandıran ünlü siyasal şeriatçı Hüseyin Üzmez'in köşe yazarlığını da yaptığı Şeriatçı Vakit Gazetesi ve gazetenin sığındığı yaman tarihçi (!) Cezmi; Rize sancağının tarihli vergi defterine göre köyün kurucusu ve en zengini olarak Bakatoğlu Memiş'in adının yazıldığına dikkat çekerek, şu sözde bilgileri kendince önemli gösteı^erek aktarıyordu: "Bakatoğlu sülale ismi. Bakatoğlu 'isyancı' anlamına geliyor. 'İÜ yılların başlarında Rize yöresinde valiye karşı şiddetli bir isyan var. Bakatoğlu ailesi de bu isyanı destekliyordu. Bu sebeple aileye 'Bakatoğlu', yani 'isyancı' deniliyor. soyadı kanununun çıkmasıyla birlikte Bakatoğlu ailesi "Erdoğan" soyadını ah-yor. Eğer tarihi sülale ismine bağb kalsaydı, bugün Başbakan'm soyadı 'İsyancı' kalacaktı." Gördünüz mü? Dinci Vakit Gazetesi kendilerince Tayyip'in itibarını kurtarmak için yine Tayyip'i yalanlamakla kalmıyor, isyancı bir aileden geldiklerini, haksızlıklara karşı isyan ettikleri gibi gerçek dışı açıklamalarda bulunuyordu. Eğer aile gerçekten haksızlıklara karşı isyan etseydi, sülale isimleri olan "BakatoğIu"ndan utanmaz, soyadı olarak onu alırlardı. ERGÜN POYRAZ ' 25 Bakın; Tayyip'in, bazı kaynaklarda Gürcü olduğuna dair bilgilerin bulunduğunu, bunların tamamen yanlış olduğunu ileri süren Cezmi, Dinci Vakit Gazetesi ile elele vererek Tayyip'in Gürcü olmadığını yine Tayyip'in açıklamalarma rağmen nasıl çürütmeye çalışıyordu: "Yaptığım araştırmalarda Başbakan'm Gürcü olmadığı, Karadeniz'in, yani Rize'nin yerlisi olduğu ortaya çıkmıştır. Başbakan'm bu konuda mutlaka düzeltme yapması gerekir. Başbakan kendisini Gürcü olarak gösteren Wikipedia Ansiklopedisi ve diğer yayınlardaki bilgileri değiştirmelidir." Ya işte böyle!

Tarihçi (!) Cezmi ve Dinci Vakit Gazetesi, Tayyip'in Gürcistan Devlet Başkanı ve tüm dünyanın önünde Gürcü olduğunu açıklayan sözlerini unutmuş, bir de Tayyip'e Gürcülük konusunda akıl veriyorlardı. Dinci Vakit Gazetesi'nin tarihçisi Cezmi sadece Tayyip'in geçmişini değil, Türk tarihini de değiştirmeye soyunuyordu. 1 Nisan tarihli gazetenin Başyazarı Abdurrahmak Dilipak, bu Cez-mi'nin derin (!) bilgilerine dayanarak, 31 Mart olayının ve Menemen isyanının bir komplo olduğunu ilan ediyor ve "bu olaylar derin devletin karanlıklarda kalmış faili meçhullerle dolu karanlık ve kanlı bir operasyonuydu" diyordu. Bakın Vakit Gazetesi'nin Başyazarı, Erbakan'ı "halife" kabul edip "biat" eden ardından Erbakan'm basın danışmam olan siyasal şeriatçı Abdurrahman Dilipak, Cezmi'ye dayanarak ne inciler yu-murtluyordu, ne inciler: "Kubilay'ı şeriatçılar değil, o günün Ergenekoncuları öldürdü" ¦ ^ Dilipak, tarihçi Cezmi'nin bu bilgileri. Genelkurmay Başkanlığı kozmik tarih araştırma belegelerinden araştırarak bulduğunu da söylüyordu. Dilin kemiği yok ya söyler, boşuna demiyorlar söyleyene değil söyletene bak diye 26 • TAKUNYALI FÜHRER Dilipak'a ve Cezmi'ye göre; Tarihe Menemen ya da Kubilay olayı olarak geçen olaylar derin devletin din adamlarmı tasfiye projesi imiş. Dilipak, Menemen isyanmda başrol oynayan Yahudi kardeşlerini de unutmuyor, "onlarm hiçbir suçu yoktu, sadece ip sattılar" şekhnde döktürüyordu. Dihpak, Refah Pardsi Hatibi sıfatı ile Paid teşkilatlarında da ilginç konuşmalar yapıyordu. Bu söylemlerini "MNP'den FP'ye İhanetin Belgeleri" adlı kitabımda yazmıştım. Dilipak, İzmir RP teşkilatında bakın neler anlatıyordu: "Sokakta görülen kadmlarm üçte ikisi, saçını tarama zahmetine katlanamadığı için kamuflaj olarak örtüyor" Konuşmasında Cinleri; Sağcı, Solcu, Devrimci Komünist, Müslüman ve Hıristiyan olarak sınıflara ayıran Dilipak, bu cinlerin aramızda yaşadığım iddia ediyordu. Dilipak'm yumurtladığı cevherler sadece bu kadar mı? Olur mu? Bakın, evlenme konusunda ne gibi tavsiyelerde bulunuyordu: "Eğer sizin iyi bir kızınız varsa oğlanlara görücü çıkın. Ciddi diyorum. Allah'ın emri, peygamberin kavliylc oğlunuzu kızımıza istemeye geldik diye çıkın resmen. Bunda bir şey yok!.. Niye kız evde beklesin, biri alıp götürecek diye Bırakın kızlarınızı yeryüzüne Bosna'ya gitsinler, Azerbaycan'a gitsinler. Dünyayı keşfe çıksınlar. Yani kafasını açsın, gönlünü açsın, cesur olsunlar, cesur olun" Kızlara ve ailelerine "cesur olun" diyen Dilipak, cesaretinden olacak (!) Milli Gazete'de kendi adıyla yazı yazamıyor, Tarık Beh-lül Akalın kod adını kullanıyordu. Kadınların çok şişmanlamamalarını da ihtar eden Dilipak, bunun nedeninin de şişman kadınların çok gezemeyeceğini dolayısıyla partilerinin başarısını bu durumun etkileyeceğini anlatıyor, din tacirliğini son merhaleye getiriyor, siyasi rant uğruna akla ziyan şu tavsiyelerde de bulunuyordu. ERGÛN POYRAZ 27 "Kadınlar çocuklarını emzirmek mecburiyetinde değiller." Zira çocuklarmı emzirmekle kaybedecekleri zamanı parti çalışmalarında kullanabilirlermiş. Dilipak, kadınlara verdiği bu konferansta, biyolojik bir keşifte (!) bulunarak cinsel organlarının nerede bulunduğunu partili kadınlara oturduğu yerden doğrularak gösteriyordu. Dilipak, oturduğu yerden kalkarak kadınlara: "Burada başımız vardır. Aşağıda göbeğimiz ve onun altında cinsel organlarımız var" şeklinde açıklamalar yapıyordu. Erkeklerin dört kez evlenmesini görmüştük de, kadınların dörtlemesini? Dilipak'ın sayesinde kulaklarımız onu da işitiyordu. Dilipak, "kadınlar dört kez evlenebilir" diyor, ama bunun nasıl olacağını açıklamıyordu. Kimbilir belki bir gün!.. Dilipak, parti çalışmalarında kullanmak istedikleri kızların önünü açmak için annelere "kızlarınızı serbest bırakın, dünyayı keşfe çıksınlar" şeklinde fetvalar veriyor, ardından bu keşfe çıkan kâşiflerden Fadime'nin yine Dilipak'la

aynı gazetede yazan tecavüzcü Hüseyin Üzmez'in evinde aczimendi şıhıyla basüınca, çığlıkları yeri göğü inletiyordu. Şimdi bir olayı daha hatırlayalım: Hani şu şeriatçı Hilal TV'nin sahiplerinden ve Akit Gazetesi yazarlarından Mustafa İslamoğlu var ya. Evet, evet bir de Kur'an-ı Kerim tefsiri yapıp Müslüman insanlara bu Kur'anları dağıttıran, dağıtan ve üstüne üstlük İslam ahlakı ile ilgili kitaplar yazan Hani şu Hilal TV'de; Engin Noyan ile program yapan. Kendini ve karısını Bush'a elleterek şifa bulduğunu ilan eden Engin Noyan. İşte o Engin Noyan ile program yapan Mustafa İslamoğlu'nun sabıka dosyasındaki suçlardan biri ne? Sahi ne? Ne olacak? Küçük yaştaki erkek çocuğuna taciz ve tecavüz!.. Siz ne bekliyordunuz ki? 28 • TAKUNYALI FÜHRER Şimdi size bir olay daha anlatayım: Ne diyordu Fetullah Gülen? "Allah ötede; Gılman'a Behçet'e, Nedret'e uyaracak." Behçet ile Nedret'i kendi haline bırakalım, Gılman'm ne olduğuna bakalım: - Tüyü bitmemiş küçük yaştaki erkek çocuk!.. Ergenekon tezgâhında başta yandaş medya olmak üzere şer cephesi hep bir ağızdan hangi konuyu gündeme gedrmeye çalışıyordu: Olaya karışanlardan bazıları içki içiyormuş o nedenle bu olayları yapanlar siyasal dinciler değilmiş Daha önce kaleme aldığım "Musa'nın Çocukları" adlı kitabımın ardından Tayyip'in "Gürcü mü", yoksa "Rum mu" olduğu konusunda tereddütlü bilgiler verdiğim, dinci ve ikinci cumhuriyetçi basında oldukça sık işlenmişti. Oysa benim yazılarım oldukça netti. Net olmasına ama nedense bazıları anlamıyor, ya da anlayamıyor gibi görünüyorlardı. O halde daha açık anlatayım: İnsanın bir annesi ve bir de babası olur. Haa, bir de leylek masah var, onun da konumuzla ilgisi yok. Tayyip anne tarafından Batum göçmeni bir Gürcü Yahudisiydi. Baba tarafından Cumhuriyet öncesi Potamya olarak bilinen Güneysu ilçesine bağlı Dumankaya ya da Rumca ismiyle Pilihoz köyünden eşkıya Bakatalı Teyup'un torunuydu. Yani Rum'du. Bu konuyu anlamak istemeyenlere bir kere daha açık bir ifadeyle izah edeyim; Tayyip; ^ Anne tarafından Gürcü Yahudisi, Baba yönünden ise Rum Çocuğu idi ERGÛN POYRAZ 29 İne dikomas pedi 6 Ocak tarihli Hürriyet Gazetesi'nin sayfasının başh-ğı, "İne dikomas pedi" yani "Bizim çocuk Erdoğan"dı. Maçka'ya Rum tarihi kıyafetleri ile gelen ve gösteri yapan Rum grubun Başkanı Kostas Alexandridis; "Büyüklerimiz, Sayın Başbakan Erdoğan için 'İne dikomas pedi- Bizim çocuk' der" şeklinde konuşuyordu. Alexandridis, Erdoğan'ı "Devrimci" olarak da niteliyor, kendilerine gülmenin ve eğlenmenin tanrıçası Momo'nun yoldaşları adını veriyordu. Alexandridis ve grubu; bir Anadolu tanrıçası olduğunu iddia ettikleri Momo'nun Yunanistan'a Anadolu'dan geldiğini de belirtiyorlardı. Momo'nun "Devrimci" yoldaşları Erdoğan'ın, Ruhban okulu ve diğer meseleleri mutlaka çözeceğini, Sümela Manastırı'nda ayin yapılmasına izin verileceğini, Bartholomeos'un Sümela Manastı-rı'na ayin için mutlaka geleceğini de ifade ediyordu. Alexandridis, bu olayların gerçekleşmesinde Tayyip'in ilerici ve devrimci yönünün yol göstereceğini de söyleyebiliyordu. Böylece Tayyip'in ilerici ve devrimci olduğu açıklamaları ile bir yaşımıza daha giriyorduk. Ne devrimci ama: Rum Devrimcisi! AKP'den Hıristiyanlığa büyük hizmet AKP'nin seçimleri kazanmasının ve onu izleyen günlerin ardm-dan Tayyip, mehteranla halkı selamlamayı bırakıyor. Yunan Müziği ile partililerinin karşısına çıkıyordu. tarih inde AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan partisinin İstanbul İl Danışma Mechsi'nin toplantısma, kilise müziği

bestecisi Yunanlı Vangelis ya da açık adıyla Evanghelos Odyssey Papathanassiou'nun Conguest Of Paradise yani "cennetin fethi" müziği ile giriyordu. 30 TAKUNYALI FÜHRER Tayyip ve iktidarının "durmak yok yola devam" sloganı ve PKK açılımı ile startını verdiği "açılımlar", Ermeni açılımları ile devam ediyordu. AKP'li Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın onayı ile Akdamar Kilisesi'nde ayine izin çıkıyordu. Şimdilik yılda bir kez. Eylül ayının ikinci haftasında ibadete açılacak Akdamar Kilise'sinde bu ilk buluşma 12 Eylül da gerçekleştirilecek. Türkiye'yi dönüştüren tıçıhm projelerinde Rumlar da unutulmadı. Trabzon Maçka'daki Sümela Manastırı, tıpkı Akdamar Kilisesi'nde olduğu gibi, önce turizm maskeli olarak Hıristiyanların ibadetine sunulacak Özeüikle Yunanistan ve Rusya'dan Trabzon'a gelen Rumlar, Sümela'nın sürekli olarak ibadete açık tutulmasını istiyordu. "Onlarm çocuğu Tayyip" ve AKP'li Bakan Bakan Ertuğrul Günay bu isteğe oldukça sıcak bakıyordu. Ermeniler "95 yıl sonra ilk kez Akdamar'da çan sesleri duyulacak" diye bayram ediyorlar. Ermeni Patrik Vekili Aram Ateş-yan; "İnanamıyorum" sözleriyle sevincini dile getiriyordu. Dias-pora'nın da Van'a koşacağı açıklanırken. Dünya Kiliseler Birliği Başkanı Aykazian "Tüm dünyadaki Ermeniler o ayine katılmak ister. Ben de katılacağım" diyordu. Kaldı ki, AKP döneminde başta Antalya olmak üzere Bartho-lemeos'un önderliğinde ayin yapılmayan Kilise kalmamıştı. AKP iktidarı, Türkiye'ye "soykırımcı" diyen ve bunu dört bir yanda ve her fırsatta dile getiren Ermenistan'ı memnun edebilmek için, fakir nıiUetin cebinden ve devletin kasasından 3 trilyon lira harcayarak Van Akdamar Kilisesi'ni onarıp törenle hizmete açmıştı. Yine devletin fonlarıyla, Türkiye'de doğru dürüst tek taşı bile kalmamış bütün kiliseler elden geçirilerek Hıristiyanların hizmetine sunuluyordu. Roma Katolik Kihsesi Ruhani Lideri Papa Benediktus, yıh sonunda önce Ankara Esenboğa Havaalam'nda Tayyip ile görüşmüş, ardından Ayasofya'yı ziyaret etmişti. Vatikan'ın çok büyük önem verdiği Ayasofya'nm Hıristiyanların ibadetine açılmasının zemini deyine Tayyip ve ekibi tarafından yoklanıyordu. ERGÛN POYRAZ 31 Aradığı yazarı buldu Tayyip'in, medya patronlarına yönelik, "Maaşını ödediğin köşe yazarlarına hâkim ol" açıklamasıyla ilgili en ilginç gelişme Yunanistan'da yaşandı. Tayyip, İskeçe'de tane bile satmayan "Empros" adlı yerel gazetede ara sıra yazan Hristos Hıristodulu isimli gazetecinin kendisi hakkında yazdığı köşe yazısını çok beğeniyor ve kendisini telefonla arayarak Ankara'ya kahve içmeye davet ediyordu. Nasıl olsa masraflar fakir halkın kesesindendi. Hristos Hıristodulu, Tayyip hakkında yazdığı "Marifetli Sayın Tayyip Erdoğan" başlıklı övgü yazısında şunları anlatıyordu: "Erdoğan Başbakan olmadan önce İstanbul Belediye Baş-kanı'ydı. İslamcı olan köklerinden uzaklaşmadan, toplumun çağdaşlaşmasına, demokratikleşmesine çok önem verdi." Hıristodulu, gazeteci değil sanki yıkama ve yağlamacı ustasıydı. Kan çektiğinden olacak, Tayyip'i öve öve bitiremiyor, yazısını şöyle tamamlıyordu: "Adalet ve şeffaflık sadece siyasi tez olarak değil, İslamm kanunu olarak da kabul gördü" Amerikalıların, 2. Cumhuriyetçilerin, Fetullahçıların, Tayyip ve ekibinin Irak'ta Özel Kuvvetlere bağlı askerlerimize çuval geçirme operasyonu. Balyoz tezgâhı ile sürüyor, bu olaylar dış basında da geniş yankı buluyordu. Hani "Zincirler kırılacak ve Ayasofya ibadete açılacaktı", hani "Ayasofya cami yapılacaktı." Tayyip öyle demiyor muydu? Şeklinde bir soruyu sakın yöneltmeyin. En azından ibadete açılacağı doğru çıktı. Sadece ufak bir farkla; Müslümanların değil Hıristiyanların Başta Fettullah'ın Amerikano İslamı, Hıristiyan ve Yahudiler için cennet haline getirilen ülkemizde; AKP döneminde başta Denizli olmak üseafoodplus.infoçok yerde camiler yıkılıyor, Tayyip'in yetiştiğini söylediği Piyale Paşa Kur'an Kursu bile yerle bir ediliyordu.

32 . TAKUNYALI FÜHRER Tayyip ve müttefiklerinin bu tertiplerine en önemli destek Yunanistan'dan gebyor. Yunan Kathimerini Gazetesi "Silivri emekli general karargâhma dönüştü" başlığıyla adeta bayram yapıyor, Tayyip'e methiyeler düzüyor ve şunları işbyordu: "Türkiye'deki cezaevleri ve 'Ergenekon' davasının görüşüldüğü Silivri'deki özel mahkeme, 'Emekli generaller karargâhına dönüştü.' Yüksek rütbeli dört emekli subay, 'Balyoz' planında başrol oynadıkları gerekçesiyle dün gözaltına alındı." Yunan Kathimerini'den sonra Yunan To Vima'da, Tayyip ve yandaşlarına övgüler düzerek: "Emekli ordu yıldızları hapishaneye" başlığı atıyordu. Büyükanıt ne gördü Yalçın Küçük, "Epilepsi ile Orgazm" adlı kitabının sayfasında "Nöbet'te Orgeneral Yaşar Büyükanıt" başlıklı yazısında, Tayyip'in sara krizi sırasında yattığı hastaneyi Büyükanıt'ın ziyaret etmesi ile ilgili şunları söylüyordu: "Artık konuşma zamanıdır. Genelkurmay Başkam'nın, sara nöbeti ile Güven Hastanesi'ne kabul edilen Tayyip Erdoğan'ı, o zamanki gazetelere göre önüne çıkartılan engelleri bertaraf edererek, gördüğünü biliyoruz. Genelkurmay Başkanı Yaşar Paşa Hazretleri'nin, Erdoğan'ı, bir odada, muhtemelen çıplak ve üzerinde bir çarşaf ile müşahade ihtimalinin, AKP yöneticilerini çok korkuttuğundan da haberdarız. Böyle bir müşahadenin, Erdoğan'ın siyasi döneminin sonu olarak telakki ettiklerinden de, kuşkum bulunmuyor; bu telakki isabetlidir. Orgeneral Büyükanıt müşahade etmiştir ve ancak daha sonra gördüklerini açıklamamıştır. AKP yönetiminin bu sükûttan çok memnun kaldıkları da, bendeki bilgiler arasındadır" Küçük'ün tespitleri oldukça yerindeydi. AKP yöneticileri Büyü-kanıt'ın tavrından o denli memnundular ki, tarihte hiçbir emekli Genelkurmay Başkam'na nasip olmayan bir jesti onun için gerçekERGÜN POYRAZ 33 leştiriyorlar, emekli olunca Almanya'dan 1,5 milyon dolara getirdikleri zırhlı Audi marka arabayı emrine veriyorlardı. Üstelik Emine'nin türbanlı olarak GATA'ya alınmamasında "Büyükanıt bizi üzdü" demelerine; hatta ve hatta. Bir de 27 Nisan "e. muhtırası"na rağmen ^ ' Sahi Büyükanıt orada ne görmüştü? ' ' Acaba, İne dikomas pedi yani Bizim çocuk Erdoğan'ın "Bizim Çocuk" olma sırrını mı? Tayyip, Yunanistan ziyaretinde. Yunan Başbakanı Kostas ile baş başa Rumca konuşmuş, ülkemizin bankalar dâhil birçok kaynağını Yunanlılara satmıştı. Rauf Denktaş'a karşı Kıbrıs Rumlarından yana tavır alması da aynı sır nedeniyleydi. Tıpkı; her Amerika'ya gittiğinde ilk önce Yahudi kuruluşlarını ziyaret etmesi gibi, her sıkıştığında kendisine referans göstermek için "Beni İstanbul Yahudilerine sorun" şeklinde yalvarması gibi Tayyip, 9 Mayıs tarihinde Musevi Cemaati lideri Sami Herman'a şu sözleri söylüyordu: "Zaten siz benim en önemli referansımsmız." Ne güzel değil mi? Referansımız İslam'dan, referansımız Yahudi'ye Aralık 'da Fener'in kendinden menkul Patriği 1. Bartholomeos'un sözcüsü Anagnostopulos; Tayyip'i şöyle kutsuyordu: "Hıristiyanlar için böyle çalışan bir başbakan görmedim Bu insan tarihe geçecektir" Tayyip'in torpilsiz generaller başta olmak üzere askerleri içeri tıkması, Atatürkçü yurtseverleri cezaevlerine doldurması, ülkenin adım adım karanlığa gömülmesi karşısında bayram eden Emperyalist Batı bu sevinçlerini gazetelerinde yansıtıyordu. Alman Südde-utsch Zeitung Gazetesi Yazarı Kai Strittmatter de bunlardan biriydi ve yazısında şu ifadeyi kullanıyordu: 34 • TAKUNYALI FÜHRER "Türkiye'yi dçrinden değiştiren bir devrim yaşanıyor. Atatürk'ten bu yana yaşanmayan derin bir değişimin olduğu bir devrim

Hükümet can düşmanı Ermenistan'a elini uzattı. Aşırı milliyetçi katiller çetesi Ergenekon'un yuvasını dağıttı. Bugüne kadar dokunulamayan ordudan hesap sordu." Alman nasıl şen şakrak olmasın? Tayyip, "kuyulardan kemikler fışkırıyor" diyerek, adeta Ordu'nun katliam yaptığını ve kendisinin de bu katliamların kanıtlarını bulduğunu ilan ediyordu. Oysa insan kemiği olduğunu iddia ettikleri kemiklerin hayvan kemiği olduğu belgeleniyor, yapılan kazıların birçoğunda o bile çıkmıyordu. Tayyip'e destek çıkan sadece; FetuUahçılar, 2. Cumhuriyetçiler, Tarikatlar, Yahudiler, Rum Papazları, Yunanlılar, Almanlar mı? Olur mu? Bakın. ' Ermeni Patrikhanesi seçimlerinde AKP ve Tayyip'e oy verilmesi için kampanyalar düzenlemiş, Türkiye'de Hıristiyanların sesinin Tayyip olduğunu söylemişti. Allah için Tayyip de onları hiç yanıltmıyordu. Seçimlerin üzerinden daha bir yıl bile geçmeden bir Ortodoks Manastın'nı ziyaret ediyor, Patrik'e yardım sözü veriyordu. Söz vermekle kalmıyor, ardından da şunları söylüyordu: "Hıristiyanların Türkiye'den kovulmaları Faşizan bir davranıştır." Gerçi aynı Tayyip, yılma geldiğimizde; çıkarlarına dokununca Ermenilere "sizi bu ülkeden sürerim" yollu tehditler de savuruyordu. Tayyip; 12 Ağustos tarihi başta olmak üzere her Rize'ye gittiğinde, yörenin Rumca ismi olan "Potamya'nm Gururu Hoş Geldin" pankartları ile kendisini karşılatıyordu. Tayyip, Cumhuriyet döneminde adı Güneysu olarak değiştirilen İlçe'nin yeniden ERGUN POYRAZ 35 Peygamber Ben Ergenekon dümeniyle tutuklandıktan bir süre sonra 18 Kasım tarihh Zaman Gazetesi'ne göre Tayyip, Prag'dan Bakü'ye giderken şunları söylüyordu: "Şahsımın eleştirilmesinden gocunmuyorum. Ancak tartışmalara ailemin bulaştırılmasına bozuluyorum. Arkadaş gel benimle çatış, eşimi çoluk çocuğumu karıştırma." Rumca ismiyle Potamya olarak amlmasını istiyor, bu adla amlma-smdan rahatsızlık duyulmamasmı da söylüyordu. . ; Tayyip'in bir dönem basından sorumlu başdanışmanlığmı yapan Akif Beki, Tayyip'in Yahudi kökeninin beklenen primi yapmamasının ardından, 18 Şubat tarihli Radikal Gazetesi'ndeki köşesinde, Tayyip'in Musa'nın soyundan geldiğini açıklayan yazısı dâhil birçok açıklamasını inkâr ederek aynen şu cümleyi kullanıyordu: "Musa peygamber soyundan geliyor diye, cümle âleme ilan ettim mi?" Allah'tan etmedi (!!!) ' Ya bir de etseydi? Tayyip'in baş danışmanı İslamcı Akif Beki, aynı zamanda CIA Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller'in en yakın dostları arasında yer alıyordu. Beki, "Erdoğan'm Harfleri" adlı kitabının sayfasında, "serler hayra dönüşüyor" başlığı akında şu cümleleri kullanıyordu: "Ve Tayyip Erdoğan'ın harfler hiyerarşisindeki peygamberi. Erdoğan, İbn Arabi'nin çizelgesine göre Musa peygamber soyundan geliyor. Yani, hem Musa peygamberin karakteristik özelliklerini taşıyor hem de hayatı bu peygamberin yaşam öyküsüyle paralellik gösteriyordu." Ancak, Akif de her dinci gibi tepki alınca anında "u" dönüşü yapıyor, bırakın söylediklerini, yazdıklarını bile inkâr ediyordu. 36 . TAKUNYALI FÜHRER Tayyip, propaganda amaçlı olarak kâh eşini kâh türbanı kâh par-üli kadınları karıştırmaktan hiçbir zaman çekinmiyordu. Parti toplantılarında "seçimleri kazanmak için kadınları da sahaya sürün" şeklinde konuşuyordu. Tayyip, Ocak ayının son günleri TRT l'e çıkıp, "Eşimi türbanı yüzünden GATA'ya sokmadılar" diyor ve "Bu duruma çok içerledik ve ağladık. Sineye çektik" şeklinde yırtınıp, dövünüyordu. Tek ağlayan Tayyipgiller mi? Olur mu?

14 Şubat Sevgililer Günü'nde Tayyip hakkında Zaman Gazetesi'ne demeç veren ve "İşte Benim Başbakanım" diyen, Homoseksüel ve Sabetayist Modacı Cemil İpekçi de "Olayı duyduğumda içim yandı" şeklinde feryad-ı figan eyliyordu. Homoseksüel İpekçi, Tayyip için ağladığım da sözlerine ekliyordu. Oy avcılığı için eşini ve türbanını kullanan Tayyip, MHP'li Osman Durmuş tarafından eleştirilince büyük bir öfkeye kapılıyor ve şu sözleri söylüyordu: "Eşimin üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır, izansız-hktır, ahlaksızlıktır" tarihh Yeni Çağ Gazetesi'nde yer alan Selcan Taş-çı'nın Medya-Politik adlı köşesinde Av. Sabahattin Çakmak bu durumu şöyle açıklıyordu: "Sayın Başbakanımız Meclis kürsüsünden nasıl haykırıyordu: 'Eşimin üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır, izansızlıktır, ahlaksızlıktır' TRT l'de yandaş medyanın genel yayın yönetmenlerini karşısına alıp çanak sorulara cevap verirken "Eşimi türbanı yüzünden GATA'ya sokmadılar" deyince vallahi billahi biz de aynı şeyleri düşünmüştük." 3 Şubat tarihinde MHP'li Osman Durmuş, kürsüden Erdoğan'ı kastederek, "Peygamber olarak kabul edilen bir adamın eşini nasıl GATA'ya almazsınız" diye kinayede bulunuyordu. ERGÜN POYRAZ - 37 Durmuş'un bu sözleri üzerine öfkeden çddıran Erdoğan, "Eşime laf atamazsm. Edepsizlik yapma'' diyor ve ardından ortalık savaş alanına dönüyordu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise CHP'li Başkanvekili Güldal Mumcu'nun odasmı basıyor, ortabğı daha da geriyordu. "Türban", "Türban" diye ortalıkta dört dönen AKP'bler son yerel seçimlerde türbanlı adaya itiraz ediyorlardı. Kamera şakası gibi değil mi? Hem türban simsarlığı yapıyorlar hem de karşılarına türbanlı aday çıkınca Yüksek Seçim Kurulu'na itiraz ediyorlardı. Hani bunu başka birileri yapsa onları anında "kâfir" ilan ederlerdi. Ama kendileri o seçimde ne diye ihraz ediyorlardı: "Türbanh aday istemezük." Olayın hikâyesi şöyle: Mart Yerel Seçimleri'nde Gaziantep İslâhiye İlçesi'nde AKP'den adaylık yoklamasını Mehmet Uludağ kazanıyordu. Uludağ, 'de de AKP'den belediye başkan adayı olmuş ve kazanmıştı. Ancak AKP, çok demokratik bir parti ya seçimleri kazananı değd, Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu'nun istediği Osman Öztürk'ü aday gösteriyordu. Bu durum üzerine Uludağ,"Benim de şerefim var. Beş yd hizmet ettim. Bir yanlışım, bir yolsuzluğum mu oldu" diye tepki gösteriyor ve Demokrat Parti'den aday oluyordu. AKP'liler ilginç bir oyun sergiliyor ve son gün Uludağ'ın aday-hğına itiraz ediyorlardı. Gerekçe; "Daha önce bizden adaydı." Bu itiraz üzerine DP'hler ve yöre halkı Mehmet Uludağ'ın evine gelip, eşi Mekke'ye "Seni aday yapacağız" diyor ve ısrarlar üzerine Melike Uludağ aday oluyordu. Bu defa türban istismarcıları, türbanlı Melike Uludağ'ın türbanına itiraz ediyorlardı. Ancak türbanlı Melike Uludağ, türban savunucusu olarak meydanlarda dört dönen ancak kendisini "Türban38 ¦ TAKUNYALI FUHRER GATA'ya husumet, Fransa'ya sen bilin abi Tayyip'in en önemli özelliği, güçlünün karşısında boyun eğerken güçsüzün karşısında ise haşinliği elden bırakmamasıydı. CHP Lideri Deniz Baykal'm, Fransa eski Cumhurbaşkanı Chirac'ın Emine Erdoğan'ın türbanlı olması nedeniyle Tayyip'e. "yanmda eşini getirme" şeklindeki sözlerine hiç alınmadığını, ziyaretin eşsiz gerçekleştiğini söylediği açıklamasının ardından inkâr furyası birbirini takip ediyor, ortalık bir daha karışıyordu. Dönemin Paris Büyükelçisi Uluç Ozülker, türbanlı Emine Ha-nım'ın 'de Fransa'ya götürülmeme öyküsünü şöyle anlatıyordu:

"Pazar akşamı, eşli resmi bir program hazırlanmıştı. Pazartesi sabahı, telefon geldi. 'Başbakan'm eşi gelmiyor' dediler. Anka-, ' ra'da heyet pazar akşamı son bir değerlendirme yapmış. Sonuçta eşsiz gidilmesine karar verilmiş. Eşsiz gelineceğine dair tabmat verildi, ben de o talimatı intikal ettirdim ve iş bitti. Böylece, Emine'yi türbanh olduğu için Paris'e götüremeyen ve bu nedenle hiç de gocunmayan Tayyip, şimdi "Eşimi GATA'ya almadılar diye ağladık" şeklinde reklâm kokan açıklamalar yapıyor, eşini ve türbanı siyasi malzeme haline getiriyordu. Başbakanlık yaptığı açıklamalarla çelişkiler içinde çehşkiler yaşayıp, kendi kendilerini bile yalanlarken, bir başka gerçek de AKP'nin eski Genel Başkanı Abdüllatif Şener'in açıklaması ile : ortaya çıkıyordu. Şener, Emine'nin GATA'ya başörtüsü ile girdiğii ni şu sözleri ile anlatıyordu: [ i "Meclis'te tartışmalar 'kapıdan alınmadı' kısmında kaldı. O '< ' dönem benim dolaylı edindiğim bilgilere göre. Sayın Genelkurmay Başkam ile yapılan telefon konuşması sırasında "Elbette ki ziyaret i etmesi lazımdır. Ben gerekli talimatı veririm" dediği ve böylece ziyaret ettiği ile ilgili bir bilgiye sahibim. Bildiğim kadarıyla EmiIı" olduğu için ihbar eden AKP'liIere ve adayına karşı, ezici bir çoğunlukla belediye başkanlığı seçimini kazanıyordu. ERGÜN POYR/\Z 39 ne Hanım, başörtüsü ile GATA'ya girmiştir. O dönemde hastalan ziyaret etmiştir." Tayyip, kadar AKP'li milletvekih ile toplantı yapıyor, toplantıda söz alan Kütahya AKP Milletvekili Soner Aksoy: 'GA-TA'nın Rehabilitasyon Merkezi'ne başörtülü eşimle gittim. Kimse bir şey demedi' diyordu. Tayyip, eşi üzerinden yaptığı siyasete son vermesi gerekirken bir başka pişkinliğe imza atıyor seafoodplus.info milletvekihnin açıklamasının ardında şöyle konuşuyordu: "GATA'ya girmek için Soner Aksoy olmak lazım." Eşini ve eşinin türbanını siyasi malzeme yapan Tayyip'e bir yalanlama MHP eski milletvekili Nesrin Ünal'dan geliyor, O da: "Ben GATA'ya başörtümle gittim. Hiç kimse bir şey demedi" Şekhnde açıklamada bulunuyordu. Aydm'lı AKP Yöneticisi İsmail Hakkı Eser, yaklaşık iki sene önce Tayyip için "peygamber" benzetmesinde bulunuyor ve takdir edilip, İl Genel Meclisi üyeliğine aday gösteriliyordu. Ancak olay bu şekilde bir daha gündeme gehnce, bu defa aynı adamın istifası isteniyordu. Trabzon'un Of İlçesi'nin AKP'li Belediye Başkam Oktay Saral, Tayyip için herkesi her gün iki rekât şükür namazı kılmaya çağırıyordu. Saral, utanmasa Erdoğan için hâşâ "Tanrı" bile diyecekti ama şimdilik buna cesaret edememişti. Kısmet bir dahaki bahara AKP'lilerin Tayyip'i ilahlaştırma çabaları hız kesmiyor, son sürat devam ediyordu. Denizh'de Fatma Durmuş adlı bir kadın, içinde "Tayyip'i üzmek Allah'ı üzmektir" ifadesi geçen "İlahilerle Halka Çağrı" adh kitabını 10 bin adet bastırıyordu. Kitabı, Diyanet de onaylıyor, öğrencilere ve halka bedava dağıtıhyordu. İşte kitaptaki o şiir: "Tayyip, Allah yolunun bekçisidir. Tayyip'i üzmek Allah'ı üzmektir. Sevenlerini de üzmek aynıdır. Suçun şiir değil dini yaşaman." 40 • TAKUNYALI FÜHRER Yağcı İnsanlar Tayyip'e yağ yakarak bir yere gelmenin daha kolay olduğunu keşfetmişler, böylece ellerinden geleni ardına koymuyorlardı. Öyle ya; Tayyip'in "Musa'nm soyundan geldiğini" ilan eden Akif Beki, bu ilanı yaptığı kitabın yayınlanmasının ardından, Tayyip tarafından basından sorumlu baş danışman yapılmadı mı? Bakın Akif Beki kitabında neler diyordu: "Buna göre, Recep Tayyip Erdoğan'ın harfler hiyerarşisindeki durumu şöyle: Yıldızı müşteri harfi dad. Harfler hiyerarşisinde bu mertebeye tekabül eden ilahi isim. Âlim. Bu mertebenin, peygamberiyse Musa Günü Perşembe, yaradılışın beşinci günü, göklerde ikinci kat.

Madeni ise su, harflerden sin. Bu mertebede tecelli eden ilahi isimse, Muhyi." , , Kitabın sayfasında; Tayyip'in Yahudi inancı ve sapkın İslam anlayışının ortaklaşa oluşturduğu fal sistemine göre 68 yaşında çok önemli bir badire atlatacağı, yaşamım değiştirecek bir olayla karşılaşacağı söyleniyordu. Yine bu fal sistemine göre Tayyip'in en iyi gününün "Perşembe" olduğu yorumuna varılıyor, önemli kararlarını bu günde alması tavsiye ediliyordu. Tayyip de bu fala inandığından olacak. Genelkurmay Başkanları dahil bir çok kimseyle Perşembe günü görüşüyordu. Yine kitabın sayfasında kehanetlerde bulunulmaya devam ediliyor, "serler hayra dönüşüyor" başhğı altında şunlar anlatdıyordu: Şiire (!) göre, sadece Tayyip'i değil, sevenlerini de üzmek Allah'ı üzmekmiş. ERGÛN POYRAZ ' 41 "Ve Tayyip Erdoğan'ın harfler hiyerarşisindeki peygamberi. Erdoğan, İbn Arabi'nin çizelgesine göre Musa peygamber soyundan geliyor. Yani, hem Musa peygamberin karakteristik özeliklerini taşıyor hem de hayatı bu peygamberin yaşam öyküsüyle paralellik gösteriyordu." Şimdi burada duralım. Tayyip'in danışmam Akif Beki, Tayyip'in onayından geçirip AKP Şanimrfa Milletvekili Faruk Bayrak'm yayınevinden yayınlattığı kitabının sayfasında ne diyordu: "Musa Peygamber soyundan geliyor." Akif Beki'nin bu açıklamaları yapmasının ardından sevindirik olan Tayyip, hemen Beki'yi basından sorumlu başdanışmanlık makamına getiriyor, kendisi ile aynı apartmanda daire kiralatıyordu. Ama, Ben kendisine "Musa'nın Çocuğu" dedim diye beni ağlayarak TÜSİAD'a şikâyet ediyor, ardından 20 milyarlık dava açıyor, sonra da yalan ve iftiralarla harmanlanan Ergenekon tertibinin savcib-ğını üstleniyordu. Akif Beki, Tayyip'i kurtarıcı olarak da ilan ettiği, böylece basın baş danışmanlığını kaptığı kitabında Tayyip ile Musa'nın serüveninde paralellikler kuruyordu. Gelin birlikte okuyalım: "Onu liderliğe götüren süreç, kazara işlediği bir suç, iyi niyetle okuduğu bir şiirle başlıyor. Sürgüne değil ama cezaevine gidiyor, halkın umudu olarak geri gebyor." Beki, Tayyip'in "kurtarıcı" olmasını da şöyle anlatıyordu: "Erdoğan iktidara geliyor. Ama onu son umut ve kurtarıcı olarak gören halkının oylarıyla" İstismarın katmerlisi Neymiş efendim Emine Erdoğan Türbanı ile GATA'ya alınma-mışmış! Peki, kapıdan mı çevrilmiş! 42 • TAKUNYALI FÜHRER Hayır, ziyaret edeceği hasta yakını, 'gelme, seni almayacaklar' demiş! Ne zaman olmuş bu hadise! 3 sene önce! , ' ' ' 36 aydır hiç duyulmayan bu konuyu kim dillendirdi? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan! O kim? Emine Erdoğan'ın eşi! Tam bu noktada soralım: Tayyip bu olayı gündür niçin sakladı? Şimdi birileri ortaya çıksa ve Başbakan şekilde görüldüğü gibi zamanı gelince kullanmak üzere istismar stokları yapıyor dese, çok mu haksız olur? Bir başkası çıksa ve insan eşini siyasi hesap için gündeme getirir mi diye sorsa, ne cevap vermeliyiz? Diyeceksiniz ki Tayyip'in yaptığı mağduriyet ilanı! Hayır, öyle değil çünkü Erdoğan sıradan bir vatandaş değil, Anayasa'yı bile değiştirebilecek çoğunluğa erişmiş güçlü ve kudretli (!) bir Başbakan'dır! Üstelik tamı tamına sekiz yıldır görevdedir. Böyle bir konumda olan birinin bu yaptığına mağduriyet ilanı değil, istismarı denir! Darbe istismarı ile generalleri içeri tıkabilen, isteseydi askeri kurumlara türbanla girebilme hadisesini açıklığa kavuşturabilirdi.

Yapmadı, zira yapsaydı bugünkü gibi isdsmar edebilecek argümanı olmazdı. Peki, ne yaptı? Zevce-i Muhteremini GATA'ya sokmayan kurumun komutanına Almanya'dan, 1,5 milyon dolara son model, son derece lüks 8 silindirli zırhlı bir Audi marka araba getirtti. Emekliliğin tadını iyice çıkarsın diye. . ERGÜN POYRAZ 43 Böyle bir uygulama; Cumhuriyet tarihinde hiçbir Genelkurmay Başkam'na yapdmamıştı? Hal böyleyken, Tayyip ne diyor? "Dönemin komutanma bizzat sordum, gerisini anlatamıyorum." Ne sormuş? Ne olacak, "Abi sana nasd araba alalım?" Tabii ya; Tayyip, Genelkurmay Başkarilarma "Abi" demiyordu? Ya ne diyordu? "Hocam." Tayyip ve zevcesi bu olay karşısmda; üzülüyorlar, inliyorlar, ağlıyorlar ve sonra gidip olaym sorumlusu olarak gördükleri isme, fakir halkm sırtından hiçbir Genelkurmay Başkam'na nasip olmayan ve olmayacak şekilde 1,5 milyon dolara son derece lüks bir araba ithal edip altına veriyorlar. Eğer samimi olsalardı, verirlerdi ebne Akbil'i, "bin" derlerdi belediye otobüsüne" Sormuşmuş! Bu nasıl soru? Yoksa, Bu da mı paslaşma? Acaba, Ortaları da Zeynel Abidin mi yapıyor? Türk değil yılında yayınlanan "Patlak Ampul" adh kitabımda, Tayyip'in "Beynimin yarısı" diye tanımladığı danışmanı Metin Aydın ya da nam-ı diğer Mehmet Metiner'in açıklamalarına şu şekilde yer vermiştim: 44 ¦ TAKUNYALI FÜHRER "Milli Gazete ve Yeni Devir'de gazetecilik yaşamına başlayan ve Giilen'ci Zaman Gazetesi'nde yazdar yazan Tayyip'in danışmanı olan ve İran karşı devrimine övgüler yağdıran; "Şafakta 10 Gün" adlı kitabın yazarı siyasal şeriatçıların varacağı son istasyona biraz erken geliyordu. Geldiği bu durakta HADEP Genel Başkan Yardımcılığı'na getirilen Mehmet Metiner, Tayyip'in Türk olma-dığmı ilan ediyor ve ortak geçmişlerinden bir bölümü şöyle anlatıyordu: "Erdoğan'ı 80 öncesinden tanıyorum. RP İstanbul İl Başkanlığı dönemi ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkam olduğu dönemde beraberdik kendisiyle. Çok yakından tanıdığım ve bildiğim bir insan. Evet Rize'lidir. Laz kökenlidir. Türk değildir" Tayyip'e "Türk değildir" diyen başka kim var? Kendisi. Evet, evet kendisi, hem de bizzat kendisi, ta kendisi! Gürcistan'da "Ben Gürcüyüm" dememiş raiydi? Uluslararası toplantılarda "Türkiye'nin Gürcü kökenli Başbakanı" diye anons edihnce büyük bir gururla yerinden doğrulmuyor muydu? Akif Beki, onun "Musa'nın soyundan geldiği" müjdesini veriyor ve anında Tayyip tarafından basın danışmanı yapılmıyor muydu? Kendi deyince bir şey olmuyor, Mehmet Medner "Türk değildir" şekhnde konuşunca ona "beynimin yarısı" diye hitap ediyor ve onu baş danışman yapıyor. Ben söyleyince, benden 20 milyar istiyor, hem de faiziyle! Ben, Remzi Gür müyüm? O da yetmiyor, daha önce belirttiğim gibi Ergenekon tezgâhı ile mapushane damlarına göndertiyordu. , "Patlak Ampul" adlı kitabımda Mehmet Metiner'den bahsederken; ERGÜN POYRAZ 45 "Siyasal şeriatçıların varacağı son istasyona biraz erken varan ve burada PKK'nin siyasal kanadı olan HADEP Genel Başkan Yar-dnncılığı'na getirilen Mehmet Metiner" şekhnde bir cümle kullanmıştım. Tayyip, Belediye Başkanlığı döneminde PKK'nın militan kazanma şubesi gibi çahşan HADEP'in Nevruz'u kutlayan afişlerini, düzenledikleri geceleri ilan eden duyuruları İETT'ye bağlı otobüslerde "Bedava" olarak kullandırıyor, adeta PKK'nın propagandasını yaptırıyordu.

Tayyip, Hükümet olduktan sonra ilk iş olarak eli kanlı teröristin İmrah'da kaldığı yerde rahat etmesi, ziyaretçilerinin istedikleri her şeye kolayca ulaşabilmeleri için koskoca bir gemi tahsis ediyor ve yaklaşık 5 milyon dolar harcamada bulunuyordu Eh kanlı katillerle önceleri gizli gizli süren ilişkiler "Açdım" dümeniyle iyice gün yüzüne çıkıyor, ona bir 5 milyon dolar harcama daha yapılarak İmralı adeta bir saray haline getiriliyordu. Terörist sürüleri dağlardan boyunlarında sarı, kırmızı, yeşil renkli paçavraları ve PKK'yı temsil eden kıyafetleri ile indiriliyor, davul zurnalar eşliğinde karşılanıyor, kurulan çadır mahkemelerinden anında salınıyorlardı. Teröristlere "Hoşgörü" kucağını açanlar, onlarla "diyalog"a girenler; şehitleri, gazileri ve şehit ailelerini adeta düşman ilan ediyorlardı. Şehit anneleri itilip kakılıyor, her fırsatta gözaltına alınıyorlardı. Şehiüer için mevlüt okutan gençler derdest edilip karakollara götürülürken, gösteri ve eylem yapan PKK'hlara bizzat polisler karanfiller, çiçekler veriyorlardı. PKK'hlar İstanbul'un göbeğinde otobüs yakıyorlar, sloganlar atıyorlardı. Eylemde, basından tezahüratçılarına kadar her şey eksiksiz yer alıyordu. Ancak orada olması gereken, sadece insanlarımızın güvenhğini sağlamakla sorumlu olanlardı. "Onlar neredeydi" derseniz cevabı oldukça basit. PKK eylemleri kendilerini rahatsız etmediğinden, her zaman yaptıkları gibi Atatürkçülere nasıl Er-genekoncu damgası vururuzun peşindeydiler. 46 , TAKUNYALI FÜHRER DTP'nin eski lideri Hatip Dicle, yargdandığı Mahkeme'de Be-şir Atalay'ın şu sözleri söylediğini açıklıyordu: "Bakan Atalay, 15 Ekim'de Ahmet Türk ile görüştü ve ona 'Müsteşarımı Diyarbakır'a gönderdim. Hakim ve Savcdar ayarlandı. PKK'hlar geldiği gibi geçecek." Kaldı ki, ClA'nın gelinlerinin gözetiminde çıkarılan ve Tayyip Hükümeti tarafından teşvike boğulan, Fetullahçılarca reklâm üzerine reklâm yağdırılan, ismi İBDA-C'nin daha önce çıkardığı dergi olan Taraf ile aynı olan. Taraf Gazetesi de aynı sözleri daha PKK'hlar gelmeden manşet olarak atmıştı: "Geldikleri gibi geçecekler." Ve Gerçekten de öyle olmuştu. "Apo'nun talimatıyla geldik" diyen PKK kıyafetli teröristler için davullu zurnalı karşılamalar düzenleniyor, her taraf PKK paçavralarıyla donatılıyor, teröristlerin ayağına mahkemeler gönderiliyor, "Pişman olmadık" şeklinde konuşan PKK'hlara "Siz pişman oldunuz" denilerek, hepsi anında serbest bırakılıyorlardı. Onlar da ayaklarının tozlarıyla mitinglere katılıyorlar ve PKK propagandası yapıyorlardı. PKK'lı teröristlerin ayağına gönderilen sözde mahkemede, "teröristler kızmasın" diye mahkeme salonunda asılı olan Atatürk portresi kaldırıyor, bahçede ve diğer yerlerdeki Türk bayrakları da indirihyordu. Abdullah Gül ile akraba olduğunu sürekli olarak gizleyen İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bu konuşmanın ardından tam bir panik havasına giriyor, birbiriyle çelişen demeçler veriyordu. 17 Şubat tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Tufan Türenç, "Bizim millet yemez" başlığı ile bu duruma açıklık getiriyordu: "Siz söylenenlere, iftiralara kanmayın İçişleri Bakanımız Beşir Atalay, Ahmet Türk'e Habur'dan giriş yapan PKK'hları bırakma sözü vermedi. "Müsteşarımı Habur'a gönderdim, savcı ve hakimler ayarlandı" demedi. ERGÜN POYRAZ 47 Teröristler de "Biz gerillayız. Önder Abdullah Öcalan'ın çağrısı ile barış için geldik" demediler. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Diyarbakır'a kimseye sormadan gitti. Savcılar ve yargıçlar da Habur'a kendileri gittiler. Yine kendi kai-arları ile orada mahkeme kurdular Bunlardan İçişleri Bakanı ile hükümetimizin hiç haberi olmadı. Teröristler, sorguları kısa zamanda yapılıp mahkemeye gönderilmedi.

İsrarla "pişman değiliz" diyen teröristleri yargıçlar hür iradeleriyle serbest bıraktılar. Yoksa hükümetimizin ve İçişleri Bakanımızın bu işlerde hiç mi hiç rolü yok. Otobüslerin üzerinde zafer işaretleri ile kent kent dolaşan, düzenlenen mitinglerde konuşan teröristler bu işleri kimseye sormadan yaptılar İktidara sormak istiyorum: ' Bizim alnımızda enayi mi yazıyor." Osman Yıldınm ve Hatip Dicle Sabahattin Önkibar, Yeniçağ Gazetesi'ndeki köşesinden şöyle bir sual yöneltiyor: "Sahi makbul tanıklık nasıl olunur?" Öyle ya; AKP güruhuna, siyasal dinci tayfasına, FetuUahçı takımına, 2. Cumhuriyetçilere sorarsanız, öz yeğenini para karşılığı erkeklere satmaktan sabıkalı, sahtecilikten, öldürmeye teşebbüsten, ablasını öldürmekten ve Atatürk'e hakaretten hükümlü, Danıştay saldırısından ve Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atmak ve attırmaktan tutuklu, bir söylediği bir söylediğini tutmayan, sürekli yalan üzerine yalan söyleyen Osman Yıldırım'ın tanıklığı mübarekti Öyle ya na48 . TAKUNYALI FÜHRER Sil olsa mayalan aynıydı, aynı bağın kargası, aynı dağın dikeni, aynı topun kumaşıydılar . . i ¦ Ergenekon tezgâhında Danıştay soruşturmasını onun ifadeleriyle götürüyorlar, suçsuz insanları böyle birinin iftiraları ile hapiste tutuyorlardı. Buna mukabil eski bir milletvekili olan ve yüz kızartıcı hiçbir suçu bulunmayan İmam Hatip Lisesi mezunu Hatip Dicle'nin ifadeleri makbul değildi. Çünkü; Dicle, Beşir Atalay'ın perde gerisindeki sözlerini, yani "Habur'da hakimler ayarlandı" beyanım ifşa etti. Adam nerede ve niçin yaptı bunu? Mahkemede; "Bizi niye tutukladınız, bakın Habur'a gelen gerillalar, Bakan emriyle yani hakim ayarlaması ile serbest bırakılırken biz niye buradayız" dedi. Başka bir ifade ile o sözü durduk yerde söylemedi, kendini savunurken söyledi. Bakın benim veya bir başka Atatürkçü'nün Hatip Dicle'nin dünya görüşüne katılması hiçbir zaman düşünülemez. O görüş ve o kesim bizim ezeli düşmanımızdır. Ancak burada hadise bir olayın afişe edilmesi olayı ile birçok AKP'linin çektiği, Fetullahçıların, siyasal dincilerin, tarikatçıların ve 2. Cumhuriyetçilerin ikiyüzlülüğüdür. Öz yeğenini TL'ye erkeklere pazarlayan, ablası dahil bir çok öldürme eyleminin faili, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi saldırganı, sahtecilikten mahkum, yalancılığı ile nam salan Osman Yıldırım'ın iftiralarını mübarek bulan birçok AKP'liden, FetuUahçdardan, siyasal dincilerden, tarikatçılardan ve 2. Cumhuriyetçilerden oluşan ihanet şebekesi, iş Hatip Dicle'nin ifşaatına geldi mi şöyle çırpınıyorlardi; "Tutuklu birinin sözü kabul edilebilir mi?" Bu ne iki yüzlülüktür? Böylece, ; ¦ , ERGÜN POYRAZ 49 Beraber yürüdükleri yol arkadaşlarının PKK'hlar, Apo ve Osman Yıldırımlar ve Çeteciler olduğu çok net bir biçimde ortaya çıkıyordu. Tayyip ve ekibinin kanlı Danıştay saldırısını Atatürkçü kesime yıkma çabalarındaki baş figürleri olan Osman Yıldırım, Nisan 'un son haftasında Zekeriya ile sohbet'e gidiyor, sohbet çıkışı gazetecilere "Ben Bilal-i Habeşi"yim diyordu. Osman Yıldırım hezeyanlarını öyle bir boyuta taşıyordu ki, kendini ilk ezan okuyan, cennetle müjdelenen ve on sahabe arasında yer alan Hz. Bilal ile bir tutuyordu. Bu günah, bu ayıp bile tek başına Tayyip'e yeter de artar bile. Eğer içinde zerre kadar Müslümanlık taşıyorsa ^ Habeş'in Ağır Ceza Mahkemesi'nde; "Ben Cumhuriyet rejimini yıkacağım" şeklindeki sözlerinin yer aldığı görüntüler gösteriliyordu. Tayyip'in, her fırsatta "Üstadım" diye andığı üstadları Necip Fazıl onlara;

"Tekfur sarayını basan bahadırlar gibi bir makyaj oyununa, bir kamuflaja bürünmek gerekiyor" şeklinde öğütler veriyordu. Onlar da bu makyajı, "Islam"da bulmuşlar, "Müslümanlığı kendi idealleri için "Kamuflaj" olarak kullanıyorlardı. Oysa, Gericilik pis kokusuyla hemen hissedilir, çirkef sesiyle hemen duyulur, çirkin yüzüyle hemen görülürdü Tayyip, Hükümet olduktan sonra "Dini kullandık" derken ona destek M. Ali Şahin'den gehyor, o da "Dini biraz kullandık" şeklinde konuşuyordu. Tayyip için kullanma ve kullanılmanın haddi ve hududu yoktu. 'li yıllarda Star TV'de yayınlanan konuşmasında söylediği şu sözler onun ruh halinin bir göstergesi değil miydi? "Amaca ulaşmak için gerekirse papaz cübbesi bile giyerim." Peki, Tayyip amacını nasıl açıklıyordu? 50 • TAKUNYALI FÜHRER "Türkiye'de 30'u aşkın etnik köken var. Onlardan bir mozaik oluşturacağız." Yani; Bu cennet vatanı parçalara ayırmayı en büyük görev sayıyordu. Bunu da "açılım" maskesi ile gerçekleştirmeye başlıyordu. 25 Kasım tarihli HüiTİyet Gazetesi'nden Şükrü Kızılot köşesinde, İtalyan filozof Giordano Bruno'nun din tüccarları hakkındaki şu sözlerine yer veriyordu: "Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar." Gördünüz mü? Yine nereden nereye geldik. Hadi tekrar dönelim Tayyip'in seyir defterine: Babası Kaptan'mış Rumca ismi Potamya ile bihnen yeşil ile mavinin adeta vals yaptığı Güneysu İlçesi, Rize İh'ne bağlıydı. Rize vilayed İstanbul başta olmak üzere, Samsun, Kocaeh, Çorum, Ankara, İzmir gibi illere çok yoğun göçler veriyordu. Teyup Efendi'nin oğlu Ahmet de 13 yaşında gurbet kervanına katılanlar arasında yer alıyordu. Rize'de barınamayan Ahmet Erdoğan, yaşadığı köyden, gözünü büyük şehre dikiyor, tası tarağı topladığı gibi soluğu İstanbul'da alıyordu. CIA Ortadoğu ve Türkiye Masası Şefi ve Türkiye'yi ancak Tayyip'in kurtaracağım iddia eden ve Tayyip'e her fırsatta methiyeler düzen Graham Fuller'in yakın dostu Ruşen Çakır, Fehmi Çalmuk ile Tayyip hakkında yazdıkları "Recep Tayyip Erdoğan" adh övgü kitabının sayfasında, Tayyip'in babasının Beyoğlu âlemlerini şöyle anlatıyorlardı: ERGÜN POYRAZ 51 "Reis Kaptan'in İstanbul hatıraları hareketli ve renklidir. Gençlik yıllarını İstanbul'un çılgın bölgelerinde, Pera'larda geçirdi. Beyoğlu'nu, Tophane'nin her tarafını karış karış bilirdi. Gece âleminin merkezinde denizciliğin verdiği duygusallıkla yaşadı" Ruşen'in bu açıklamaları oldukça vahim bir durumu ortaya çıkarıyordu. Çünkü 13 yaşında İstanbul'a göçen Tayyip'in babası Ahmet, yılında yani daha 19 yaşında ilk evliliğini kendinden 12 yaş büyük olan Sabit'ten olma Gülli'den doğma Havuli ile yapıyor, ardından ilk çocuğu Hasan, Hasan'dan sonra da Mehmet dünyaya geliyordu. Hasan, Mehmet ve Havuli yok yokluk içinde perişan bir şekilde kıvranırken, Ruşen'in anlattıklarına göre Tayyip'in babası Beyoğlu'nun arka bahçelerinde gününü gün ediyordu. Oysa, 24 Eylül tarihli Hürriyet Gazetesi, Tayyip'in New York'taki Levin Enstitüsü'nde gerçekleştirdiği konuşmasını "Küçük Tayyip'in ayakkabıları delik deşikti" başhğı ile duyuruyor ve Tayyip'in ağzından şunları aktarıyordu; "Küçük Tayyip okula yaya giderdi. Okula giderken annem elimden tutmazdı. Ayakkabılarım dehk deşikti. Yağmurda, kışta, sıcakta ayaklarımın kızardığını bilirim. Şimdi bu ayakkabüarı çocuklarımıza layık görmüyoruz. Çocukları özel araçlarla okula bırakıyoruz. Böyle olsun istemiyorum. Müthiş bir tüketim ekonomisi var. Buna çok dikkat edip verim ekonomisi ile bir denge yaratmalıyız. İsraf ekonomisine dur demehyiz." Tayyip'in söyledikleri bu kadar değildi. Tayyip, kendisinin çok yoksul bir ailede büyüdüğünü, otomobilleri olmadığını da söylüyordu.

Gerçekler bu kadar ortadayken, CIA Türkiye Masası Şefi Graham Fuller'in yakm arkadaşı Ruşen Çakır kitabında Tayyip'in babasına kaptanlık payesi veriyor ve üstelik kaptanlığa terfi ettirdiği Ahmet'i, bir de "Reis Kaptan" yapıyor, yetmiyor, onun İstanbul hatıralarının hareketli ve renkh olduğundan bahsediyordu. 52 ¦ TAKUNYALI FÜHRER Çakma Kaptan'm gençlik yıUarmı İstanbul'un çılgm bölgelerinde, Pera'larda geçirdiğini de ilave ederek, aslında Tayyip'in de o babanın oğlu olarak çağdaşlığa yakın olduğu gibi son yüzyılın en uçuk saptamasını da yapacaktı, ama bu kadarına kendi de cesaret edememişti Ruşen Çakır'a göre Tayyip'in babası Beyoğlu'nu, Tophane'nin her tarafını karış karış bihrmiş. Gece âleminin merkezinde denizciliğin verdiği duygusallıkla yaşarmış O zaman sormazlar mı? Tayyip niye o günlerde yırtık-pırtık, delik-deşik ayakkabılarla geziyordu? Yoksa baba, paraları Beyoğ-lu'nda hatun kişilerle harcayıp eve mi bakmıyordu? Çocuklarının rızkını barlarda pavyonlarda mı tüketiyordu? Bu durumda suç babanın ise, Tayyip'in annesi yine Tayyip'in açıklamalarma göre niye ellerinden tutmuyor, çocuklarına böylesine basit bir şefkati bile çok görüyordu? Tayyip'in insanlara karşı kini ve öfkesinin nedenlerinden biri, annesinin ve babasının bu tutumlarından dolayı mıydı? Okula giderken annesinin elinden tutmayıp ona oldukça kötü davranması mıydı? Büyük bir ihtimalle Zira bu olay kırılgan ruhunda öyle derin yaralar açmış ki, 50 küsur yıl sonra Amerika'da hayıflanarak annesinin elinden tutmamasından duyduğu üzüntüyü dile getiriyor, olur olmaz her yerde iki gözü iki çeşme ağlıyordu. yılına geldiğimizde Havuli ile Ahmet boşanıyorlar, Ahmet hemen Tayyip'in annesi Mehmet'ten olma Havva'dan doğma Tenzile ile tarihinde evleniyordu. Bu evliliğin üzerinden 9 ay 10 günlük süre jet hızıyla geçiyor, ydında Tayyip dünyaya geliyordu. Baba Ahmet, oğlu Tayyip'i her nedense nüfusa yaklaşık on ay sonra tarihinde tescil ettiriyordu. Tayyip'in babası Ahmet diğer oğlu Mustafa'yı da kütüğe bir yıl geç kaydettiriyor, kızı Vesile'yi ise doğduğu gün olan yılında tescil ettiriyordu. Tayyiplerin ailesinde böyle şeyler olağandı. Tayyip, büyük oğlu Ahmet Burak'ı doğumundan yaklaşık sekiz ay sonra, Necmeddin ERGÜN POYRAZ 53 Bilal'i iki ay sonra, Esra'yı bir ay tehirli, Sümeyye'yi ise iki gün gecikmeli olarak nüfusa tescil ettiriyordu. Ettirir ya, bize ne! O halde biz yine devam edebm, Tayyip'in serüvenine Bakın Tayyip'i övme kitabında babasının kaptan olması nasıl anlatılıyor: "Rize'de o yıllarda çay ekimi yapılmıyordu. Bıyıkları bile terlememiş Ahmet Erdoğan gözünü İstanbul'a dikti. Eşin dostun yardımıyla bir eve yerleşti. Artık onun niçin doğduğu değil doyduğu yer önemliydi. Şirket-i Hayriye'ye girdi. Marmara'nın lodosunu, fırtınasını Deniz Yollarındaki kıyı kaptanı olarak yaşadı. Hem de yarım asır Artık kendisine yakıştırılan bir lakabı da vardı: Reis Kaptan." Kitabın kapağında yazar olarak Tayyip'in adı olan ve Nurculara yakınlığı ile bilinen Nesil yayınlarmca yayımlanan ve ismi Şa-nar Yurdatapan'ın şarkısından aparma "Bu Şarkı Burada Bitmez" adlı kitabın sayfasında, babasının Kaptan olduğu şekhnde gerçek dışı bilgileri Tayyip bakın nasıl veriyordu: "Bizim gelişimiz çok manidardır. O zamanlar babam, Deniz Yollarında kaptandı. Babam da Rize'den 13 yaşında İstanbul'a hicret etmişti" Tayyip'in bu sözleri insanların nasıl enayi yerine koyulduğunun bir ibret vesikasıydı. Hadi babasının kaptanlık masalını bir yana bırakalım. Fakat şu cümle ve o cümle içindeki, "Babam da" sözleri oldukça ilginçti. Önce cümleye bakalım: "Babam da Rize'den 13 yaşında İstanbul'a hicret etmişti" Ve şimdi soralım. Tarihte, daha açık deyişle Tayyip'in ima ettiği bir biçimde İslam tarihinde "Hicret" eden kimdi?

"Tabii ki sadece Hz. Peygamber!.." Tayyip, tam bir şark kurnazı edasıyla bunu açıkça söylemiyor, ya ne yapıyor? , , Okuyanlar "Hicret" kelimesinden ve "Babam da" deyişinden anlasın diye kendince yol açıyordu. 34 . TAKUNYALI FÜHRER . Tabi bir de yoksulluğu nedeniyle köyünden büyük şehre aynı Tayyip'in babası gibi 13 yaşında göç eden bir başka kişi daha vardı ki ileride değineceğim. O şahıs da Hitler'in babasıydı Başka ne diyor Tayyip? "O zamanlar babam, Deniz Yollarmda kaptandı." Neymiş? , Babası Kaptan'mış!.. CIA İstasyon şefinin arkadaşı Ruşen'in Tayyip'i parlatma amacıyla yazdığı kitapta yer alan ve Tayyip'in babasının Beyoğlu gecelerinin övüldüğü paragrafın bir altındaki bölümde şu bilgiler yer alıyordu: "Denizcilerin gözleri dalgaların ritminde kaybolur Gemiye ayakbastılar mı değişen bir karakteri vardır denizcilerin. Her gemi bir devlettir. Kaptan ise Devlet Başkan'ı, geminin kendisine has kuralları, disiplini vaizdir. Disiplinsizliğe geçit yoktur. Karada ne olursa olsun insan gemide değişiverir, bambaşka biri olur. Yanlış yapanlara suçun niteliğine göre özel cezalar verilir Otorite çiğnendi mi geminin değişik yerlerinden ayaklarından, koltuk altlarından sallandır ıhverirler." Bu satırların yazarının babası da şehir hatlarında Kaptan'dı. Şehir hatlarında o yıllarda kaptanlık yapan insanları tanımama rağmen, nedense bu kişiler arasında Tayyip'in babasına hiç rastlamadım. Üstelik günlerimin çoğunu gemilerde geçirmeme rağmen, yine hemen hemen bütün gemilerin çalışma şartlarını gördüğüm halde daha ayaklarından, koltuk altlarından asılan bir kimseye ne rastladım, ne de böyle bir şey duydum. O halde nereden çıktı bu Kaptanlık hikâyesi: Anlatayım: Tayyip'in Kasımpaşa'da oturduğu ev; Kaptanoğlu Mahallesi'ndeydi. Mahallenin adı Kaptanoğlu'ydu ya, garip o nedenle babasını Kaptan kendisini de Kaptan'm oğlu zannediyordu. Gerçekte ise; ERGÜN POYRAZ 55 Babası, Hasköy ile Fener arasında sandalcılık yapan ve geçimini bu şekilde sağlayan biriydi. Tayyip'in babası Ahmet'in ideali Süüüce ile Eyüp arasında yolcu taşımaktı. Zira o hat yolcu bakımından en verimli kadardandı. Ahmet Efendi'nin ya da nam-ı diğer Reis Kaptan'm sandalı dört yolcu alabiHyordu. Ahmet, yolcuları taşımak için akşama kadar kürek çekiyordu. O halde Tayyip, neden babasının Kaptan olduğunu söylüyordu? Basit. Tayyip ileri derecede şizofren'di. Her şizofren gibi kurduğu hayallerle yaşıyordu. Tayyip'e gerek çocukluğunda, gerekse gençliğinde "Tayyip" de demezlerdi. "Reco"ydu, lakabı Ya da tamı tamamına; "Paytak Reco." Dünün Paytak Reco'su, bugünün Tayyip'i, Roman açılımı sırasında yetiştiği bir diğer yeri de şu sözlerle faş ediyordu: "Hacıhüsrev'de büyüdüm." Hacıhüsrev deyince; hırsızlık, kapkaç, tırnakçılık, muslukçu-luk'un yanında "hap, esrar, taş, kubar, eroin, kokain, sipsi ve her türlü uyuşturucu kullanan ve satanların yatağı" akla geliyordu. Tayyip'in çocukluğu, Hacıhüsrev ile Kaptanoğlu mahalleleri arasında geçmiş, Çinçin Deresi adeta yuvası hahne gelmiş, arkadaşları hep buralardan yetişen insanlar olmuştu. Paytak Reco futboldaki yetersizliğini öfke nöbetleri ile örtmeye çalışırdı. Bakın Reco'nun o günlerden bir arkadaşı. Sabah Gaze-tesi'nden Savaş Ay'a neler anlatıyordu: /

"Hele ki gol kaçırsın, ya da yanlış yaptı diye takımı kendi yüzünden bir gol yesin eyvaaaaah. Sertleşir, lanetleşir, biçer, çelmeler bağırır, ürkütürdü her bir oyuncuyu Benden duymuş olma hakemler bile tırsardı Reco'dan ha ha haa haaa" 56 . TAKUNYALI FÜHRER Reco'nun arkadaşı, "hakemler de tırsardı" dedikten sonra gülmeye başlıyor, nedense bir süre sonra gülmesinin altında yatan neden de ortaya çıkıyordu. Tayyip'in bu agresif hareketleri sonucu bunalan insanlar ona bir araba sopa atıyorlar, o da korkuyla bir köşeye sinip çöküyordu. Cümle Amerikan İslamcdannda bir etiket gibi duran gerçek dışı yaşam öyküsü, Tayyip'in hikâyesinde de kendini gösteriyordu. Bu nedenle siyasal dincilerin hayat öykülerindeki çelişkileri ve gerçek dışı anlatımları bulmak için öyle çok çaba göstermeniz de gerekmiyordu. Siyasal İslamcılar; kaderleri, ahn yazıları gibi bir önceki açıklamalarım bir sonraki anlatımları ile tekzip ederek, mumlarını bırakın yatsıya kadar ikindiye kadar bile yakamıyorlar ve böylece kendi kendilerinin Brütüs'ü oluyorlardı. O halde, Siyasal İslamcıları kendi kendilerinin Brütüs'ü olma durumuyla baş başa bırakıp dönelim Tayyip'i cilalama kitabına Bakın Ruşen, Tayyip hakkında nasıl ağıt düzüyordu: "Recep Tayyip Erdoğan için fakirlik, geçim sıkıntısı, alın yazısı gibiydi. Onunla yaşayacak onunla büyüyecekti. Ekmeğini taştan çıkaracaktı. Reis Kaptan hayatın zorluklarını, fakirlik yıllarını teker teker anlatıyor, çocuklarının bundan ders çıkarmalarını istiyordu. Reis Kaptan'm bu sözlerden sonra gözleri dolardı. Gözlerinden yaş döküldüğünü gören çocukları da ağlardı. Recep Tayyip'in gözleri dolar, zihnini hırs kaplardı. Reis Kaptan güldüğünde ise herkes gülerdi. Çocuklarına verdiği en önemli öğüt ise şuydu; "Okuyup adam olun." Tayyip de "He okuyacağum buba, okuyacağum boyyük edam olacağum" diyordu. Tayyip, hayat hikâyesini anlatan kitaba verdiği bilgilerde; yaşamının önemli bir bölümünün İstanbul'un en eski yerleşim yerlerinden olan Kasımpaşa'da geçtiğini ve 5 çocuklu ailenin yoksulluğu içinde büyüdüğünü anlatıyordu. Ancak Roman açılımında ise büyüdüğü yerlere Hacıhüsrev'i de ekliyordu. Tayyip, kâğıtlı şeker sataERGÛN POYRAZ ' 57 rak hem okul masrafmı çıkardığmı hem de annesine bile harçlık verdiğini söylüyordu. Derken ilkokul bitiverdi. İstanbul İmam Hatip Lisesi'ne yazıldı. Bu okulun harçlığı kâğıt şekeri satmakla karşılanamazdı. İmam Hatip için başka bir senaryo gerekliydi. Çok geçmeden Tayyip'e uygun senaryo yazıldı. Yatılı okuyor, sandalcılık yapan babası haftada 2,5 TL harçbk veriyormuş ona. Ne yapsın garip? Sandala en fazla dört yolcu alabiliyor, hatta seferlerin birini mecburen boş gerçekleştiriyordu. Tayyip'in okuduğu o günlerde yolcu başına anca 25 kuruş alabiliyordu. Tayyip de babasından aldığı parayı yetiremeyince hafta sonlarında top sahalarına gider, nane, limon, okaliptüs ve su satarmış. Daha o günlerde başlamış satmaya Ne bulursa satıyordu. Tayyip, kendi anlatımlanna göre, yol parası vermemek için de Kasımpaşa'dan Eminönü'ne kadar yürüyerek gidermiş. Bazı günler simit alırmış fırından. Hem de bayat simit alırmış. Annesi onları buhara yatırırmış. O zamanlar da simit on kuruşmuş. Tayyip simitlerin tanesini 2,5 kuruşa alır, 5 kuruşa satarmış. Tayyip, bayat simitleri insanlara taze diye yuttururken kendisine de "kıstırma" yediribyordu, hem de en yakm arkadaşları tarafından. Kadir Topbaş o günlerde Tayyip ile aynı okuldaydı. Tayyip'ten birkaç sınıf yukarıdaydı ve okul kantinini işletiyordu. Bu arada; "Kıstırma nedir?" diye soracaksınız tabii hakb olarak. O halde; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş'tan "Kıstırma"yı dinleyelim: "Simit, poça, açma işini gayet güzel idare ediyorduk. Serde tatlıcı bir aileden gelmek var ya, bir gün aklıma düştü. Yeni bir şey üreteyim, hem ucuz olsun, hem sevilsin. Herkes bayıldı. Tuttum iki büsküvlnin arasına lokum koyup avucumla

bastırdım. Adını da "kıstırma" koydum. Hani şimdi araya çikolata koyup satıyorlar ya, işte onların ilk çıkışı bu kıstırmadır aslında 20 kuruştan satmaya başladık kantinde herkes bayıldı. En çok sevenlerin, harçlığını neredeyse buna yatıranların başında da Sayın Başbakanımız Tayyip Bey geliyordu." 58 ^ TAKUNYALI FÜHRER Tayyip'i kıstıran kıstıranaydı. Okul yıllarında Kadir Topbaş'tan sonra son günlerde Ermeni cemaati lideri Bedros Şirinoğlu da sıraya giriyordu. Önce bir olayı hatırlatalım. Hani Tayyip bir diktatör edasıyla "Ülkede kaçak çalışan bin Ermeniyi kapıya koyarım" demişti ya, o sayının da kıstırma olduğu ortaya çıkıyordu, ya da sonrakinin Hangisi doğru derseniz, bilemem ki! Zira ortada bunun doğrusunu açıklayacabilecek bir devlet yok. Tayyip, son günlerin kıstırılma olayını devlet millet kesesinden yallanan yandaş medyaya bakın nasıl izah ediyordu; "Ermeni Cemaati Lideri Bedros Şirinoğlu'nu 4 ay önce Dolma-bahçe'de kabul ettim. Ne kadar kaçak Ermeni var diye sordum. O zaman bin demişlerdi. Ben de o rakamı telafuz ettim. Dün gelip yanlış rakam için özür dilediler. Gerçek sayının 25 bin olduğunu ifade ettiler" Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olduğu iddiasındaki Tayyip bu son açıklamanın doğru olduğuna nasıl kanaat getiriyordu? Bu sorunun cevabı yok! Ya bir başka olayda 25 bin de değil bu rakam da yanlış derlerse ne yapacaktı? Bakanları ne için var. Emniyet'i ne için var? Sadece Atatürkçülere Ergenekoncu damgası vurmak mı tek yapabildikleri Tayyip'i parlatma kitabının sayfasında; "Recep Tayyip, çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği bu Kasımpaşa'dan güç alıyor ve bağlarını koparmıyor. Bakkal Nurettin Yurdakul, cezaevinden Erdoğan'ın attığı bayram kartıyla gurur duyuyor" deniyordu. ydma geldiğimizde ise Tayyip, bakkal dükkânlarının kapatılacağını ve yerlerine çok uluslu marketlerin yer alacağını, büyük bir alışveriş merkezinin açılışında şu şekilde duyuruyordu: "Bakkal dükkânı olayı bitti. Ne yapacaklar? Belki marketler, belki süpermarketler halinde bunu aşmanın gayreti içinde olacaklar." Devr-i iktidarında bakkallar dahil küçük esnafa, köylüye, çiftçiye, işçiye ve memura kan kusturan Tayyip ve ekibi, başta yeşil serERGÜN POYRAZ 59 maye olmak üzere adeta kaymak tabakanın bereket tanrıçası oluyordu. AKP ve Tayyip iktidarında elde avuçta ne varsa babalar gibi satıldı. Telekom, Erdemir, İsdemir, Divriği Demir Madeni, Hekimhan Demir Madeni, İskenderun İsdemir Limanı, Ereğli Erdemir Limanı, Çelbor, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Tüpraş, Amasya, Kütahya ve Adapazarı Şeker Fabrikaları, Esgaz, Bursagaz, Eti Elektro Metalürji AŞ., Eti Bakır ve Krom Tesisleri, Çayeli Bakır İşletmeleri, TDÇİ'ye ve KBİ'ye ait tüm işletmeler, İskenderun, İzmir, Mersin, Çeşme, Kuşadası, Trabzon ve Dikili başta olmak üzere Umanlar, Ankara ve Samsun Feribotu ile TDİ'ye ait gemilerin birçoğu, Sümer Holding'e ait fabrikalar ile çeşitli illerde 21 arsa, taşınmaz, 5 bina ve 16 dükkân Ditaş, Taksan, Gerkonsan, Tümosan İşletmesi, T.Z.D A.Ş. Sakarya Traktör İşletmesi SEKA İşletmeleri ve SEKA'ya ait çeşitli illerdeki 3 arsa, 7 taşınmaz Ankara Alını Satım Müdürlüğü Binası. Havelsan A.Ş seafoodplus.infon, Nevruz A.Ş., Usaş ve Usaş'ın 11 lojmanı Gemlik, Samsun, Kütahya Gübre Fabrikası ve tüm varlıkları Şanburfa ve Tekirdağ'daki arazileri PETKÎM ve arazileri Et Balık Kurumu A.Ş Kombinaları ve 11 mağaza, 23 büro, 12 lojman, 4 arsa, 4 daire, 1 bina, taşınmaz, Samsun ve Mersin Soğuk Hava Depoları SÜTAŞ İşletmesi ve değişik yerlerdeki 6 adet arsa, 5 bina, 13 daire, 51 taşınmaz, l dükkân Manisa'da tarla, Adana ve Gebze'de 3 taşınmaz. Kahramanmaraş'ta 1 arsa. Konya'da 1 arsa, 1 bina. Erzurum'da 1 daire. Muhteliflilerde arsa Konya'da 1 dükkân. Kırıkkale ve Manisa'da 2 taşınmaz. Ortadoğu Teknopark A.Ş, KTHY, EBÜT A.Ş ve 6 taşınmazı. Deniz Nakliyatı T.A.Ş., Başak Sigorta AŞ, Başak Emeklilik AŞ., EBÜT A.Ş ve 6 adet taşınmaz. TED AŞ Tedaş'ın Usaş hisseleri dahil adet taşınmazı

60 . , TAKUNYALI FÜHRER Ataköy Marina ve Yat İşletmecilik A.Ş., Ataköy Otelcilik A.Ş., Kuşadası Tatil Köyü Hilton, Çelikpalas, Büyük Ankara, Büyük Efes, Büyük Tarabya Otelleri Kızılay ve Emek İşhanları Araç muayene istasyonları Kuzgun, Mercan, İkizdere, Çıldır, Beykoz, Ataköy Hidroelektrik Santralleri Denizli Jeotermal Santrali Yüzbinlerce metre kare arazi İlk özelleştirmenin başladığı 'dan sonra en fazla özelleştirme yapan bu iktidar döneminde, özelleştirmeden 30 milyar dolardan fazla gelir elde edildiği açıklandı. Peki. Bu denli satışın ardından gelen paralarla borçlar mı ödendi? Hayır! Fabrika, işyeri mi açıldı? Ne gezer! İşçiye memura mı verildi? İşçi aç, memur perişan! , Köylü? Suni teneffüsle idare ediyor. Emekli? ,. . ' ¦ Sürünüyor Ama elin emekbleri emekli olduklarında hayatlarının ikinci baharlarını yaşıyorlar. Amerikalı bir emekli ayda Euro, Avust-ralyah Euro alırken, Avusturya'h , İngiliz , Japon , Fransız , İrlandah Kanada'h , Alman ise Euro emekli maaşı ile gününü gün ediyor. Dandik Yunan'm emekbleri bile ayda Euro'yu cebe indirirken, ülkemizde bu oran ortalama Euro'yu zor buluyordu. Türk Milleti günlük kuUammında pek çok mal ve hizmet için Avrupa ve dünya standartlarının fersah fersah üzerinde vergi ödüyordu. Örneğin 7 TL'ye satılan sigaraların lirası, 5 TL'ye sati-lanların 4 lirası, 4,5 TL'ye raflarda yerini alanların da TL'si vergiydi. ERGÛN POYRAZ 61 3,65 TL ödediği benzinin lirası vergi iken, 3 liralık cep telefonu faturasının en az 1 lirasını vergiler oluşturuyordu. Diğer eklemelerle bu miktar 2,5 TL'ye çıkıyordu. CC'Iik bir otomobilin normal fiyatının iki katı oranında ÖTV, KDV yine ÖTV ve KDV'b fiyatm ÖTV ve KDV'si, Motorlu Taşıt Vergisi, Plaka adı altında alınan vergilerle adeta bir soygun düzeni oluyordu. Ev telefonunuzla 1 TL'lik konuşmanıza karşılık vergiler ve aylık ve diğer ücretler olmak üzere TL ödüyorsunuz. Ekmek, su, kefen bezi, un, ilaç, hastane masrafları, kitap yüksek vergi ödediğimiz kalemler arasında yer alıyordu. Ama paranız çoksa, Tayyip'in oğlunun içinde olduğu pırlanta, zümrüt, yakut gibi kıymetli taşlar sektöründe alış veriş yaparsanız ödeyeceğiniz vergi oram sıfır, yani bu tür alım satımlarda bir kuruş bile vergi ödemiyorsunuz. Peki, satılan devlet kaynaklarından alınanlar ve bu kadar korkunç vergilerden gelen paralar "borca yatırılmıştır" şeklinde düşünürseniz yine yanılırsınız. Zira AKP Hükümeti ve Tayyip iktidarları döneminde, iç ve dış borçlanmada Cumhuriyet tarihinin rekorları kırılıyordu. Tüm Cumhuriyet Hükümetleri yani AKP ve Tayyip iktidarına kadar, iç borcu milyar TL'ye ve dış borcu ise milyara kadar yükseltebiliyorlardı Tayyip ise tek başına 79 yılda yapdan borçlanmalardan kat be kat fazlasını yaparak, bu miktarı iç borç olarak milyar TL'ye, dış borcu da milyara çıkarıyordu. Daha başka deyişle yı-hnda milyar dolar olan toplam borcumuz ydında milyar dolara çıkıyor, yılının ilk yarısında ise milyar dolafı geride bırakıyordu. Hem de tek bir çivi bile çakmadan. Tayyip döneminde ülke açlık ve sefalet ile boğuşurken, yeşü sermaye ve yandaşlar kaymak tabakayı oluşturuyor, milyar dolarlarına milyar dolar katarak ülkenin en zenginleri arasına giriyorlardı. Forbes Dergisi yılının Şubat ayının sonunda çıkan sayısında, ülkemizde faaliyet gösteren en zengin kişinin ismini yayın62 • TAKUNYALI FÜHRER

lıyordu. Listede ilk sıralarda yer bulanlar; zenginliğine zenginlik, milyar dolarlarına milyar dolar katan, AKP'ye yakın aynı isimler oluyordu. Ancak vergi konusunda ise, bu kesim ilk onda bde yer alamıyordu. . , 90'İl yılların sonunda 1 milyara bile alıcı bulamayan Ülker Amerikalı bir firmaya satılmak isteniyordu. Ülker şirketi AKP iktidarının ardından bugün geldiğimiz noktada karını ve servetini en çok artıran şirketlerden olurken, Murat Ülker 2 milyar milyon dolarlık servetiyle milyarderler bginde 5. sıraya yükseliyordu. Murat Ülker'in yılı serveti ise 1 milyar milyon dolardı. Yine Ülker ailesinin kızlarından Ahsen Özokur ise, 'da milyon olan servetini 'da 1 milyar milyon dolara çıkarıyordu. Tayyip'in kızının kına gecesinin düzenlendiği yalının sahibi M. Latif Topbaş da, yılında ilk kez ilk lOO'e sıradan ghiyor, 'daki milyon dolarlık zenginhğini 1 milyar dolara yükseltiyordu. Tayyip'in Sabah Gazetesi'ni devledn imkânları ile hediye ettiği damadının patronu Ahmet Çalık, 1 milyar dolarlık serveti ile sıraya yükseliyordu. Tayyip'e yakm isimlerden İshak Alaton da dolarlarına dolar katan işadamları grubuna milyon ile dâhil oluyordu. Yine AKP'li Torunlar Gıda'dan Aziz Torun milyon dolar, Mehmet Torun da milyon dolarlık kazanımları ile sıralamada yer buluyordu. Topbaş ailesinden Ahmet Afif Topbaş milyon dolar ile kişilik dolar zenginleri arasına giriyordu. Tayyip döneminde milyarlarına milyar katan yandaş işadamları, iş vergi ödemeye geldi mi ortalıkta görülmüyorlardı. yıhnın en çok vergi veren ilk onuna baktığımızda, Tayyip dönemi milyarderlerinden hiçbirini göremiyorduk. İşte en çok vergi ödeyen işadamlarının dahil olduğu ilk ona giremeyen, vergi vermede yaya kalan yandaş işadamları şunlardı; ERGUN POYRAZ 63 "Ahmet Çahk, Murat Ülker ve diğer Ülker fertleri, Fettah Ta-mince, Akm İpek, Remzi Gür, Cihan Kamer, Ethem Sancak, Vahit Kiler, M. Latif Topbaş ve Topbaş ailesi, Unakıtan ailesi, Ahmet Al-bayrak. ;„,,., , , , ydmda mal varlığmı açıklayan Tayyip ise 3 milyon nakit parasının bulunduğunu ilan ediyordu. Bir sene öncesine göre onun da serveti bin lira artmıştı. Almanya Başbakanı'na "geçim sıkıntısı çekiyorum" derken, yılbaşı, bayram, bazı hafta sonlarını geceliği on beş bin dolarlık tatil yörelerinde geçiren ve hatta hızını alamayıp tatil köyleri kapatan Tayyip, tüm maaşlarını yemeyip iç-meyip biriktirse gene de o arttırımı sağlayamazdı. İktidara yakın isimler milyon dolarlarını milyar dolarlara yükseltirken, gariban vatandaşlar bırakın çaylarının yanma simiti katık yapmayı, birçok yerde bir bardak çay bile bulamaz hale geliyorlardı. Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış, bakın Tayyip'in hayat hikâyesini anlatan kitapta, bakkallar hakkında neler anlatılıyordu. Kitabın 18 sayfasında; yukarıda belirüğim gibi "Bakkal Nurettin Yurdakul" denirken, aynı sayfanın bir satır üstünde "Nurettin Yurdakul'un hırdavatçı dükkânından horoz şekerleri satın alırmış" şeklindeki bir anlatımla Tayyip'in çocukluk günlerine vurgu yapılıyordu. CIA İstasyon Şefi'nin arkadaşı Ruşen Çakır ve Fehmi Çal-muk'un beraberce Tayyip'i destanlaştırmak amacı ile kaleme aldı- ¦ ğı her yanından bağıran kitapta; önce Nurettin Yurdakul'un bakkal dükkânından bahsediliyor, ardından bakkal dükkânı oluyordu Hırdavatçı. Bu da yetmiyor, ardından Tayyip'in bu dükkândan "horoz şekerleri" aldığı anlatdıyordu. Kitapta; Tayyip efsaneleştirilmek isteniyor ancak onun yerine gerçek dışı anlatımlar destanlaşıyordu. Kitap ve dolayısıyla Tayyip'in hayatı adeta bir çelişkiler galerisine dönüşüyordu. Bu yanlışların neresinden başlayalım: Hadi CIA Şefi Fuller, Bakkal ile Hırdavatçı arasındaki farkı bilmiyordu. Genelde musluk çivi, tel, keser, kerpeten gibi malzemelerin satıldığı hırdavatçıda 64 • TAKUNYALI FÜHRER Namaz kıldırma masalı

Tayyip, "Elhamdülillah şeriatçı" ya, bu nedenle namaz kıldırmasını herkesten iyi bilmesi gerekiyordu. Kitabın yazarları ve Tayyip de böyle düşünüp bazı mizansenler hazırlamışlar, ancak ellerine yüzlerine bulaştırmışlardı. Kitabın sayfasında Tayyip'in namaz kıldırma senaryosu şöyle yer alıyordu: "İlkokul 5. sınıfta iken din kültürü derslerine giren okul müdürü İhsan Aksoy, bir gün sınıfta bir soru sordu. Böylelikle belki Recep Tayyip Erdoğan'ın hayatının seyri de değişmiş oldu. Aksoy ders anlatırken ezan okunuyordu. Sınıfa döndü ve "Kim namaz kılacak?" diye çağrıda bulundu. Kimseden ses seda çıkmadı. Recep Tayyip sağma soluna baktı ve elini kaldırdı. "Hocam ben kılarım!" Bunun üzerine Aksoy, "Gel bakalım Recep Tayyip" diye onu yanına çağırdı. "Seninle bir namaz kılalım" diyerek yere gazete kâğıdı serdi. Ama okul müdürü, biraz sonra Recep Tayyip'in vereceği tepkiden habersizdi: "Hocam bu gazetenin üzerinde boy boy resim var. Bunda namaz olmaz." Ve kenara çekildi. Bu medeni cesaret Aksoy'un hoşuna gitmişti. Masanın üzerindeki örtüyü alarak yere serdi. Böylece Recep Tayyip, bütün sınıfa sabah namazının nasıl küındığım gösterdi. Müdür Bey, "Aferin Recep Tayyip" diyerek ona teşekkür etti. Bunun sonucunda Recep Tayyip'in yeni ismi "Hoca" oldu. Yani Necmeddin horoz şekerlerinin satılamayacağını Ruşen de bilmiyor, arkadaşı Çalmuk ise hiç bilmiyor, kitap için hayatım anlatan fakir çocuğu Tayyip de mi bilmiyordu? Hiç hırdavatçıda horoz şekeri olur mu? 8 satırlık yazıda bir önceki satır bir sonraki satırı yalanlıyor, kelimenin tam anlamıyla Brütüslük rekoru kırılıyordu. Böylece Brü-tüs, Brütüs olalı Tayyip'ten ve yoldaşlarından gördüğü zulmü kimseden görmüyor, yattığı yerde ters dönüyordu. ERGÜN POYRAZ 65 Bataklık çiçeği Tayyip'i övme kitabında, Tayyip'in kendini övüp övüp yere göğe sığdıramadığı satırların altına, Alman Süddeutsche Zeitung GaErbakan'ın siyasette aldığı "Hoca" unvanını Erdoğan daha ilkokul beşinci sınıfta almıştı" Cinliğe bakın böylece Tayyip, yıllarca sadakatle bağlı olduğunu iddia ettiği, gördüğü her yerde huşu içinde elini öpüp, emrine amade olduğunu söylediği Erbakan'dan daha önce "Hoca" olduğunu anlatarak, bir nevi ezilmişliğinin intikamını alıyordu. Bakın Tayyip'in bu açıklamalarının da gerçek dışı olduğu, farkında olunmadan alt satırlarda nasü veriüyordu: "Recep Tayyip sınıfta namazın nasıl kdınacağım gösterdiği için Din dersinden "5 Puan" almıştı, ama ilkokul diplomasında bu dersin notu sadece "iyi" idi. Şimdi, ¦ Kitaba göre; Tayyip sınıfta hiç kimsenin yapamadığını yapıyor ve namaz kıldırıyor, böylece adı da Hoca'ya çıkıyordu. Buraya kadar yedik. Hoş yemeyip ne yapacağız? İyi de bundan sonrası sakat!.. ,, , Çünkü, Çakır ve Çalmuk, Tayyip'in din dersinden aldığı 5 puanın karşılığının "sadece iyi" olduğunu vurguluyorlardı. Oysa > 5'lik sistemde 5 puanın karşılığı "Pekiyi", onluk sistemde ise sadece düşük seviyede "Orta" idi. Eğer gerçekten Tayyip, sınıfta kimsenin yapamadığını yapıp namaz kılmayı gösterseydi ve Müdür tarafından takdir edilseydi, aldığı not sadece "5" olmaz herhalde "10" yani "Pekiyi" olurdu. Not'un beşlik sistemde karşüığımn ise "sadece iyi" değil "Pekiyi" olması gerekirdi. Eeee, ne diyelim bu kadar olur Hacıhüsrevb'nin hocaüğı 66 • TAKUNYALI FÜHRER zetesi muhabirlerinden Wolfgang Koydl'un 3 Aralık tarihinde yayımlanan "Kasımpaşa" konulu yazısı da ekleniyordu. Koydi, Tayyip hakkında ilginç bir tanımlamada bulunuyordu: "Bataklık çiçeği." Koydl'un Tayyip'e methiye düzen sözleri kitapta şöyle devam ediyordu: "Hepsinin gururlanmak için bir sebebi var. Çünkü Allah biliyor ya, Kasımpaşa'da büyüyüp de öyle büyük adam olana pek rastlanmıyor"

Alman gazeteci Koydi, aldığı misyon gereği yalanına Allah'ı da karıştırmaktan çekinmiyordu. Bir an için Koydl'un dediklerini yutmaya kalksak yiıVe aynı kitabın sayfasında yer alan "Kasımpaşa dedikleri" başlıklı yazıyı ne yapacağız. Hadi o yazıyı okuyalım: "Tüm bu semtlerin merkezi durumunda olan Kasımpaşa'ya gelince işin renginin tamamen değiştiğini görürüz. Burada geçmişten günümüze, Türk ve Dünya kültürüne önemh katkılarda bulunan insanlar yetişmiştir. Örneğin; Evliya Çelebi tam bir Kasımpaşalıdır. Çelebi, yorgunluğunu Kasımpaşa sınırları içindeki Loğusa Hatun Türbesi'nde gidermektedir. Doğu'ya ilk matbaayı getiren İbrahim Müteferrika da Kasımpaşalı'dır. Dünyanın en çok okunan mizahçdarı arasında bulunan Aziz Nesin de mütevazı bir Kasımpaşa evinde doğmuştur. Heykel sanatçısı Zühtü Müridoğlu Kasımpaşa sokaklarında büyümüştür. Dünya ve ohmpiyat şampiyonu güreşçi Gazanfer Bilge ile Londra Oümpiyatları'nda takım halinde şampiyon olan tüm güreşçiler Kasımpaşa Spor Kulübü'nden çıkmıştır. Ok Branşında Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Yücel Cavkay-tar da bu semtin çocuğudur. Bu semtin bir çocuğu daha vardır Ve kendisi hikâyemizin kahramanı olacaktır: Recep Tayyip Erdoğan " ERGÛN POYRAZ. 67 Kur'an bülbülü Çakır ve Çalmuk, kaleme aldıkları "Recep Tayyip Erdoğan Bir Dönüşümün Öyküsü" adh kitapta "Tayyip'i öveceğiz" diye yarışmaktan gerçeklere gözlerini kapatıyorlar, oldukça komik durumlara düşüyorlar ve Tayyip'i mitolojik bir efsanenin kahramanı gibi göstermek istiyorlardı. Ancak, abartıları sonucu öyle hatalar yapıyorlardı ki, bırakın Tayyip'in bir efsane kahramanı olmasını. sayfada bu şekilde yazdıklarını unutmalarından olacak, Çakır ve Çalmuk "Tayyip'i öveceğiz" diye sadece 2 sayfa sonra sayfada Alman Gazetecinin vıcık vıcık yağcılık kokan; "Çünkü Allah biliyor ya, Kasımpaşa'da büyüyüp de öyle büyük adam olana pek rastlanmıyor"şeklindeki sözlerine yer veriyor, en ufak bir itirazda da bulunmuyorlardı. Ne kitabın yazarları ne de Tayyip, ne hikmetse bir sayfa önce yazdıklarım bir sayfa sonra hatırlamıyor, hatırlamadıkları gibi hatırlatmıyorlardı. Kimbihr Tayyip o bölümleri kapatmıştır. Ya da Kasımpaşa'da yetişen Tayyip'in dışındakileri; İbrahim Müteferrika'yı, Evliya Çelebi'yi, Aziz Nesin'i, Zühtü Müridoğlu'nu, Gazanfer Bil-ge'yi, Londra Olimpiyadarında takım halinde şampiyon olan Kasımpaşalı tüm güreşçileri. Yücel Cavkaytar'ı adam saymıyorlardı. Böylece; Ruşen Çakır'm, Tayyip'i övme kitabı tarihteki yerini çelişkder yumağı olarak alıyordu. Ruşen Çakır, kitabında Tayyip'in doğup büyüdüğü Kasımpaşa hakkında da şu bilgileri veriyordu: "Kasımpaşa'nın bazı bölgelerinde suça meyilh, suçun içinde olan insan sayısı fazladır. En eski İstanbul varoşları buradadır. Varoşlarda, yankesiciler, eroinmanlar, gece âleminin eğlendiricileri vardır. Romanlar, Ermeniler, Rumlar, Museviler, Türkler hep bir arada yaşar" Gerçekten Kasımpaşa'da ne ararsanız vardı. Ancak, Kasımpaşa'da "Türk" bulmak, suça karışmayan birine rastlamak çölde "Vaha" bulmakla eşdeğerdeydi. ı 68 • TAKUNYALI FÜHRER farkında olmadan alelade insandan bile geri bir düzeyde olduğunu kanıdıyorlardı. Kitaplarının sayfasında bakın neler anlatıyorlardı: "O yıllarda İmam Hatip Lisesi'nde okuyan öğrencileri şu sözle severlerdi: "Kur'an Bülbülleri." Erdoğan da okuldaki Kur'an-ı Kerim dersinde çok başarılıydı. Hem okuma, hem ezber, hem tecvit ve tilaveti çok iyiydi. Öğrenci toplantılarında onun Kur'an okumasını teşvik ederler ve sessizce dinlerlerdi. , . Erdoğan'ın bulunduğu toplulukta dini yönden yetişmiş bir hoca, âlim yoksa namazı hep o kıldırıldı. Ama boynu bükük okuyordu. Okul sıralarında fakirlik kâbus gibi üzerine çökmüştü. O varlıklı bir ailenin çocuğu değildi. Çok fakir değillerdi ama kıt kanaat geçiniyorlardı" Ne diyor. Çakır ve Çalmuk? "Hem okuma hem ezber, hem tecvit ve tilaveti çok iyiydi."

Neyi iyiymiş? Okuması! ı Başka. Sıralamaya göre ezberi! Başka başka? Tecvit ve tilaveti! Tecvit ve tilavet ne? Açıklayayım: Tecvit; Kur'an-ı Kerim'i usulüne bağh kalarak okuma ilmi Tilavet; Kur'an-ı güzel sesle ve usulüne göre okuma Okuma; O da bunların aynısı Tayyip'i kendisinde olmayan vasıflarla övecekler ya, okuma'nın yanına aynı anlama gelecek Arapça sözcükleri de sıralayarak sanki başka özellikleri de varmış gibi aktarıyorlardı. Peki, ERGÜN POYRAZ 69 Tayyip, dedikleri gibi Bülbül ise, bu denli başardıysa neden Kur'an-ı Kerim'den geçer notun en düşüğü olan "Beş"i zor buluyordu. Hem; Bu nasıl bülbül ki, öttüğü zaman saksağanlara bile rahmet okutuyordu. Tayyip ve ekibi, övgü kitabına Tayyip'in Kur'an-ı Kerim derslerinden aldığı notları neden koyamamışlardı? v ' ^ Hem adamın Kur'an Bülbülü olduğunu söyleyeceksiniz, hem de okuldaki notlarını saklayacaksınız Olur mu? Olur, daha başka Hacıhüsrevh'den nasıl "Hoca" yapüır? Tabiî ki; atmada sınır tanımayarak!.. v i Boynu bükük Bülbül Aynı sayfanın aynı paragrafında Tayyip'in namaz kıldırması ile ilgih paragrafın sonuna, , "Ama boynu bükük okuyordu" Cümlesini getiriyorlardı. Böylece Tayyip'in fakirlikten boynunu büktüğünü aktarıyorlardı. Yani Küçük Emrah'ın boynu büküklerin-deki tiplemesi gibiydi Tayyip. Bitmedi, devamı var. Bir cümle sonra; "Okul sıralarında fakirlik kâbus gibi üzerine çökmüştü. O var-hkh bir ailenin çocuğu değildi" diyorlardı. Bu arada yine bir cümle sonra ise bu sefer fazla attık diye düşündüklerinden olacak şu açıklamayı ekliyorlardı: ^^^,v:,/^ "Çok fakir değillerdi ama kıt kanaat geçiniyorlardı" Ya bi karar verin; Çok mu fakirdiler?.. Fakirlik kâbus gibi mi üzerlerine çökmüştü? Zavallının boynu ondan mı yamulmuştu? Yoksa çok fakir değildiler de kıt kanaat mi geçiniyorlardı. 70 • TAKUNYALI FÜHRER Albay Tayyip Tayyip destanı amaçlanarak kaleme alınan kitabın sayfasında, Tayyip'in İmam Hatip'e gitmeden önce görüştüğü Hoca'nın Tayyip'e söylediği sözler şu şekilde yer alıyordu: "Bu okuldan sadece imam yetişmez. İnançlı gençler yetişir. Burayı bitirdikten sonra doktor da olabilirsin, avukat da" Tayyip, sevindirik olmuş bir biçimde okula kayıt olmaya gidiyor, öğrencilerin buraya imtihanla alındığını öğreniyordu. Kitaba göre sınavda ikinci oluyordu. Ancak aynı kitabın bir önceki yani sayfasında ise, okulda pek parlak talebe olmadığı anlatılıyor ve sadece standart yani herkesin "pekiyi" aldığı derslerden; Yazı, Beden Eğitimi, Hal ve Gidiş'ten "pekiyi" alabildiği vurgulanıyordu. Kitabın sayfasına göre; Tayyip, İmam Hatip'e girdiğinde bazı öğretmenlerinin söylediği karşısında şok olmuş. "Öğretmenler öğrencilerle, 'Buraya ölü yıkamaya mı geldiniz' diye dalga geçiyorlardı" deniyordu. Kitapta bu bölüm şöyle devam ediyordu: "Recep Tayyip, İmam Hatip Lisesi'nin öyle sıradan bir hse olmadığını anlayacaktı. Çünkü sosyal faaliyetler çok fazlaydı. Şnr okumadan futbola, atletizmden münazaralara kadar birçok alanda İmam Hatipler faaldi. Recep Tayyip de bu noktada geri kalmadı. Bir taraftan okulun futbol, atletizm, voleybol takımlarına seçiliyor, diğer taraftan Yeşilay'ın, Milli Türk Talebe Birliği'nin (MTTB) şiir ve bilgi yarışmalarında boy gösteriyordu. Sosyalleşirken siyasallaşıyordu da

Yani sıradan bir aile miydiler? Fakirlik kâbus gibi üzerlerine çöken bir ailenin reisi ise, "günlerini nasıl istanbul'un çılgın bölgelerinde Pera'larda geçirir, gece âleminin merkezinde denizciliğin verdiği duygusallıkla nasıl yaşardı" bilinmez. ERGÛN POYRAZ 71 O dönemde esas olarak komünizme karşı mücadele emie iddiasındaki MTTB'de yer almaya, örgütlenmelerde görev almaya başladı. Yavaş yavaş öğrenci Hderi olmaya doğru yol alıyordu" Kitabm sayfasında ise üniversite imtibanlarmda Erzurum Atatürk Üniversitesi'ni kazandığı belirtiliyordu. Zira o günlerde İmam Hatip mezunları sadece Atatürk Üniversitesi'ne gidebiliyormuş. Hani; Hocasının söylediği, "Doktorluk ve avukatlık" demeyin. Zira onlarla ilgili kitapta bir açıklama yer almıyor. Ya sosyal faaliyetler? Bakın kitabın sayfasında Tayyip, İmam Hatipler hakkında neler söylüyor: "Biz İmam Hadp'liler bugünkü yerlerimize gelinceye kadar yaşıtlarımızdan ve İmam Hatipli olmayanlardan daha çok bedel ödedik." Bu nedenle Erdoğan'la aynı İmam Hatip Lisesi'nden mezun olan Hasan Hüseyin Ceylan, Refah Yol döneminde ortaya çıkartılan bir konferans kasetinde; "Bakınız Tayyip Erdoğan Yeşilyurt Harp Okulu'na o tarihte girmiş olsaydı, bugün Pilot Albay Tayyip Erdoğan olurdu. Ben Pilot Binbaşı Hasan Hüseyin Ceylan olurdum. Geçen sene körfez harbi vardı. İncirlikten Schwarskop'un telsizine uyan Philps uçakları kalktı. Abdülkadir Geylani'nip üzerine İmam'ı Azamların üzerine Ben ve benim gibiler Pilot Binbaşılıklarını, Pilot Albaylıklarını aldığı zaman oradan herhangi bir kâfirin uçağı kalkamazdı arkadaşlar" şeklinde konuşuyor ve şu iddialarda bulunuyordu. "Sıkı mı Amerika Müslümanlara bomba attırsın. Sıkı mı komutanlar Müslümanları ezdirsin." Tayyip, Albay olamadı ama Başbakan olduktan sonra binbaşı, albay, general, amiral komadı cümlesini cezaevlerine gönderdi. yılına geldiğimizde Albay olamayan Tayyip, AKP Genel Başkanı oluyor, partisi de Hükümet! Baba Bush'un da yerine oğul Bush geliyor ve Irak'ı Amerikan ve İngiliz istilası sarıyordu. Pilot Albaylığını aldığı zaman kâfir uçaklarının Irak'a saldırmasına, Abdülkadir Geylani'nin ve İmam-ı Azamların üzerine bomba 72 ¦ TAKUNYALI FÜHRER Çaylak ABD'de yayımlanan Foreign Policy Dergisi, Ortadoğu bderle-rini spor terimleriyle değerlendirirken, Tayyip için "Yılın Çaylak Oyuncusu" ifadesini kullanıyordu. Aynı dergi. Aralık tarihh sayısında; Barack Obama'yı yılın değerli lideri olarak seçerken, İsrail Başbakanı Benyamin Ne-tanyahu'yu da yılın savunmacısı olarak nitehyordu. Yılın favorileri ise; İran Yeşil Devrimcileri ve Neda Sultan olurken, Tayyip 'un Çaylağı ilan ediliyordu. Her ne kadar yandaş ve hafif tertip yalaka matbuat, Amerikalıların Çaylak tanımlamasını o denli kötü olarak nitelendirmedikleri gibi garip garip tezler üretiyorlardı. Ne çare ki; Tayyip'in Amerikalılar nezdindeki konumu "Çaylak"hkla eşdeğerdeydi. Bu ne biçim karakter Bugün ABD'lilerle yine ABD'hlerin tanımlamasıyla "At pazarlığı" yapan Tayyip, rde yaşanan Körfez Krizi'nde şunları söylüyordu: yağdırmasına izin verilmeyeceği iddia edilen Tayyip, milyonlarca Müslüman Iraklı'nin ve onların bebelerinin bile katledilmesi pahasına Amerika'nın yanında yerini alıyor ve Meclis'ten Iraklıları ve Telafer'deki Türkmenleri katletmeye yarayacak olan savaş karan çıkartmak için canım dişine takıyordu. Coniler ölmesin onların yerine Mehmetçiklerin kam aksın diye Kuzey Irak'a Türk Ordusu'nun girmesi için 8,5 milyar dolar, hava sahasının kullanılması için de 1 milyar dolara pazarlık yapıyor, Bush abisini kızdırıyordu. f

ERGÜN POYRAZ " Körfez savaşı ABD'nin emperyalizmi ve siyonizmi dünyaya hakim kılmak için yaptığı bir savaştır. ABD, Rusya sorununu çözdükten sonra bütün dünyayı kendi emrinde tek bir devlet yapma karan aldı. Böylece siyonizmin egemenlik planı yürürlüğe konuldu. ABD'nin bu planı uygulayabilmek için kendi emrine harfiyen uymayan Irak'ı ezmesi ve böylece Ortadoğu'da İsrail karşısında hiçbir güç kalmamasını sağlaması gerekiyordu Gayesinden saptırılan bir savaş için Türkiye'nin Birleşmiş Milletler kararına uyduğunu ifade ederek ABD'ye yardımcı olması milleti aldatmaktır. Bütün bu gerçekler ortada iken Özal'ın milletin büyük çoğunluğunu karşısına alıp Anayasa ve kanunları sürekli çiğneyerek Türkiye'yi savaşa sokmak istemesi vahim bir olaydır. Türkiye'deki üslerin NATO maksatları dışında kullanılmayacağı, yasaların hükmüdür. Bu üslerin sadece komünist ülkelerden gelecek saldırılara karşı savunma amacıyla kullanılması gerekir. Fakat bugünkü uygulamada bu üsler NATO'ya değil ABD'nin emrine verilmiştir" tarihli Cumhuriyet'te "Bu ne biçim karakter" başlığı ile yayımlanan köşe yazısında İlhan Selçuk, Tayyip'in bu sözlerini hatırlatarak şöyle diyordu: "Karakter Frenkçe bir sözcük Bireyin kişiliğini oluşturan sürekli niteliklerinin tümünü vurguluyor. Sözgelimi biri için denir ki: Kabadayı karakterhdir Yada: Tükürdüğünü yalar Tayyip Erdoğan'ın karakterinin nitelikleri üç ayda ortaya çıktı. Yürüyüşüne, edasına, kalıbına, kıyafetine bakılırsa kabadayı olduğu söyleniyor. Kasımpaşalılığmdan dem vuruluyordu Kof çıktı. 74 . TAKUNYALI FÜHRER Çıkan uğruna ve koltuk sevdasına kendi kimliğini bu kadar inkâr eden bir kişilik, karakter sınavında not alamaz" tarihli Hürriyet'te Emin Çölaşan, Erdoğan'ın bu sözlerine değinerek şunları söylüyordu: "Bırakın her şeyi bir yana, bir insan kendi yaşamında böylesine dönek olur mu? Böylesine ilkesiz ve tutarsız olur mu?.." İlhan Selçuk ise yazısına şöyle devam ediyordu: ".. .Kimbilir, belki de bir insan kendi yaşamında böylesine tutarsız ve dönek olabilir Ama o insan Türkiye Cumhuriyeti'nde iktidarın başı olursa ne olur? Çok tehhkeli bir durum var ortada: Ülkemiz bu adamların ehn-de başı sonu belirsiz bir maceraya sürükleniyor; Amerika'nın güdümünde gayrı meşru bir savaşa itiliyoruz. Recep Tayyip Erdoğan'm karakter sınavı bu süreçte özellikle önem kazanıyor Ne diyordu: 'Camiler kışlamız Müminler askerimiz Kubbeler miğferimiz Minareler süngümüz' Meydanlarda halka bu manzumeyi nutuk gibi niteleyen bir kişi, daha sonra Müslümanlara karşı gayrı meşru savaşın en önünde yer alırsa, hazretin karakterine kaç not verilir?.. Konu, Türkiye Cumhuriyeti'ni ilgilendiriyor; Recep Tayyip'in İslamcılığından vaz geçtik; ama bu karakterde bir politikacı ülke için tehlikelidir." Tayyip Erdoğan, yılında Amerikalıların katlettiği bebekler dahil binlerce Müslüman sivil için kılını dahi kıpırdatmaz iken. Wall Street Journal'a verdiği demeçte Amerikahlara şöyle hitap ediyordu: ERGÜN POYRAZ 75 Şerefsiz Cumhuriyet Gazetesi'nden Deniz Som, "Şerefsiz" başlığı akında Tayyip'in ABD'hlerle yaptığı pazarlıkları ve onun tepkisini şöyle işliyordu: "Sınır ötesi operasyonlar kapsamında ABD'den alınan desteğin, verilen bazı sözler karşdığında olduğu iddia ediliyor" sorusuna RTE'nin yanıtı çok sert olmuş:

"Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bir şeyler vermek karşıh-ğı işbirliğine girecek kadar şerefsiz değildir." RTE'ye şerefsiz diyen oldu mu? Asla. Hâşâ. RTE, şerefsizliği nereden çıkardı? Niye bu kadar kızdı? RTE, "anlık isdhbarat desteğine karşılık ABD'ye bir takım sözler verildi" iddiasını niye alçakça olarak değerlendirdi? Daha düne kadar karşılıklı alışlar ve verişlerle "kazan-kazan" diyen kendisi değil miydi? Şimdi ne oldu da bu denli sinirlendi? Ehn gâvuru, The Economist Dergisi'nde yazmış: "RTE 5 Kasım'da Oval Ofis'te GWB ile oturup konuştuğunda "Türkiye tarafından Kürtlerin bölgesel hükümetinin tanınma"Kahraman çocuklarmızm anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz." Ve devam ediyordu, Tayyip; "Tanrı ABD Başkanı'nı İsa Mesih'in yolundan ayırmasın." Tayyip'in Dışişleri Bakanı ise o günlerde şöyle konuşuyordu: "Biz katılmazsak daha fazla Amerikan askeri ölür." 76 . TAKUNYALI FUHRER sı ve PKK için daha geniş kapsamh ve liberal bir af çıkarılması" yolunda önemli adımlar atıldığını öne sürmüş. Gâvurun medyası bizim medya gibi akıllı uslu değil ki; aklına geleni yazıyor. Kaldı ki ABD Başkanlığı, bu değerlendirmeyi ciddiye alıp herhangi bir açıklama yapmamış. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı, resmi bir açıklama yaparak elin gâvurunun yorumunu yalanlamış ve "dosya" kapanmışken, şimdi kalkıp da "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı şerefsiz değildir" falan demek ne demek oluyor, anlamak mümkün değil. RTE'nin şekeri yükselmiş olmasın? Ama RTE'nin bu konuda samimi olduğu kesin. Çünkü RTE, 5 Kasım Oval Ofis görüşmesinin şerefli bir şekilde geçtiğini şahitleriyle kanıtlıyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ı, GWB'yi ve GWB'nin resmi tercümanım tanık gösteriyor. İşte bu noktada insanın aklına, RTE'nin Washington'a götürdüğü Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'u da keşke Oval Ofis'teki toplantıya almış olsaydı fikri geliyor; sonuçta şahitlerin sayısı artardı. Neyse artık olan olmuş bir kere, zaten yeteri kadar tanığı varken RTE'nin "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı şerefsiz değildir" sözüne inanmayacağız da gâvur dergisinin yazdığına mı inanacağız?" "At pazarhğı şerefsizlik miydi?" başlığı altında Yakup Yılmaz'da tartışmaya katılıyor ve şöyle yazıyordu: "Başbakan Erdoğan'ın eleştiriler karşısında neden bu kadar sinirlendiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Kuzey Irak'ta yürütülen askeri operasyon için ABD ile bazı pazarlıklar yapıldığı iddialarına şöyle yanıt veriyor: "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bir şeyler vermek karşılığında böyle bir işbirliğine girecek kadar şerefsiz değildir." Hepimiz biliyoruz ki devletlerarası diplomatik ilişkiler karşılıklı kazanımlar üzerine yükselir İki devletin aralarındaki meseleleri ERGÜN POYRAZ 77 At sineği Haziran tarihinde Oval Ofis'te Bush, Condi, Tayyip ve Abdullah otururken, kapı aralığından içeri bir at sineği bırakılır At sineği herkesin bildiği gibi atın kıçında kalan dışkısıyla beslenen bir sinek çeşidiydi. Bush at sineğini yakalamak için bir hamle yapar ama kaçırır, Condi de yakalayamaz. Gül, sineğin peşinden bir hop-1ar, bir de zıplar ama nafile Tayyip ise at sineğini donuk gözlerle izler. Yüreği yetmediği için de "Bu yapılanlar şerefsizHktir" diyemez. Öyle ya Bush bir süre önce Tayyip'i at pazarhğı yapmakla suçluyor, basma demeç üzerine demeçler veriyordu. Tayyip'se bu açıklamaları "yarabbi şükür" diyerek büyük bir tevekkül içinde dinh-yordu.

Ne tesadüf değil mi? Beyaz Saray'da at pazarlığı yapmakla suçlanan zatın ziyaret ettiği anda, günde on vakit ilaçlanan Oval Ofis'in konukları arasına at sineği de katdıyordu. Hem de Tayyip'in başının üzerinde uçarak. çözerken pazarlık etmelerinde, bir kazanım elde etmek için ulusal çıkarlarına aykırılık teşkil etmeyecek bir şeyler vermelerinde, yadırganacak bir durum bu nedenle yoktur. Başbakan'm hoşuna gidecek şekilde söyleyecek olursak "Almadan vermek Allah'a mahsus." Türkiye'nin başbakanları da, hükümetleri de kuruluşundan beri böyle pazarhkların içinde oldu. Önemli olan kazanımlarınızm uzun vadeli çıkarlarınızla uyumlu olmasıdır. Bir de merak ettim: Irak savaşından hemen önce, ABD askerlerinin Türkiye'den geçebilmeleri ve Türk askerinin Kuzey Irak'ta bir güvenlik kuşağı oluşturmasını öngören teskere öncesi ABD'ye kadar giden Dışişleri Bakanı ve hazineden sorumlu devlet bakanının yaptığı neydi? O tarihte gazetelere ABD'h yetkililerin ağzından "at pazarlığı yapıyorlar" diye yansıyan "görüşmeler" bir "şerefsizlik örneği" olarak mı hatırlanacak?" 78 . TAKUNYALI FÜHRER MİT, Tayyip'i seviyooo Tayyip'in baş danışmanlarından Mehmet Metiner, NTV'de yapacağı programın MİT'in üst düzeyi tarafından kaldırtıldığını söylüyor, bu şekilde MİT ile aralarının iyi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. Bakın Metiner, o konuyu kendince nasıl işliyordu: "Teklif televizyon yöneticilerinden gelmişti. Benim hiçbir şekilde dahlim olmamıştı. Sonra proje ete kemiğe bürünme aşamasına geldiğinde, yani yurt dışı görüşmeler için olumlu yanıtlar alındığınTayyip, Zapsu'nun şu sözlerini de büyük bir olgunlukla kabullenmemiş miydi? "Başbakan'a kızacağınıza onu kullanın Lütfen sömürün diyemeyeceğim ama kötü sözcüktür. Kullanmaya çalışın. Bu adamın avantajından yararlanın. Onu deliğe süpüreceğinize, aşağı iteceğinize, lağıma atacağınıza kullanın" Mustafa Muüu "Başbakan'm gafı" başlıklı yazısında Tayyip'in "şerefsiz" açıklamasını şöyle irdeliyordu: "Başbakan Erdoğan, önceki gece Kanal 7'ye çıktı ve ilk kez The Economist'in gündeme getirdiği, "Kuzey İrak'taki operasyonlara karşılık ABD'ye taviz verildiği iddiaları"nı yalanladı. Bunu yaparken de "Bu ifadeler hiç şık değil. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bir şeyler vermek karşılığı, böyle bir işbirliğine girecek kadar şerefsiz değildir. Değerlerini bu denli kaybetmiş değildir" dedi. Cümleye bakar mısınız? Bir arkadaşınız size bir başkasını çekiştirse Ve siz o arkadaşınızın söylediklerine katılmazsanız, "Yok canım; o şerefsiz değildir" dersiniz Ama eğer, "Yok canım, o kadar da şerefsiz değildir" derseniz, çekiştirilen kişinin aslında "şerefsiz" olduğunu kabul etmiş olursunuz! Bu yüzden Sayın Başbakan'm bu açıklamasının talihsizlik olduğunu düşünüyorum. "O kadar şerefsiz olmadığı" söylenirken, "şerefsiz" olabileceği kabul edilen kişi kendisi bile olsa!" ERGÜN POYRAZ 79 da gene kendileri tarafından iptal edilmişd. Sonradan kulağıma çalman bir bilgiye göre, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un telefonu üzerine o projeden vazgeçilmişti. O tarihte NTV'nin başında Nuri Çolakoğlu bulunuyordu. En doğrusunu o bilir. " Metiner'in Proje dediği, eli kanlı terör örgütünün övgüsü kapsamında başta Osman Ocalan olmak üzere, birçok PKK'lının NTV ekranından şov yapmasına olanak sağlayacak girişimlerdi. Metiner, yine "Yemyeşil Demokrasi" kitabının sayfasında aktardığına göre, bu defa PKK'nın asker alma şubesi gibi çahştığı DGM kayıtlarına da geçen HADEP'in Genel Başkan Yardımcısı sıfatı ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde sohbeüer yapıyordu. Yine bu sohbetlerin birinde; Hizbullah operasyonları sırasında Hizbullah'ın kaybolan paralan soruşturmasında adı yer alan ve daha sonra Diyarbakır Emniyet Müdürü olacak Atilla Çmar'ın kendisine şu sözleri söylediğini aktarıyordu: < "MİT Bölge Temsilcisi de şu anda aramızda olacaktı, ama gelemedi."

Kitabında sürekli olarak MİT'ten yakman Medner, Çınar'ın bu sözlerine kitabında şöyle cevap verdiğini aktarıyordu: "Bizce hiçbir sakıncası yok. MİT de bizim bir kurumumuz. Onun temsilcisiyle görüşmekten mutluluk duyarız" MİT Temsilcisiyle görüşmekten muüuluk duyacağını söyleyen Metiner; yine aynı kitabın sayfasında MİT'in kendisini istemediğini de şu şekilde anlatıyordu: "Bir gün Hüseyin Besli'nin odasında ben, Hüseyin ve Ali Bu-laç baş haşayız. Bulaç anlatmaya başladı: "Dün Tayyip Bey'le bazı konuları müzakere etmek için beraberdim. Hayli sıkıntılı gördüm kendisini" dedi. "Hayırdır inşallah ne tür sıkıntı" diye sordum. "Seninle ilgili. Milli İstihbarat Teşkilatı'mn (MİT) üst düzey yetkilileri birkaç kez gehp konuşmuşlar kendisiyle. Senin Kürtçü80 . TAKUNYALI FÜHRER PKK'cı olduğunu, yurt dışına çıktığında PKKTılarla görüşüp buluştuğunu, buna dair belgelerin ellerinde bulunduğunu vs. söylemişler. 'Mehmet Metiner'in yakınınızda biri olarak bulunması, siyasi geleceğiniz açısmdan büyük sorunlar doğurabilir,' gibisinden laflar etmişler" "Metin Aydm, Mehmet Kâhtah, Metin Korkmaz, Aydın Seçil" gibi kod isimleri kuUanan Mehmet Metiner, duydukları karşısında donup kaldığını söylüyordu. Hemen "Reis" diye hitap ettiği Tayyip'in bu anlatılanlara tepkisinin ne olduğunu sordu ve başladı oda içinde dört dönmeye. , Mücahitlik, Demokratlık, Demokradklik, Delikanhhk, Civan-lık. Dik Duruşluk, Düz Gidişlik, Bağımsızlık ve benzeri konularda attıkları zaman mangalda kül bırakmayan, Tayyip Erdoğan, Mehmet Metiner ve Ali Bulaç; MİT'in bu ihtarı karşısında; "Siz kim oluyorsunuz da seçilmiş bir Belediye Başkanına yanındaki danışmanını uzaklaştır diyebiliyorsunuz, biz sizin elemanlarınız mıyız? Siz, ancak elemanlarınıza böyle buyurabilir-siniz" şeklinde bir itirazda bulunmuyorlar, bulunamıyorlardı. Bu itirazı yapamadıkları gibi patronlarına karşı mahcup olmuş bir çırak edasıyla kem küm ederek, "Metiner iyi bir çocuktur" şeklinde cevap veriyorlar, MİT'i kızdırmamak adına orta yolda anlaşıyorlardı. İran karşı devrimi hakkında Mehmet Kerim kod adıyla övgüye boğan yazılar yazan Tayyip'in danışmanlarından. Baba tarafından Arap, anne tarafından Kürt olan Ali Bulaç, Gürcü Tayyip ve Kürt kökenli olduğunu her fırsatta ilan eden Mehmet Metiner; MİT'in ikazının ardından bir araya geliyordu. Uzun uzun konuşuyorlar ve sonunda Tayyip şöyle bir karara varıyor, Mehmet Metiner de bunu onaylıyor ve bu onayı kitabında yayınlıyordu. Okuyalım: "Mehmet, sen bir süre gözden uzak ol. Televizyon programlarına katılma. Yurt içi ve yurt dışı konuşmalarını da iptal et. Bir tür inzivaya çekil" Şeriat savaşçısı (!) Metiner, Bulaç ve Tayyip bu sözlerden sonra kucaklaşıyorlar, MİT'in direktiflerine harfiyen uymaya karar veriyorlardı. ERGÜN POYRAZ 81 Ergenekon'un homoseksüel haham yamağı Tuncay Güney'in arkadaşı Mehmet Metiner, kitabında Tayyip ile birlikte MİT'in buyruklarından bir an bile olsa çıkmadıklarını noktası virgülüne kadar aynen şu şekilde anlatıyordu: "O günden sonra aynen Tayyip Başkan'ın dediği gibi hareket ettim. Sadece Tayyip Başkan'ın çalışmaları söz konusu olduğunda veya benden bir şey yapmamı istediğinde göründüm. Bir tür inzivaya çekildim" Ne güzel değil mi? ı MİT'in emrinde gelişip büyüyen bir Başbakan ve onun danışmanı ve danışmanları!.. MİT'in direktiflerinin dışına çıkamayan Mehmet Metiner, Kartal'da benim doğup büyüdüğüm mahallede oturuyordu. Kitabının sayfasında "Hizbullahçdar tarafiîidan dövülüyorum" başlıklı yazısında, HizbuUahçılardan yediği dayağı şöyle anlatıyordu: "Girişim Dergisi ydmda kapanmış, ben Tayyip Erdoğan'la çalışmaya başlamıştım. Bir yandan da Milh Gençlik Vakfı'ndaki gençlere yardımcı oluyordum. Milh Gazete'de birinci sayfada günlük yazılar yazıyordum. ydında Milli

Gazete'de yazdığım bir yazıdan dolayı Kartal'da kaldığım apartmanın girişinde bir akşamüstü örgütün infaz timi tarafından dövüldüm. Bilmeyenler için belirteyim. Örgütün İslami camia içerisinde cezalandırdığı ilk kişi benim'.' Metiner, dayak sahnesini kitabında şöyle anlatıyordu: "Neye uğradığımı şaşırmıştım. Meğer ellerinde büyükçe bir kola şişesi taşıyorlarmış. Kafama inen darbeden sonra kırılan o cam şişenin suratıma saplandığım yerde debelenirken fark ettiğimde iş işten geçmişti zaten. Gözlüğüm paramparça olmuştu. Sağ gözüm yerinden çıktı zannetmiştim. Suratıma inen tekmelerin haddi hesabı yoktu. Bağırışmalar üzerine apartmandakiler seslenince beni öylece bırakıp gittiler. Arkalarından seğirttim. Ama karanlığın içinden çoktan kaybolmuşlardı. Hem ne yapabdirdim ki!" 82 • TAKUNYALI FUHRER Humeyni Özlemcisi Türkler Mehmet Metiner, Türkiye'den birçok isimle birlikte İran'ın Londra'da düzenlediği ve finanse ettiği toplantılara katılıyor ve hep beraber başta İran olmak üzere İslami hareketleri övüyorlardı. Toplantının finansörlüğünü İran yapıyor, konferansa iştirak edenlerin uçak paralarından, yeme içmeleri dahil otel masraflarına kadar yine İran ödüyor, İngiliz basını bu olayı "Humeyni Özlemcisi Türkler" başlığı ile duyuruyordu. Medner ile birlikte bu toplantüara şu ilginç isimler de katılıyordu: Metiner, saldnının kimden geldiğini bildiği halde polise verdiği ifadede saldırganları tanımadığını söylüyor ve bu konuyu da kitabının sayfasında şöyle işliyordu: "Örgütün İstanbul temsilcisini ve akdf elemanlarını tanıyordum. Dayımoğlu Emniyet Müdürü idi. İsteseydim hepsini jurnalleyebi-lirdim. Ama yapmadım. İslami anlayışıma sığdıramadım. Acımasızca dövülmüş olmama rağmen, o zamanki İslamcı anlayışım dolayısıyla "kâfir rejime" ihbarda bulunmayı kendime kondurama-dım." Metiner, "O zamanki İslamcı anlayışım dolayısıyla "kâfir rejime" ihbarda bulunmayı kendime konduramadım" diyor, ancak aynı anlayışı içinde taşırken, yine "kâfir rejim" olarak nitelediği devletin istihbarat kurumunun emirlerine harfiyen riayet etmeyi İslamcı anlayışlarına uygun görüyordu. Medner, kitabının sayfasında; HizbuUahçılardan yediği dayağı anlatırken, sayfasında ise ayrı bir telden çalmaya başlıyor, kendisini kimsenin tokatlayamayacağını hatta azarlayamayacağmı bile iddia edebiliyordu. Okuyalım: "Bugüne kadar beni kimse bırakınız tokatlamayı, azarlamaya dahi tevessül edememiştir. Kendimi bildim bileli bağımsızlığıma ve onuruma düşkün biriyimdir" Ne diyelim, İslamcının onur ve bağımsızlık aşkı böyle oluyormuş. ERGÜN POYRAZ ' 83 Hüseyin Velioğlıı: Hizbullah terör örgütü'nün lideri Fehmi Koru: Abdullah Gül'ün De Facto Özel Kalem Müdürü. Tayyip'e yakmhğı ile bihnen Yeni Şafak Gazetesi'nin çift kimlikli yazarı Süleyman Gündüz: İran karşı devrimini yıllarca savunan yazılar yazan diş doktoru. AKP'nin kurucu üyelerinden ve Sakarya MO-letvekili Necati Aktülün: İran karşı devrimi savunucularından Fetullah Gülen cemaatine ait Zaman Gazetesi kurucularından ve patronlarından, İstanbul sorumlusu Toplantıya katılan diğer isimler ise; HatemigiUerden Hüseyin Hatemi, Atasoy Müftüoğlu, Ahmet Ağırakça, Cevizli-Tamirha-ne'de bulunan Hipaş Market ortaklarından Kerimoğlu ailesine mensup Akif Kerimoğlu Ergenekon ifdranemelerinde ne deniyordu? Ergenekon ile Hizbullahçılaf işbirliği halinde. Hizbullah terör örgütünün liderinin de katıldığı ve tüm masrafların İran Konsolosluğunca karşdandığı toplantıya katılan Ergenekon tezgâhından tutuklu bir tek isim var mı? Yok! Peki, gerçekler bu durumdayken iftiranın böylesine ne denir? Hizbullah terör örgütünü "Allah'ın askerleri" tanımlamasıyla yere göğe sığdıramayan kimdi? Fetulah Gülen!

Üstelik FetuUah'ın Hizbuhah terör örgütünü övdüğü Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin tarihh, /E ve / K. sayısı ile de kesinleşiyordu. Şimdi bir başka soru daha soralım. Ama bu suali, Ergenekon ile Hizbullah işbirliği halinde diye manşetler atan gazetenin başyazarı Abdurrahman Dilipak'a yöneltelim. HizbuUah'ın eylemleri kendisine sorulduğunda; "İslam'ın mü-cahidlere de ihtiyacı var" şeklinde konuşan kimdi? 84 TAKUNYALI FÜHRER Sahi kimdi? Gerçekler bu kadar ortadayken hiç utanmadan bir de sıkdmadan ne diyorlar? "Ergenekon ile Hizbullah işbirliği halinde." Tayyip'in, Belediye Başkanlığı döneminde, Belediye'nin yan kuruluşları olan BİT'lere İBDA-C başta olmak üzere, DHKP-C, PKK, TKP, İslami Hareket, Hizbullah, THKP/C KURTULUŞ, Türkiyeli Talebeler Konseyi, İslami Hareket gibi örgütlere bağh insanlar yerleştirihyordu. Konumuz Hizbullah: İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan İSTAÇ AŞ'den Genel Müdür Abdülhalim Karabıyık'ın adı Hizbullah terör örgütü davasına karışıyordu. yılına kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağh İS-VALT AŞ, bu tarihten sonra İSTAÇ Genel Müdürü olarak görev yapan Abdülhalim Karabıyık, Mülkiye Başmüfettişlerinin hazırladıkları raporlara göre Hizbullah terör örgütüne yönelik operasyonlar nedeniyle aranıyordu. Karabıyık hakkında müfettişlerin incelemesi sonucunda şu şu bilgilere ulaşılıyordu: ı "İSTAÇ AŞ Genel Müdürü olmasından idbaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden alınan çöp toplama ihalelerini Albayrak-1ar grubuna vererek bu grubun menfaatlenmesini sağladığı ve bu hususta hakkında dava açıldığı halde ydında da alınan çöp ihalesinde bu kez Albayraklar grubunda çalışan elemanları şirkete alarak muvazaa yoluyla Albayraklara menfaat sağladığı, yine bu grubun şirketlerinden olan Motif Tur Nakliyat Tic. Ltd. Şti'ye yılı araç kiralaması ihalesi verilerek menfaatlenmenin bu yolda devam etmesi sağlanmış, Mehmet Nuri Yazıcı adlı Üsküdar Belediye Meclis Üyesi olan şahısla birlikte 3 adet başka belediye meclis üyesinin şirketle hiçbir ilgisinin olmamasına rağmen cep telofonu faturalarının ödenmesini sağlayarak şirketi şahıs çıkarlarına alet ettiği, şirketi zarara uğrattığı, yılında alınan sekiz adet yönetim kurulu kararı ile şirket kaynakları İstanbul Büyükşehir BeERGÜN POYRAZ 85 lediyesi'ne bağlanmış, yıllarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Klübüne "reklâm" adı altında milyar TL kaynak aktarımında bulunmuş Birleşik faizH sermayesi yaklaşık 18 milyon bin dolar olan şirketin net aktif değeri 6 milyon dolar seviyesine gerilemiş" Müfettiş raporlarına göre. Belediye şirketini kara geçirmek bir yana yaklaşık 12 milyon dolar zarara uğratan, Hizbullah terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlar nedeniyle aranan İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı İSTAÇ Genel Müdürü Abdülhalim Karabıyık'ın, yapılan incelemelerde Fetullah Gülen'in kurucu üye olduğu ve aynı zamanda onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar 'Vakfı'na 3 bin dolar bağışladığı ortaya çıkıyordu. Bunlar ortaya çıkanlar!.. Ya çıkmayanlar? Fetullah Gülen, Hizbullah terör örgütüne boşuna mı övgüler yağdırıyordu. Gülen yanlısı Zaman Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapan ve Samanyolu televizyonunda yer alan programların gediklisi Ali Bu-laç'm Tayyip'in danışmanlığını yapmasının yanında, belediye şir-ked KÜLTÜR AŞ'de "Kültürel Etkinlikler Koordinatörü" olarak görev yaptığı da ortaya çıkıyordu. Çok eşli Ali Bulaç, İran yanlısı ve Türkiye'de İran rejimi gibi bir düzen kurmayı amaçlayan Türkiyeli Talebeler Konseyi isimli örgütle irtibatlı olduğu gerekçesiyle tarihinde yakalanıp, sıkıyönetim komutanlığına teslim edildiği müfettişlerce tespit ediliyordu. 'den bu yana BELBİM'de görev yapan İbrahim Bulaç'm da, Ali Bulaç'ın yakını ve Türkiyeli Talebeler Konseyi isimh örgütle irtibatı İran modeh bir düzen kurmak istedikleri için yakalanıp sıkıyönetim komutanlığınca sevk edildiği

mahkemece tutuklanıp, yılında tahliye edildiği müfettişlerce ortaya çıkarılıyordu. O günlerde Belediye'deki yolsuzluklar dahil hukuk dışı olayları ortaya çıkaran müfettişler AKP döneminde kıyıma uğrarken, suç bulamayanlar (!) ise Valilikle ödüllendiriliyorlardı. 86 . TAKUNYALI FÜHRER Bütün bu gerçeklere rağmen FetuUahçı, dinci ve onların yalakası 2. Cumhuriyetçiler ne diyor? "Hizbullah ile Ergenekon bağlantdı." Emniyet ve Savcılar uydurdukları Ergenekon için aynı şeyleri söylemiyorlar mı? Alın size bir başka bağlantı. 12 Haziran tarihli gazeteler, Tayyip'in Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ı Türkiye'ye davet ettiğini yazıyordu. Tüm dünyanın terörist olarak kabul ettiği Hamas lideri Halid Meşal ile görüşen ve Hamas'ı terörist olarak kabul etmediğini ilan eden ve onların avukatlığım üstlenen ve bu avukatlığı Hamas tarafından reddedilen Tayyip, bu defa rotayı Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'a çeviriyor ve onunla"görüşmek istiyor ve Nasrallah'ı ülkemize davet ediyordu. , İsrail tarafından gerçekleştirilebilecek bir suikast sonucu hayatını kaybedeceğinden endişe duyan Nasrallah'a, Ankara'ya güvenli bir şekilde ulaşma garantisini bu örgütün destekçisi İran veriyordu. İran, Nasrallah'ın Türkiye'de kaldığı sürede korumalığını da üstleniyordu. Metiner'in çıkardığı Girişim DergLsi'nin yayın kurulunda İran'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda çalışan İhsan Işık, "İhsan Nur" kod adıyla yazılar yazıyordu. Mehmet Fatih Saraç, Tayyip'in en yakınında yer alan isimlerden biriydi. Kasası olduğu iddia ediliyor ve daha sonra ayağından vuruluyordu. Tayyip'in kefil olduğu Yasin El Kadı'nın yine Tayyip'in danışmanlarından Cüneyt Zapsu ve dolayısıyla Ülker grubu ile ortak şirketleri vardı. Metiner'in "Kardeşlik Çağrısı" adU kitabı Saraç'm sahibi olduğu "Risale" yayınlarından çıkmıştı. Suudi Arabistan'da şeriat tahsili gören Saraç ile Metiner de çok sıkı işbirliği içindeydiler, öyle ki kitaba önsözü Saraç yazıyor ve Metiner'i övgüye boğuyordu. Bir gün İrancı, bir gün Suud'cu, bir Cem Boyner'in bir Aydın Menderes'in yanında, bir HADEP'de bir Fazilet'te, bir de bakıyoERGUN POYRAZ 87 İBDA-C ve Tayyip "MNP'den FP'ye İhanetin Belgeleri" adlı kitabımın sayfasında. Midi görüş'ün "yan kuruluşları" başlığı allında şunları belirtiyordum: "12 Eylül öncesinde MSP'nin belli başlı yan kuruluşları; Akıncılar, Milli Türk Talebe Birliği, Avrupa Milli Görüş Teşkilatları ve bunlara bağlı örgütlerdi. 12 Eylül" den .sonra MSP yerini RP'ye, Akıncılar İBDA-C'ye, MTTB ise yerini Milli Gençlik Vakıfları'na bırakıyordu. ruz Recai Kutan'ın yanı başında Bir APO'nun gölgesinde bir Sırrı Sakık ve Ahmet Türk'ün çevresinde. Ancak sürekli olaıak Tayyip'in "kardeşliği" ve "Beyninin yarısı" olarak. Peki, nasıl oluyor bu denli karışık işler derseniz, gelin bu sorunun cevabını Metiner'in yazdığı kitabm sayfasında arayalım. "Dönmesini bilmeyenler, ilerlemesini de hiç bilmezler. Değişmeden ilerlemenin mümkün olmadığına inanıyorum" İslamcılar öyle dönüp duruyorlardı ki, onların bu hızlarına şanzımanlı Arçelik bile yetişemiyordu. Metiner ve ekibi dünün en hızlı İran devrimi savunucularından Ahmet Hakan'ı o toplantıya götürmemişlerdi. Bursa İlahiyat Fa-kühesinde okuyan Ahmet Hakan ülkemizin gördüğü en hızlı İran-cdardan biriydi. Kendi deyimiyle Antiparticiydi. Yani ülkemize İslam devriminin partiyle değil İran modeliyle geleceğine inanıyordu. TGRT'de muhabir olarak başladığı yayın hayatını daha sonra Kanal 7'de sürdürdü. ^ Erbakan'ın kızına talip olmasının ve red cevabı almasının ardından, Tayyip'in kerimesi Sümeyye'ye gönül veriyor, ancak buradan da boynu bükük kalması

sonucunda önce Sabah Gazetesi'ne yatay geçiş yaptı. Ardından iyice entel dantel olarak bugün Hürriyet Gazetesi'nde durumu kurtarmaya çalışıyor. 88 • TAKUNYALI FÜHRER Milli Görüş hareketinin ilk planlı safhası Milli (îençlik Vakıfla-n'dır Bu vakfın bütün illerde şubeleri, her ilçede ilçe örgütleri, her beldede, hatta birçok köylerde teşküadarı bulunuyordu. Bu teşkilatlarda Refah Partisi Urfa Milletvekili İ. Halil Çelik'in İBDA-C'nin yayın organı olan Taraf Dergisi'nde: "Bizim çizgimiz inkılâpçı bir çizgidir. Islahatçı değildir İnkılabın da kendi kaide ve kuralları içinde ezici olarak evvela insan beyninin Allah ve Resulü'nün öğretilerine şarüanmak mecburiyetindeyiz" şeklinde açıkladığı safhalardan geçirdikleri insanları sözde şeriat ruhu ile yetiştirdikten sonra İBDA-C kısa adıyla anılan, "İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi'nin müitan kadrosuna dahil ediyorlardı" İBDA-C hedefini. Taraf Dergisi 2. Dönem, sayı, Aralık tarihinde şöyle açıklıyordu: "Bizim vazifemiz bize paryalıktan başka hak tanımayan bu Siyonist Türkiye Cumhuriyeti'ni yok etmektir. Her ne suretle olursa olsun yok etmek ve Sünni İslam Devletini kurmaktır. Bu görev her Müslüman'ın üzerine farz-ı aym'dır" İBDA-C, MSP döneminin yan kuruluşlarından olan Akıncıların devamı olarak, yılında Salih Mirzabeyoğlu kod adh Salih İzzet Erdiş tarafından kuruldu. İBDAC'Iilerin amacı Başyücelik devleti olarak adlandırdıkları şeriat devletini kurmaktı. Bu hedeflerine ulaşmak için silahlı mücadeleyi araç olarak seçmişlerdir. Örgüt, Necip Fazıl Kısakürek'i üstat ve yol gösterici olarak kabul ediyor onun "Başyücelik" diye tanımladığı şeriat devletini kurmayı hedefliyorlardı Fetullah Gülen yazdığı kitaplarda İslam Devletini, Başyücelik ve Şura kavramlarını şöyle açıklıyordu: "Bir sistem olarak İslam nizamını ayakta tutan dinamiklerin başında Şura gelir Ferde-topluma, devlete, millete, ilme-maarife, iktisadiyata ve içtimaiyata ait meselelerin çözümünde en önemli misyon ve vazife Şura'ya aittir. Tabii bu meseleler hakkında manası açık "nass" mevcut değilse ERGÜN POYRAZ 89 İslam'da devlet Şura'sı icranm önünde ona rehberlik yapma konumunda bir müessesedir. Onun yerinde bugün Danıştay vardır. Ama İslami Şura'ya göre fonksiyonu sınırlı, hareket sahası dar, sıkıştırılmış bir müessesedir Devlet Reisi veya Başyüce, Allah tarafından müeyyed olup vahiy ve ilhamla da beslense, yine istişare etme zorunluluğu vardır" İBDA-C'nin lideri Salih İzzet Erdiş ya da bilinen adıyla Sahh Mirzabeyoğlu, Başyüce ve Yüceler Kurultayı hakkında şunları anlatıyordu: "Başyüce; kaba ve umumi manasıyla herhangi bir devlet reisi değil, derin ve girift, içtimai bir remzdir. Bir timsal. Başyüce, Yüceler kurultayının her şubesinde lif lif örülmüş kanunlar manzumesine aykırı kararlar veremez ve vermez; fakat aynı emri, kanun tamamlayıcısı ve belirtici ayrı bir kanundur Kanunun bir şey söylemediği yerde Başyüce'nin emri katidir." Bakın Gülen de Başyüceler hakkında neler anlatıyordu: "Hususuyla hayatın bütün giriftleştiği, dünyanın globaUeşdği ve her problemin bir dünya problemi haline geldiği günümüzde, İslami mana, İslami ruh ve İslami ilimlerin yanında, Müslümanlar için çok defa maslahat sayılan diğer ilim, fen ve teknikle alakalı konulan bilen kimselerin de bu Başyüceler içinde bulunması şarttır." İBDA-C militanları ilk önceleri Taraf adlı bir dergi çıkartıyorlardı. Tarafı Tahkim, AK Doğuş, AK Zuhur, Genç Adam, Gökbayrak, Baran ve diğerleri izliyordu. Taraf kapatılınca Akıncı Yolu'nu, o da kapatılınca Akıncı Yol'u ve diğerlerini çıkartıyorlardı. Bu yayınları ilanla destekleyen kuruluşlar ise şunlardı: Umum Müdürlüğünü AKP'li Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yaptığı Al-Baraka Finans Kurumu, Milli Gazete, Akit grubu ve bu gruba bağlı Cuma Dergisi Taraf Dergisi, sayısında; "RP de Silahlanırsa" başlığı altında, "Anadolu'nun kurtuluşu için İslamcı savaş AKİS harekâtı resmen 2 Temmuz'da Sivas'ta, fiilen

de Ağustos ayı İBDA-C çıkışıyla başlamıştır. Geriye birkaç küçük ayrıntı ve "nihai darbe" satha90 • TAKUNYALI FÜHRER sı kalıyor ki, bütün çalışmalarımızı bu yönde yoğunlaştırmalıyız" deniyor, iç savaşın kaçınılmaz olduğu vurgulanarak RP'nin yan kuruluşlarından olan MGV'ler hakkında "MGV'ler daha şimdiden iç savaşın önemü kalelerinden biri olacağım hissettiriyor" diyorlardı. MGV'ler "MNP'den FP'ye İhanetin Belgeleri" adlı kitabım-daki belgeler ile kapatıldı. Kapatılma gerekçeleri incelendiğinde kitapta yazılanlarla aynıydı. İBDA-C'Iiler, Türkiye Cumhuriyeti için; işgalci, dinsiz, parya devlet nitelemelerinde bulunuyor, dergilerinde PKK ve DHKP-C için; aynı uğurda, aynı düşmana karşı savaştığımız gerilla kardeşlerimiz şeklinde hitap ediyorlardı. PKK'nın şehit ettiği her Türk askerinin her emniyet görevlisinin ardından sevinip bayram ettiklerini, baklava ziyafeti verdiklerini, dergilerinde açık açık sergiliyorlardı. Ölen her PKK'lı için yas tuttuklarını açıklarlarken, yaralılarına geçmiş olsun dileklerinde bulunmayı bir görev kabul ediyorlardı. İBDA-C'nin yayın organı olan Taraf Dergisi, 1 Ekim tarihli sayısında ^Sivas'ta insanların canlı canlı yakılmasını "Şanlı Sivas Kıyamı" olarak adlandırıyor şunları iddia ediyorlardı; "Dinsiz cumhuriyeti yıkma yolunda önde giden Sivas'ın yiğit Müslümanlarına teşekkürü borç biliriz." "Karar çıkmıştır. İslam'da şiddet yoktur diyen her kim olursa olsun aynen Kemalist ve işgal yanlısı bir kâfirdir. Nifak ve fitnecilerin katli hak ve önceliklidir. Yaşasın Anadolu halkının şeriat için silahlı mücadelesi." "Sivas'ta insanlarımız, yargılama ve cezalandırma yöntemini uygulamıştır. Yargılama ve cezalandırma hakkı yalnız Müslümanla-nndır. Bunun lamı cimi yok. Yasa dışı TC'nin hiçbir hakkı yoktur." Yıl , yer Belcika-Antwerpen. Fazilet Partisi Sivas Milletvekih Temel Karamollaoğlu, Sivas olaylarına katılanlardan övgüyle bahsettikten sonra şunları söylüyordu: " Kim bn hadiseleri meydana getirdi? Sivas'ta inançlı insanlar imanlı olduğunu gösterdi. ERGÜN POYRAZ 91 İşte inanç ve imanın kalesi olan Sivas'ta bir tahrik yapıldı. Bütün dünyaya örnek olsun diye. Cenabı hak çok büyük, cenabı hakta şu kadronun imanı var Siz namaz kılarken kapının önünde davul çahnırsa. Pir Sultan Abdal şenlikleri diye şenlikler düzenlenirse, bütün dünyaya komünist bir anarşist olan Che Guevara'nm resimleri aşılırsa Sivaslı ne yapsın? Elbette Sivas'ta istemememize rağmen bir tahrik meydana geldi. İnsanlar galeyana geldi." RP'ü Temel KaramoUaoğlu'nun, Sivas katliamını bu sözlerle savunmasına, yine katliama katılanların davalarını Adalet Bakanı olmasına rağmen Şevket Kazan ve arkadaşlarının almak istemesine rağmen, bu olayları da uydurdukları örgüt olan "Ergenekon yaptı" demek ne insafa sığardı, ne de vicdana. Zaten sığmadı da. 3 Arahk tarihinde Radikal Gazetesi'nden Nevzat Basını imzası ile yayınlanan Ijir haberde; "Refah'ın (îerçek Yüzü 1" adlı kitabımda yer alan, İBDA-C Refah ilişkisi konusunda dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın Ocak 'te Bayrampaşa Ceza-, evinde yatmakta olan İBDA-C üyelerinin lideri Kazım Albayrak'a gönderdiği telgraftan bahsediliyordu: . Kazan'ın telgrafı şöyleydi: "İstanbul ıMilletvekiIi Ali Oğuz bugün ziyaretinize gelecektir. Sizleri dinleyecek ve haklarınızın korunması için gerekli girişimler yapılacaktır. Geçmiş olsun dileklerimi iletir, selam ve sevgilerimi sunarım. Şevket Kazan Refah Partisi Grup Başkanvekili Kocaeh Mületvekih." Bu telgrafın hemen ardından Refah Partisi İstanbul Milletvekili Ali Oğuz, Bayrampaşa Cezaevine gidiyordu. Taraf Dergisi'nde be92 . TAKUNYALI FUHRER liltildiğine göre, İBDA-C liderlerinden Kazım Albayrak ve arkadaşlarıyla görüşen Refah Milletvekili, "Refah'ın İBDA-C ile ilgilenme kararı aldığını, her türlü

yardımı sağlayacaklarını, İBDA-C davası için İstanbul DGM'ye uğradığını. Başsavcı ile görüştüğünü, davanın yakında açılacağına söz verdiklerini" söylüyordu. Ali Oğuz "İBDA-C'herin tüm ihtiyaçlarının karşdanması konusunda da özel ilgi" rica ediyordu. Bu telgraf ve görüşmelerin ardmdan. Taraf Dergisi'nin 1 Şubat tarihh sayısında. Şevket Kazan'a şöyle teşekkür ediliyordu: "Bütün işkencelere rağmen basına gösterilirken, "Ya şeriat ya ölüm" diye bağırmaktan çekinmedik. Çekinmeyeceğiz de. İBDA-C davasına gösterdiğiniz ilgi üzerine Sayın Ali Oğuz ziyaretimize geldi şahsım ve arkadaşlarım adına Bayrampaşa cezaevinden geçmiş olsun mesajlarımı iletir, İslam davasında muvaffakiyetler dilerim. 21 Ocak Kazım Albayrak Bayrampaşa cezaevi İslamcı Siyasi Koğuşu B" İBDA-C'nin yayın organı olan Taraf Dergisi'nde RP'li eski Milletvekilleri Hasan Mezarcı, İ. Halil Çehk, Rize eski Milletvekili şimdinin AKP destekçisi Şevki Yılmaz, Mukadder Başeğmez'in söyleşileri yayınlanıyordu. İBDA-C'nin Taraf Dergisi, eski RP'li bugünün AKP'lisi ve hatta AKP'li Bayındırlık eski Bakanı Zeki Ergezen'le de röportajlar yapıyordu: i. Halil Çehk, dergiye verdiği mülakatta, laik Cumhuriyetin cenaze namazım kıldıklarını Hasan Mezarcı'nin ise defnetme işini yaptığını söylüyordu. Yine bir başka gözaltı olayında Fazilet Partisi Bingöl Milletvekih Hüsamettin Korkutata İBDA-Clilerin desteğine koşuyor, soluğu emniyette alıyordu. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere RP-FP Milletvekilleri Zeki Ünal, Hüseyin Erdal, Sarıyer Belediye Başkam Yusuf Tühn, Bağcılar Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıkhk İBDA-C'nin Taraf Dergisi'ne bayram tebrikleri gönderiyorlardı. ERGÜN POYRAZ 93 Feyzullah Kıyıkhk, Tayyip Erdoğan'ın ve başta Mehmet Medner olmak üzere birçok AKP'linin "Şeyhim" diye hitap ettiği bir kişiydi. AKP'den Bağcılar Belediye Başkanı'ydı. Tayyip'in, Belediye Başkanlığı döneminde, Belediye'nin yan ku-mluşları olan BİT'lere İBDA-C başta olmak üzere, DHKP-C, PKK, TKP İslami Hareket, Hizbullah THKP/C KURTULUŞ, Türkiyeli Talebeler Konseyi gibi örgütlere bağlı insanlar istihdam ediyordu. Konumuz İBDA-C. . r ¦ O zaman Tayyip döneminden başlayarak, Belediye'ye bağh şirketlerde çalıştırılan bazı İBDA-C elemanlarını tanıyalım: Ali Hışıroğlu, İBDA-C adh örgüte üye olmak suçundan polisçe aranmasına rağmen, sermayesinin yüzde 'sı İstanbul Beledi-yesi'ne ait olan SPOR AŞ'de görev yapıyordu. Hışıroğlu'nun imdadına Rahşan affı yetişmişti. SPOR AŞ'de çalışan. Uğur Boyacı, İBDA-C operasyonlarında yakalanıyor, ancak DGM tarafından serbest bırakılıyordu. İstanbul Büyükşehir^ Belediyesi işdraki olan BİMTAŞ'ta Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Mehmet Sedat Taktak'ın Gaziantep Emniyet Müdürlüğü'nce yasadışı İBDA-C üyesi olmak suçundan ve Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesi'nce gıyabi tevkifli olarak arandığından tarihinde yakalanıp, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca tutuklandığı ve mahkûm olarak cezasının infaz edildiği ortaya çıkıyordu. M. Ali Şahin, İBDA-C'nin düzenlediği geceye kudama mesajı gönderiyor. Şahin'in mesajı "kâfir devlet yıkılacak elbet" sloganları altında okunuyordu. AKP'den de belediye başkan adayı olan Bahçehevler eski Fazilet Partili Belediye Başkanı Muzaffer Doğan, İBDA-C'nin yayın organı olan Tarafa verdiği demeçte "Ben Büyükdoğu İBDA'cıyım" diyordu. Doğan ve AKP'liler Birlik "Vakfı'nda da sık sık konferanslar veriyordu. İhsan Güven cinayetinden sonra Polis İBDA-C ile ilgili yerleri basıyor, ancak Üretmen Han'daki bürolarına uğramıyordu. 94 . TAKUNYALI FÜHRER Çünkü Han'ın sahibi AKP Genel Başkan Yardımcısı Nevzat Yalçmtaş'ın kayınpederiydi. Anayasa Mahkemesi'nin Başkanı Haşim Kdıç, İslami Büyük Doğu Akmcılar Cephesi ya da bihnen adıyla İBDA-C'nin yayınladığı "Gölge" adlı derginin Ankara

Temsilcisi'ydi. Dergi, İslam devrimi için silahlı mücadele çağrılarıyla yayın yapıyor, bu uğurda yapdan eylemleri de kutsuyordu. İBDA-C'nin lideri Salih İzzet Erdiş veya bilinen ismiyle Sahh Mirzabeyoğlu "Tilki Günlüğü" ve "İşkence" adlı kitaplarında Haşim Kılıç'tan bahsederken, "Sayıştay Müfettişi Haşim Kılıç", "Arkadaşım Haşim Kılıç" şeklinde hitaplarda bulunuyordu. Haşim Kılıç, bütün bu iddialara karşı cümle siyasal dinciler gibi aynı taktiğe başvuruyor, önce inkâr ediyor, belgeler ortalığa döküldükçe suskunlaşıyordu. Bütün bu gerçekler bu kadar meydandayken, yandaş basın ve savcılar ne diyor? İBDA-C ile Ergenekon işbirliği içinde. Ne diyordu, Tayyip? "Buraya üç nokta koyuyorum." () Beyninin yarısı Kürtlerde Tayyip'in danışmanlarına baktığımızda, genelde tamamına yakınının Kürt olduğunu görüyorduk. Kalanlar arasında birkaç tane Kürt maskeli Ermeni, Arap ve Sabetayist vardı. Mehmet Medner başta olmak üzere Ali Bulaç, Egemen Bağış, Mücahid Aslan, Hasan Cüneyt Zapsu, Ömer Çelik, İ. Süreyya Sırma, Akif Beki ve diğerleri Tabii ki kimsenin kendini ne hissettiği ile ilgili bir sorunum yok. Ancak İslam kardeşliği dümeniyle Türklüğe vurulurken, KürtlüERGÜN POYRAZ 95 ğün, Ermeniliğin, Sabetayisiliğin ve diğerlerinin yüceltilmesi sanı-rnn "maske" olarak kullandan İslam'a bile en büyük haksızlıktır. Tayyip'in "Beynimin yansı" şeklinde tanımladığı ve kardeşlik ibşkileri içinde olduklarını açıkladığı Metiner, bakın "Kürtler" için nasıl ağıt düzüyordu: "Halepçe'de soykırım düzeyinde katliam habei-ini duyduğumuzda tüylerimiz diken diken olmuştu. Yüreğimiz kanamıştı. Gözyaşlarımız kırmızı akmıştı. Günlerce ağlayıp durmuştum. Hele evin önünde bebeğine sarılı halde can vermiş fotoğraftaki yoksul Kürt'ün haline hangi yürek dayanabilir ki!.. O gün gökyüzünden ölüm yağmıştı Kürtlerin üzerine. Ölen her Kürtle birhkte bir kez de biz ölmüştük. Bütün insanlık sükût etmişti. İnsanlık adına herkesin yüreği isyan halindeydi Saddam diktatörlüğüne karşı" Tabh ki, Saddam'ın bu zulmünü lanetlememek olmaz. Ancak, "Kürt, Laz, Gürcü, Çerkez vs yok. Müslüman var. Ümmet var" derken ufacık bir yaaida bu denli çok olarak kuUananılan "Kürt" vurgusu neden? Bu Müslümanların; Kırmızı akan gözyaşları; Irak-Telafer'de, Kerkük'te, Sincan'da katledilen Türkler için neden akmıyor, göz pınarları neden birden kuruyordu? Kendilerini "Mümin" ilan eden bu insanların tüyleri, Türklerin uğradığı zulümler karşısında niye diken diken olmuyordu. Bu Müslümanların yürekleri PKK'nın kurşunladığı bebeler karşısında niçin kaskatı kesiliyor. PKK'lılarla kol kola yürürlerken, memleketin hapishanelerini APO'yu Kenya'dan getirip sorgulayan askerler başta olmak üzere Silahlı Kuvvetler mensuplarıyla, ülkesini seven milliyetçilerle, Atatürkçülerle dolduruyorlardı. Ölen her Kürtle birlikte öldüklerinin reklâmını yapan bu Müslüman kılıklılar, bu PKK'nın sarık altına gizlenmişleri, her nedense ölen her Türkle ölmüyorlardı. 96 TAKUNYALI FÜHRER Başta Tayyip olmak üzere siyasal İslamcılarca hep Gazze şovu yapılırken, katledilen, zulme uğrayan Türkler bh kere olsun akıllarına gelmiyordu. Neden? Sahi neden? Tayyip Erdoğan'ın kardeşliği, beyninin yarısı ve danışmanı Mehmet Metiner, aynı zamanda PKK'nın militan kazanma şubesi olan HADEP'in de Genel Başkan Yardımcılığı'nda bulunmuş, PKK'nın yayın organı olan "Demokrasi" ve "'de Yeni Gündem" adh gazetelerde Yayın Danışma Kurulu Üyesi ve köşe yazarı olarak görev almıştı. Başka; HADEP'e bağlı Demokrasi Hareketi adh oluşumda yer alıyordu. Metiner'in içinde olduğu Merkez Yürütme Kurulu şu isimlerden oluşuyordu:

Murat Bozlak, Ahmet Türk, Akm Birdal, Mehmet Metiner, Sırrı Sakık, Mihri Belli, Feridun Yazar Tayyip'in Baş Danışmanı Mehmet Metiner, aynı zamanda hem MYK Üyesi olurken hem de İstanbul temsilciliğine getiriliyordu. Bugün Tayyip'e yakınlığı ile bilinen Star Gazetesi'nde köşe yazarı olan Mehmet Metiner gibi İslamcıların bu tavırları terörist başı Apo'yu bile isyan ettiriyor, eli kanh terörist avukatları ile yaptığı görüşmede şöyle konuşuyordu: "Metiner'e de söyleyin, sahte İslamcdık olmaz. İslam'ın özüne uygun davranmak gerekir. Yani İslam'ın ve siyasetin özüne uygun davrandmalıdır" Siz, Tayyip'in Türkiye'nin Güneydoğusu için "Kurdistan" deyimini boşuna mı kullandığını zannediyorsunuz? Yada, Şehitlerimiz hakkında "Kelle" Apo için "Sayın" derken, bunu hala dil sürçmesi olarak mı kabul ediyorsunuz? ERGÛN POYRAZ Tayyip'in başdanışmanının ve kardeşliğinin dava arkadaşı Sırrı Sakık, Baykal'ın kendilerinden 20 militan istediğini söyleyebiü-yordu, sıkışan AKP ve Tayyip'e destek olmak için. Oysa, PKK'hlar ile sürekli olarak görüşen isimler her nedense hep AKP içinden çıkıyordu. "Hilafet Ordusu'ndan Arap Kürt Partisi'ne" adlı kitabımda AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın PKK'lılarla yaptığı görüşmeyi şöyle açıklamıştım: "13 Mayıs tarihinde "Yeni Şafak Gazetesi'nde yer alan "Pişmanlık yasası yolda" başlıklı haberde. Adalet Bakarii Cemil Çiçek, İçişleri Bakanlığı'nın hazırhklarım sürdürdüğü "Pişmanlık Yasası"nın beklentileri karşılayacağını söylüyor ve bu yasanın diğerlerinden farklı olacağını iddia ediyordu. Amerika'nın Kuzey Irak'ta bulunan yaklaşık seafoodplus.info PKK'hya, "Ya silahları bırakıp Irak vatandaşı olun, seafoodplus.info Irak'ı terk edin" demesinin ardından Kürt maskeli Ermeni kökenli İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve AKP'liler hemen kolları sıvayarak, bu eli kanh PKK militanlarını kurtarmak için sözde pişmanlık yasası hazırlamaya girişiyorlardı. Yasa ile ilgili açıklamalar yapan Cemil Çiçek'e gazeteciler, "Bu yasanın Abdullah Öcalan'ı da kapsaması yönünde hazırlandığı söyleniyor" şekhnde bir soru soruyorlar. Bakan Çiçek de bu soruya kaçamak olarak "Bu bir sondaj sorunudur" cevabını veriyor ve yasanın niçin hazırlandığına da ışık tutuyordu. 7 Mayıs Çarşamba günü, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, PKK ya da diğer adıyla KADEK'İllerle yaptığı görüşmede; Başbakan Tayyip Erdoğan'ın APO ile çok ilgih olduğunu, haftada bir gün olan görüşmenin ne suretle olursa olsun gerçekleşmesi için Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e tahmat verdiğini, Bakan'ın da savcıhğa yazılı bir talimat göndererek, haftada bir olan görüşmelerin mutlaka sağlanmasını emrettiğini, Çarşamba günleri olan görüş günlerinin de hava muhalefeti olması hahnde Perşembe, Cuma ya da Cumartesi günleri yapdmasını istediğini aktarıyordu. 98 , TAKUNYALI FÜHRER AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kesin talimatları doğrultusunda Ada'ya ulaşımda yeni bir tekne abnması için yine bakanlığa talimat verdiğini ve Bakanlığın da bu konularda hızlı bir şekilde çalışmalar yaptığım söylüyordu. ingiliz ajanı Kürt isyancısının torunu AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir, Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda tekne alım sürecinin devam ettiğini, ihalelerin neticesinde yeni tekne alacaklarım vurguluyordu. Dengir; Kürt sorununu bildiklerini ve sorunu çözmek istediklerini, tecritten ve yeni uygulamadan partilerinin haberlerinin olmadığını, başka tutuklu ve hükümlülere uygulanan kuralların aynısının kendisi için de uygulanması gerektiğini anlatıyordu. Partisinin Ada'ya yönelik olumlu ya da olumsuz bir ayrımcılık yapmak istemediğini belirten AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, "Bu gerginliği asd olarak askerlerin çıkardığmı ve bu yeni uygulamanın arkasında Ordu'nun olduğunu" söylüyordu.

Dengir konuşmasında, Türk Silahlı Kuvvetlcri'nin kendilerine yönelik olarak çıkışları olduğunu belirtiyor, zor süreçten geçtiklerini anlatarak, bu sürecin zorlu olacağını, çeşitli provakasyonların gelişebileceğini, hatta bazı kişilerin zarar görebileceğini ve bazı insanların ölebileceğini de iddia ediyordu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, karşısındaki PKK'hlara adeta yalvar yakar bir şekilde; APO hakkındaki sıkı uygulamanın Ordu'dan kaynaklandığını, bile bile kendilerine haksızlık yapılmaması gerektiğini, kendilerinin bu konuda duyarlı olduklarını, Kürt sorununu AB uyum yasaları çerçevesinde çözmeye çalıştıklarını, bu konuda herkesin el birliği ile birbirlerine destek olmaları gerektiğini belirtiyordu. Akşam Gazetesi'nin 19 Mayıs tarihli sayısında, AKP'li Adalet Bakanlığı'nın, İmralı Adası'nda tatil yapan pardon hükümlü olan terör örgütü PKK-KADEK'in eli kanlı lideri Abduüah Ocalan için harcanan trilyonlar yetmiyormuş gibi, 5 trilyon daha ek ödenek istendiği yer alıyordu. ERGÜN POYRAZ 99 Ülkemiz insanlarmm yarısmdan çoğu açlık sınırında hayatlarını sürdürürken AKP, APO'ya krallara layık bir yaşam sürdürüyordu. İlk ayırdıkları ödeneğin ardından çok geçmeden bir 5 trilyon daha veriyorlar, ardmdan onları 10 trilyon daha izliyordu. Tayyip, Amerikan gazetelerine tezkerenin çıkmaması konusunda yazı yazarak, adeta "Biz ettik, siz etmeyin" diyor, böylece kendini bilmez densiz Amerikalılara Türk Silahlı Kuvvetleri'ne dil uzatarak kendilerinden özür dilenip, pişmanlık gösterisinde bulunmamızı isteme cüreti veriyordu. Tayyip'in daha önce, yani Fransa'nın Madam'ı Danielle Mitte-rand başkanlığında Heinrich Böll arşivi yöneticisi Victor BöU ve Türkiye'nin doğusunda Kürt devleti kurmak isteyen bir kısım dernek yöneticilerinin "Kürtçe eğitim yapılsm" kampanyasını başlattıkları sırada söylediklerini bir kere daha hatırlayabm: "Irak'tan ve Kürdistan'dan aldığımız bilgiler bizleri memnun etmiştir" Tayyip ile Emine'nin gözyaşları Apo'ya övgüler düzen, ülkemizin Güneydoğusunu "Kurdistan" olarak gösteren haritalar önünde şov yapan ve sonra da yuhalanan Ahmet Kaya'yı anma kapsamında sanatçıları davet ettiği kahvaltıda Tayyip ile Emine'nin gözyaşları döktüğü, türkücü Yavuz Bingöl tarafından açıklanıyordu. Bingöl, 5 Mart tarihinde katıldığı bir televizyon programında, düzenlenen toplantıda Tayyip'in Ahmet Kaya'ya yapılanlardan bahsettiğini, kendisi ve eşinin o görüntüleri seyrederken nasıl ağladıklarını anlattığım söylüyor ve ekliyordu; "Ahmet Kaya'ya o utanç verici hareketlerin yapıldığı gece orada olanlar ve hatta katılanlar da vardı o kahvaltıda" Oysa aynı Tayyip, kendi hatalı uygulamaları yüzünden sellere kapılıp giden onlarca insan için bir damla gözyaşı dökmüyor, "dere intikammı ahyor" diyerek insanların yıkımına, hayatlarını kay TAKUNYALI FÜHRER Her zeminde asker düşmanlığı Nurcu Niyazi Birinci ya da kod adıyla Yavuz Bahadıroğlu, Tayyip'in "Aparma" kitabında Tayyip'e, içlerindeki asker düşmanlığını dışa vuran çanak sorularım sormayı ihmal etmiyordu: "Demokrat olduğunuzu söylediniz. 'lü ydlarda İstanbul'da bir nargile kahvesinde çekilmiş bir fotoğraftır bu. Siyah-beyaz bir çerçeve içerisinde asılı durur benim odamda. Geçenlerde bir gazeteci geldi. "Amcaların filan mı? Yakınların mı? Diye sorular sordu. Ben de dedim, "hayır." Burada iki tane, ayak ayaküstüne atmış bir zat var. Bunlar asker görüyorsunuz. Bu süklüm püklüm oturanlar sivil. Siz çok açık bir biçimde diyebiliyor musunuz? "Ya bu resmi kıyafette olanlar ayaklarını indirecek, ya da bu sivil kıyafette olanlar ayak ayaküstüne atacaklar." Bu tablodan ne çıkarıyorsunuz? Tayyip, aldığı bu pası kendince gole çeviriyordu. Ancak Nurcu yazara verdiği cevabı gördüğümüzde ve seçimleri kazanmasının ardından sergilediği davranışlarına yeni yetme mankenler gibi frikik veren oturuşlarına baktığımızda, Tayyip'in golü kendi kalesine attığını görüyorduk. İşte Tayyip'in yanıtı: "Şimdi burada iki tane tablo var: Bir: İkisinin yan yana olma tablosu var

İki: Vatandaş Ahmet de icabında bacak bacak üstüne atabilir. Ben diyorum ki, aslında bacak bacak üstüne atmak hiç olmasa daha güzel olur. Acaba bacak bacak üstüne atmak bir kibir, gurur betmelerine sebep olduğu yetmiyormuş gibi bir de onların açılarıyla alay edebiliyordu. Depremlerde hayatlarım kaybeden insanların acıları karşısında standart bir iki cümle dışında hiçbir girişimde bulunmuyor, PKK'hlar için çeşme olan göz pınarları zulme uğrayan garipler için adeta çöle dönüyordu. ERGÜN POYRAZ Viski'den kopya siyasal dinciler alkole karşı olduklarını her fırsatta söylüyor, bunun şovunu yapıyorlardı. Ama kapalı kapılar ardında başta viski olmak üzere her türlü alkollü içkileri tüketiyorlardı. Sadece tüketmekle kalmıyor, onların şişelerindeki amblemleri dergilerinde kendilerine sembol yapıyorlardı. Mayıs'ında Sebil Dergisi, viski şişesinden yürütülen "Şaha kalkmış bir at sırtında intibaını veren heyecanlı konuşmacının" yani Tayyip'in^ İstanbul Spor Sergi Sarayı'ndaki konuşmasını veriyordu. Tayyip, konuşmasında salonu dolduran gençleri, "Hazır asker" olarak tanımlıyor ve onlara şöyle sesleniyordu: "Sizler müstakbel fetih hareketinin birer askerisiniz" Gün geçti, devran döndü ve o asker olarak nitelenen insanlar ülke yönetimine geldi. İlk iş olarak Silahlı Kuvvetler'in astsubayından generaline kadar önemh bir kısmını cezaevlerine doldurdu. Niye böyle yaptdar sorusununun cevabım, Tayyip'in hemşerisi Şevki Ydmaz'a bırakalım: "Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye'de Türkiye'yi koruyamaz. Vatan tehlikede. Onun için Milh Gençlik Vakıflarını kurduk. Herhangi bir yerdeki askeri kışla ne ise, burası da o! Burada vatan savunması yapılacak!.. Bacılar, namuslarınızı korumak zamanı gelmektedir. Silahlanın! Silah talimleri yapın!.. İfadesi midir? Ya da bir tahakkümün ifadesi midir? Mesela ben bacak bacak üstüne atmayı hiçbir zaman arzu etmem. Hele hele halkımla yan yana olduğum yerde Bunu tevazuya ters, halkıma da hakaret olarak, hatta karşımdaki insana hakaret olarak görüyorum" Hatırlayın, Tayyip seçimleri kazandıktan sonra ne yaptı? Katıldığı hemen hemen her toplantıda Ahu Tuğba gibi bacak bacak üstüne atarak frikik verdi. ¦ TAKUNYALI FÜHRER BİZ düzeni top yekûn yıkacak Allah askeri ahyoruz. Hâkimiyed mdletten alıp Allah'a vereceğiz" Peki, Tayyip, Ümraniye'de nasıl haykırıyordu: "Hâkimiyeti milletten alıp Allah'a vereceğiz" Ya, İstanbul Spor Sergi Sarayı'ndaki konuşmasında ne diyordu: "Bugün İslam'dan bi haber oldukları için anarşinin gayyasına düşmüş vatan çocuklarının kurtarılmasını, henüz hakka meyletme-miş olan resmi kuvvetlerden beklemeyiniz" Cami istismarı Tayyip Erdoğan ve siyasal dincilerin istismar ettikleri en önemli sahalardan biri de cami yapımı olayıydı. Siyasal dinciler için cami yaptırma işi en çok gelir getiren kapıların başında geliyordu. Saf Müslümanları, "Cami yaptıracağız, Allah rızası için camiye yardım" dümeniyle, tabiri caiz ise adeta donlarına kadar soyuyorlardı. İnsanlar nasıl aldanmasın. "Cami yaptıranın, yapdan camiye para yardımında bulunanın cennette yeri hazır" diye bir inanışı yıllarca işleyerek insanların kafalarına kazıdılar. Cami yapımına maddi yardımda bulunan da onların yanında doğru cennete gidecekti. Ne tür erzak yese, ne kadar günah işlese de Cenned ala babalarının mülkü ya! Hal böyle olunca pamuk eller cepten hiç çıkmıyor, böylece camiye yardım kampanyaları da hiç sonlanmıyordu. O nedenle; Siyasal İslam'ın da en önemli kozlarından biriydi cami yapımı.

Tayyip, 21 Kasım tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan bir açıklamasında, belediye başkanlığının ilk döneminde Tak-sim'e mutlaka bir cami yaptıracağını şu sözleri ile anlatıyordu: "Bu can bu tende kaldıkça, bu beş yıllık dönem içinde Allah'ın izniyle aşındırmayacak kapı bırakmayacak ve Taksim Camii'ni ERGÜN POYRAZ Bismillah yaptıracağım. Taksim Meydanı bir semboldür. Ama bizim kimliğimiz yok. Yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede cami yapımma izin verilmediğinde halk neden ayaklanmıyor." Ne diyordu Tayyip? "Bu can bu tende kaldıkça, bu beş yıllık dönem içinde Allah'ın izniyle aşındırmayacak kapı bırakmayacak ve Taksim Camii'ni Bismillah yaptıracağım." Tayyip'in bu sözü verdiği tarih neydi? ' , 20 Kasım ! Koyun üzerine Tayyip'in söz verdiği beş yıllık süreyi. Eder Şimdi kaç yılındayız? Taksim'de cami! -i^k!.. : , Tayyip sözünü tuttu mu? Tutmadı derken, yanıldınız! Niye mi? . • ¦ ¦ Tayyip nasıl söz vermişti? ¦ Nasıl? "Bu can bu tende olduğu sürece" Bu sözü verirken eli neredeydi? Gömleğinin cep kısmında Daha açık bir deyişle gömleğin cebine koyduğu "Karınca"mn üzerinde Tayyip, bilinen müşrik hilesine başvurmuş, insanları kandırmak için "Bu can bu tende olduğu sürece" demişd. Cebindeki Ka-rmca'yı atınca gömleğinin cebinde yani teninde can kalmayınca verdiği sözün kendince hükmü kalmamıştı. Ancak saf Müslümanlar, yılından sonra çok beş yıl beklediler ki, Taksim'e cami yapılsın, ama yapılmadı, yapılmayacak. Tayyip, Müslüman milletin oylarını almak için onları basit bir müşrik hilesiyle aldatmıştı. Tıpkı genelevlerdeki kadınları kandırdığı gibi TAKUNYALI FÜHRER Camiyi kiliseye çevirdiler "Bina", "Zina" diyerek ikddar olan AKP'liler, Avrupa Birliği rüyaları uğruna TBMM'yi olağan üstü toplayarak Zina'yı suç olmaktan çıkarıyordu. Yaptıkları sadece bu kadar mı? ,; . Tabii ki değil! Allah'ın yolundan çıkıp AB'nin uyum yasalarına sığınan Tayyip başta olmak üzere bazı AKP'liler, kanunlarımızdan "Camii" ifadesini de kaldırıyor ve yerine "İbadethane" tanımlamasını getiriyorlardı. Siyasa] dinciler, İnönü zamanında camilerin yıkıldığı propagandaları ile önlerine gelene lanetler yağdırıyorlardı. Ancak AKP döneminde Camiler, Kur'an kursları yıkılıyor ve daha acıklısı; bir caminin kiliseye çevrilme skandalına da imza atılıyordu. Ama, Siyasal dinciler, hala yüzsüzlüğü elden bırakmayarak "İnönü devrinde camiler yıkıldı" diye propaganda yapabiliyorlardı. Mardin'in Midyat ilçesine bağlı Bardakçı köyünde bulunan tek cami kiliseye çevriliyor, bu uğurda AB'den "aferin"in yanında para da alınıyordu. Akdamar'daki Ermeni kilisesinin ardından, Van'ın Edremit ilçesinde tek taşı, tek toprağı kalmayan bir kilise yeniden yapılıyor ve Eylül 'de düzenlenen törenle açılıyordu. Nabza Göre Şerbet Tayyip, "Amaca ulaşmak için gerekirse Papaz elbisesi bile giyerim" demişü, ya!.. Der Ona yakışır da! ERGÜN POYRAZ Zira siyasal İslamcılar için, amaca ulaşma yolunda her yol mubahtı. Bu uğurda kullanılamayacak değer, kandırılmayacak kide, harcanmayacak insan yoktu.

Recep Tayyip, yılında Bostancı Kültür Merkezi'nde partililere verdiği öğütlerinde "Nabza göre şerbet verin" şeklinde konuşuyor ve şöyle devam ediyordu: "Mecburuz insanların akıllarının alacağı şekilde konuşmaya, insanların dilinden konuşmaya" Tayyip'e göre din, siyaset ve demokrasi hedefe varmak için birer araçtı. Tayyip, "Bu şarkı burada bitmez" adh yürütme sanatının da üstadı olduğunu belgeleyen kitabında "Biz dinlerin de bir araç olduğuna inanıyoruz" diyor, aracın üstünü örtmek için de insanların mutluluğu için cümlesini ekliyordu. Tayyip, siyaseti araç olarak görmelerini kendince şöyle açıklıyordu: "Kaldı ki siyaset, insanların inançlarını sağlıklı bir şekilde yaşaması için bir araçtır, bir vasıtadır" Erdoğan, İstanbul İl Başkanı sıfatıyla ydında Üsküdar'da yaptığı konuşmasında, "Kutlu Vaadi" yani "Şeriat"ı kadrolarının yakalayacağını şu sötleri ile iddia ediyordu: ' "Geleceği yakalamak diyorum, çünkü kutlu vaadin yakalanması muhakkak. İnşallah bu kutlu vaadi eninde sonunda bu kadro yakalayacak" Ve şöyle devam ediyordu konuşmasına Tayyip: "Şu anda kahrolsun şeriat diyenler, kendi kendileri kahrolu-yorlar" Tayyip, diğer partiler ve başta FetuUahçılar, 2. Cumhuriyetçiler, liboşlar, enteller ve dantellerle yaptığı ittifakı, dayanışmayı Peygamberimizin İslam Devleti'ni kurmadan önce Yahudilerle yaptığı anlaşmalarla özdeş sayıyor ve şöyle konuşuyordu: "Biz şu anda, Medine Şehir Devleti'ni nasd sevgililer sevgilisi Yahudilerle yapmış olduğu bir sözleşmeyle koruma altına aldıysa, bin kilometre kare ülkemizi böyle bir barış sözleşme TAKUNYALI FÜHRER siyle koruma altma alabiliriz. Batıcı güçlere karşı bunu başarabiliriz, değerli kardeşlerim. Bunu başarmaya mecburuz" İran'da karşı devrim öncesinde Şii inancına sahip Humeyniciler; Liboşlar, 2. Cumhuriyetçiler, azmbklar, Şii'lerin dışında kalan cemaatlerle son derece sıkı ilişkiler kurmuş, onlarla işbirliğine girmiş ancak karşı devrimin ilk icraatı olarak, ilk önce ittifak yaptıkları bu kesimin insanlarını asmışlardı. Tayyip iktidar olduklarında "dini siyasette kullandık" diyordu. Sadece dini mi? Olur mu? Kullanmadıkları hiçbir değer, hiçbir kutsal kalmamıştı. Oruç ibadetini bile siyasetlerine alet etmişlerdi. "Bu Şarkı Burada Bitmez" adlı ve Nurcu faaliyetleri ile bilinen Nesil Yayınlarmca basılan ve Erdoğan'm gerçek dışı özelliklerinin anlatılarak reklâmı yapılan ve kitap yazarı olarak da yine Tayyip'in göründüğü kitapta; Ramazan ayı dışında bile oruç tuttuğu işleniyor ve neredeyse ermiş olarak gösterilmeye çalışılıyordu. Kitapta Erdoğan ile söyleşi yapan isimse, Nurcu kimliği ile tanınan ve aynı zamanda Vakit Gazetesi'nin yazarlarından Niyazi Birinci ya da nam-ı diğer Yavuz Bahadıroğlıı'ydu. Niyazi Birinci, Tayyip Erdoğan'ın ne müthiş bir Müslüman olduğunun reklâmım yapmak için şu çanak soruyu soruyordu: "Burada on kişi kadar varız. Kimse oruç değil, ama Ramazan ayına henüz girmediğimiz halde siz oruçsunuz. Biz de kendimize referansı Kur'an olarak ahyoruz. Fert olarak fert yanında Devletin sistemi farklı bir olaydır. Hatta Sayın Cumhurbaşkam'nın ya-sakh dönemlerinde sık sık söylediği "İyyakena'büdü ve iyya ke-nestein" yani Allah'tan başka kimseye kulluk etmemede bunun aynı anlama geldiğini aşağı yukarı düşünüyoruz. O anlamda siz Siyasal İslamcı olduğunuz için mi bugün oruç tutuyorsunuz? Bunun, sizin siyasal kariyerinize bir faydası var mı?" Tayyip, seçimlerden önce reklâmını yapmak üzere hazırlattığı ve binlerce basıp bedava olarak dağıttığı kitapta bakın nasd cevap veriyordu: ERGÛN POYRAZ , "Aslında benim kişisel inancımın gereği olarak yerine getirdiğim bir şey. Bugün böyle bir tevafuk oldu. Yani oruçlu olmadığımız bir güne de rastlayabüirdi. Ama

ben kalkıp da bunu kimseye davul zurnayla duyurmuyorum. İlan etmiyorum. Böyle bir şeyim yok" Gördünüz mü cevabı? Adam o denk inanmış bir Müslüman ki, Ramazan ayı dışında oruç tuttuğunu davul zuma ile duyurmuyor. Ya ne yapıyor? Türkiye'nin en ücra köşesine kadar bedava olarak dağıtılan, kendi reklâmının yapıldığı bir kitapta anlatıp yayınlatıyor. Bu örnek bile tek başına insanlarımızın nasıl kandırılıp iki ayaklı inek yerine konduğunun kanıtıdır. Tayyip, seçimleri kazandıktan sonra Ramazan dışında tuttuğu orucu bu sefer Ramazan'da bile yemeye başlıyor, buna da kıbf olarak seferi olduğunu söylüyordu. Uçakla yarım saat mesafede gittiği yeri seferilikle açıklıyor. Ramazan olmasına rağmen uçağında içki servisi bile yaptırıyordu. Sonra çıkıp "halka açık yerlerde içki yasağı getirttim" diye bir başka reklâm daha yapıyordu. Papaz elbisesi ve Milli Görüş Erdoğan'ın "İktidar olmak için papaz elbisesi bile giyerim" şeklindeki sözleri TV'lerde yayınlanınca, hemen inkâr yoluna gidiyor ve "Ben böyle bir şey söylemedim" diyebiliyordu. Başka? Dün, zamana ve zemine göre değişmeyen doğrunun adı olarak tanımladığı Milli Görüş'ü bugün gömlek olarak nitelendiriyor ve üzerlerinden çıkarttıklarını söyleyebiliyordu. Ancak daha yatsı olmadan Tayyip'in inkârının doğru olmadığı ortaya çıkıyordu. Çünkü Tayyip'in bu sözleri "Meydan" adlı der ¦ TAKUNYALI FÜHRER ginin sayısında yer alıyordu. Tayyip'in bu sözlerinin yer aldığı paneli Meydan adh dergi düzenlemişti. Paneli Akit Gazetesi yazarlarından Yaşar Kaplan yönetmişti. Panele Tayyip'le beraber katılan konuşmacılar; yine aynı gazetenin Fıkıh köşesini "Yusuf Kerimoğlu" takma adıyla hazırlayan Hüsnü Aktaş, Tayyip'in Başdanışmanı Mehmet Metiner ve Bayram Bilici'ydi. Tayyip'in bu panelde yaptığı konuşma, dergide şöyle yer alıyordu: "Bizim burada düşünmemiz gereken şey var. Her şeyden önce, hangi meşrebin, hangi eğilimin mensubu olursak olalım, fiziki eğilim ötesine geçmiş düşüncelerin mensupları olarak bizler, eğer hakka kul olmayı gaye edinmiş ve hakkın koyduğu yasalar manzumesini yaşamak, ona ulaşmak istiyorsak, her şeyden önce bizim temel bir ortak yanımız var. Onun ötesinde bizi birbirimize bağlayan temel esasımız var O nedir? O, mutlak doğrudur, değişmeyen doğrudur ve o haktır. İşte bizim inandığımız doğru, yani Milli Görüş, zaman ve zemine göre değişmeyen doğrunun adıdır. İşte biz zamana ve zemine göre değişmeyen bu doğruyu hayata hakim kılmanın mücadelesini veriyoruz Ben şahsen zamana ve zemine göre değişmeyen doğrunun hayata hakim kılınması yolunda gerekirse papaz elbisesi giymeye hazırım" ,i, , Tayyip; "O, mutlak doğrudur, değişmeyen doğrudur ve o haktır. İşte bizim inandığımız doğrudur" şeklinde nitelediği Milli Görüş, hakkında başka ne diyordu? "Zaman ve zemine göre değişmeyen doğrunun adıdır." ' Başka? "İşte biz zamana ve zemine göre değişmeyen bu doğruyu hayata hakim kılmanın mücadelesini veriyoruz" Neyin mücadelesini veriyorlar? ERGÜN POYRAZ Daha açalım mı? Hadi açalım. Zerre kadar dini bilgisi olan biri, "Zamana ve zemine göre değişmeyen doğrunun" İslam hükümleri ya da daha açık bir deyişle 'şeriat' olduğunu bilir. Tayyip'inki ne şeriatı derseniz? Cevap oldukça basit; . ' Mart 'da vSuudi Arabistan'da ödülünü aldığı, "Vehhabi Şeriatı."

Peki, iktidara gelmek için AKP'yi kurdukları sırada ne dedi? "Milli Görüş gömleğini çıkardık." Hiç düşündünüz mü? İktidar olmak için kutsal saydığı, "hiçbir zaman değişmeyecek bir doğru" olarak nitelendirdiği doğrularım, davasını bir gömlek gibi üzerinden çıkardığım söyleyebilen ve o gömleği çıkarıp attığını ilan eden bir insan, çıkarları söz konusu olduğunda daha nelerini fırlatıp atmaz. / V Milli Görüş parası ile içki Mehmet Ahan, Hadi Uluengin ile Mehmet Metiner, Milli Görüşe bağlı İslam Federasyonu'nun düzenlediği kitap fuarı kapsamında bir panele konuşmacı olarak katılmak amacıyla Hollanda'nın Roterdam kentine gidiyorlardı. Lahey Uluslararası Adalet Divanı binasının tam karşısında, sahilde yer âlân balık lokantalarına uğruyorlar, Mehmet Altan balığın yanına bira da söylüyordu. Milli Görüş teşkilatları yönedcilerini bir telaş ahyor ve Medner'e şöyle diyorlardı: "Üstadım, bizim paramızla içki içiyor. Günah değil mi? Kendi paramızla günaha ortak olmuyor muyuz?" Metiner, "Tasalanma" diyor ve şöyle devam ediyordu: TAKUNYALI FÜHRER "O bizim konuğumuz. Günahı da ona ait. Adama kalkıp biz yemek paranı öderiz, ama içkini sen karşıla diyecek halimiz yok ya! Rahat olun." Medner, İslam'da olmayan bir kuralı sırf kendi siyasi çıkarları için icad etmiş, Mehmet Altan'm Milli Görüş'ün parası ile içki içmesini böylece savuşturmaya çalışmıştı. Metiner, bu konuyla bağlantılı Milli Görüş'ün gömlek değiştirmesi olayı ile ilgili olarak da şunları aktarıyordu: "Milli Görüş hiç gömlek değiştirmedi demek, tarihsel dönemler dikkatle incelendiğinde görülecektir ki, hiç de doğru bir iddia değd! Milli Görüşçüler de gömlek değiştirdi. Hem de nice Avrupai gömlekler giydiler üzerlerine. \e o gömlekler üstlerine daha çok yakıştı bence" Tayyip Genelevde Tayyip'in danışmanı Metiner, "Başkan Erdoğan'ın Belediye Başkanlığı seçimi döneminde yapmış olduğu propagandalarından biri, genelevlerin kapatılmasıyla ilgihydi. 'Başkan seçilirsem genelevleri kapatacağım' şeklinde konuştuğunu aynen bu cümlelerle aktarıyordu. CIA istasyon şefi Graham Fuller'in yakın arkadaşının Tayyip'i övme amaçlı yazdığı "Recep Tayyip Erdoğan" adlı kitapta, genel ev olayı bakın nasd anlatılıyordu: "Erdoğan, 'lerde karşı çıktığı genelevlerde propaganda çalışmasına evet dedi. Kasımpaşa eşrafından bu bölgenin raconunu bilen birkaç kişinin yanına RP'li gençler verildi. Gençler buralara hayatlarında ilk defa, ürkerek ve korkarak girdiler Biri cılız sesle "Biraz sonra RP Belediye Başkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan sizleri ziyaret edecek" dediler. Kadınlardan bir kaçı gülüşüyordu. "Burası Hacı, Hoca yeri değil", dediler. Kadınların bazıları başlarına yaşmak aldı. Karşılarında sakallı, sarıklı birini bekliyorlardı. Takım elbiseli genç bir adam ERGÜN POYRAZ içeri girdiğinde herkes şaşırmıştı. Kısa bir konuşma yaptı, içine düştükleri talihsizliklerden dem vurdu. Erdoğan, "Biz sizi içinize düştüğünüz karanlık dünyadan kurtarmak istiyoruz" şeklindeki sözlerinin ardından, "Oyunuzu, gönlünüzü, desteğinizi istiyorum" dedi" Bazı kadınlar ağlıyordu. Nasıl ağlamasınlar? Yıllardır düştükleri, içinde çırpındıkları bu bataklıktan çok küçük de olsa kurtulma umudu doğmuştu. Onların da artık sıcak bir yuvaları, namuslu bir yaşantıları olacaktı. Üstelik onları kurtaracak olan adam fazla bir şey de istemiyordu. "Al oyumuz senin" dediler. "Al gönlümüz ve desteğimiz de senin Mademki bizi kurtaracaksın! Al hepsi senin. Hepsi feda olsun senin yoluna." İlk ağlayan kadınlara diğerleri de eklendi. Birinin sözü orada bulunanların birçoğunun kulağından hiç gitrnedi:

"Başkan sen bizi kurtaramazsın. Bize senet imzalattılar. Ne kadar olduğunu bilmiyorum. 13 yaşında bu tuzağa düştüm. O gün bu gündür borç ödüyorum. Ama bu küçük kızımı kurtar" Tayyip'in Beyoğlu Belediye Başkanlığı adaylığı süresince başlayan bu ziyareder, İstanbul Belediye Başkan adaylığında da sürdü. Bazı kadınların hayatlarını riske atarak gizli gizli bu çalışmalara katıldığını görenlef bile oldu. Sokak aralarında ceket ceplerine koydukları şaraplar ile Erdoğan'ın posterini yapıştıranlar bile vardı. Erdoğan seçim propagandasını yaptığı her ortamda bu evleri kapatmaya kararlı olduğunu vurguluyordu. 26 Aralık tarihli Sabah Gazetesi'nde Nuriye Akman'la yaptığı söyleşide genelevlerle ilgih şunları söylüyordu: "Genelevler konusunda kesin kararlıyım. Kapatmaya mı? Tabu. Biz kendi nefsimize istemediğimizi karşımızdaki insan için de isteriz. Sizin istemediğinizi onlar istiyorsa. TAKUNYALI FÜHRER Ona şunu sorarım. Siz kızınızın, eşinizin, böyle bir yerde sermaye olarak kullanılmasına müsaade eder misiniz? Bu bir kadın sömürüşüdür. Ben buna evet dersem ne insanlığa bunun hesabını verebilirim, ne de beni yaratan rabbime. Sorun genelev kapatmakla çözülecek mi? Bize, 'gençlerin hali ne olacak?' diye sorulabilir. Bunun tek çözümü evlilik müessesidir. Biz gençlere bu konuda yardımcı oluruz. Toplu evlendirme merasimleri yaparız. Bu kadar kolay mı? Tabii. Ben kendi nefsime uyguladım oldu. Bana olduğuna göre bir başkasına da olabilir." İnsanların bir oyunu almak, onları sömürmek amacını taşımaktan başka bir düşüncesi olmayan Tayyip, "Genelevlerin kapatılmasına karşı çıkanlar olabilir" sorusuna insanları aldatmak amacıyla ne diyordu: "Ona şunu sorarım. Siz kızınızın, eşinizin, böyle bir yerde sermaye olarak kullanılmasına müsaade eder misiniz?" O halde soralım Tayyip'e; Sahi sen o soruyu hiç kendine sordun mu? "Bu bir kadın sömürüşüdür" şeklinde esip gürlerken, ağzından çıkan bu söze inanmıyordun da sadece bir oy için onca kadına "umut" venneye değer miydi? O bir oyu başka yerlerden bulamaz miydin? "Ben bu kadın sömürüsüne evet dersem ne insanlığa bunun hesabım verebilirim, ne de beni yaratan rabbime!" diyordun. İnsanlığa hesap vermekten kurduğun Ergenekon tezgâhı ile şimdihk kurtulmuş gömnüyorsun. Ya; "Ben yaratan rabbime nasıl hesap veririm" derken, rab-bini mi kandırıyordun yoksa seni dinleyenleri mi? Rabbine hesap vermekten nasd kurtuldun?.. Ondan kurtulman biraz zor olacak, zira; Onu, Ergenekon'a biraz zor dahil edersin. ERGÛN POYRAZ Öyle ya; genelevleri kapatacağım diye oy isteyip aldığı oylarla belediye başkanı oldu. Yetmedi Başbakan oldu. Ancak, Genelevleri kapatmak bir an bile aklına gelmedi. Kapatılmasını isteyenlere şiddetle karşı çıktı. Çünkü her Siyasal İslamcı gibi paranın geldiği her musluğu mübarek bildi. Kasımpaşalı Mücahit Tayyip genelev kadınları kadar olamadı. Onlar sözlerini tuttu, kendisine oy verdi. Tayyip ise verdiği sözü tutmadı ve Etilerlilerin safında yer aldı. Ardından vaadini unuttu. O nedenle; Bırakın genelev kapatmayı, Tayyip'in başkanlığı döneminde yapılan teşviklerle her yerde pıtırak gibi genel ve oldukça özel evler açıldı. ' Sadece o kadar mı? ' Ne gezer. • Tayyip Başbakan olduktan sonra bırakın Türkiye'deki, dünyadaki homoseksüeller bile baş tacı yapıldı.

Kuşadası başta olmak üzere ülkemize gelen homoseksüeller, devlet törenleri ve kırmızı halılar ile karşılandı. Gerek Tayyip'in Belediye Başkanlığı döneminde gerekse Başbakanlığı devresinfle homoseksüeller ihalelerden önemli bir pay kaptı. Onlar bu dönemde altın çağım yaşadı ve yaşıyor THY'den PTT'ye birçok ihaleyi homoseksüel ve sabetayist Cemil İpekçi aldı. İpekçi, AKP'lilerin verdiği davetlerde baş konuk oldu. Olmakla da kalmadı birçok AKP'nin alkışladığı ve iftihar ettiği şu sözü söyledi: "AKP benimle sosyalleşiyor." Tayyip'in en büyük destekçilerinden olan ve Gülen Cemaatinin yayın organı görünümünde işlevlerde bulunan Zaman Gazetesi 14 Şubat Sevgililer Günü'nde Cemil İpekçi'nin Tayyip'e olan hayranlığını şu şekilde haberleştiriyordu: " 'One minute' çıkışında 'İşte benim Başbakanım' diye bağırdım." • TAKUNYALI FÜHRER Gazete, homoseksüel modacmın sevindirik olmasına şöyle devam ediyordu: "Turgut Özal döneminde başlatılan açılım sürecinin AKP döneminde devam etdrildiğini savunan İpekçi, en çok da Başbakan Erdoğan'ın Davos çıkışından etkilenmiş. Ünlü modacı, o an yaşadığı duygulan şöyle aktarıyor. "Başbakan o konuşmayı yapıp oturumu terk ettikten sonra, Fransız sokağındaki atölyemde pencereyi açıp çığhklar attım, 'İşte benim Başbakan'ım' diye. Büyük gurur duydum" Tayyip'in en yakın destekçisi pembe mayolu, gözü boyah, nonoş Cemil İpekçi Mardin'e gidiyor, "erkek dediğin memleketine insanına sahip çıkandır" şekhnde konuşuyordu. İpekçi, Kasım tarihli Taraf Gazetesi'ne şunu da söylüyordu: "Erkek adam açılıma sahip çıkar" İpekçi'nin Tayyip ve AKP'ye yanaşmasının ardından ülkemizde kullanılan "Her başarılı erkeğin ardında bir kadm vardır" sözü, "Her başardı siyasal İslamcının arkasında bir homoseksüel vardır"a çevriliyordu. Cemil İpekçi Tayyip'i Öptü mü Homoseksüel ve sabetayist Modacı Cemil İpekçi 15 Ekim tarihinde Milliyet Gazetesi'ne verdiği demecinde açıldıkça açılıyordu: "Vücudumun her bölgesinin kremi ayrıdır. Bıyıklarımı her gece yağlarım tararım." İpekçi, "Bir sürü kadınla transseksüeli birbirinden ayırmak mümkün değildir" şeklindeki anlatımlarında ise şunları dillendiriyordu: "Bizde herkes sarışın Röfleli 16 yaşındaki kızlar. Ya da herkeste zik zak kaşlar Botokslu gibi herkes Ama şu anda dünyaERGÜN POYRAZ da röfleli saç modası, zik zak kaş yok. Paüamış mısır gibi dudaklar, Marsilya kavunu gibi göğüsler Bugün bir sürü kadınla transseksüeli ayırmak mümkün değil. .Çünkü onlar da yapay. Bunlar da yapay" Homoseksüel İpekçi, tam sayfa tutan söyleşisinde Tayyip ile ilgili adeta döktürüyor, "Adamın tarzını seviyorum. Gözümü gönlümü dolduruyor" şeklinde konuşuyor ve şöyle devam ediyordu: "Erdoğan'ın tarzını seviyorum. Kravatı, saçı, başı, ağzı, burnu mis gibi" "Hadi kravatını anladık. Saçını da anladık, başı birazcık karışık olsa da İpekçi, Tayyip'in ağzı ile burnunun mis gibi olduğunu nereden biliyor?" Duymamış gibi yapın söylenmeyin, münafıklık yapıp da ortabğı karıştırmayın. Sulu gözlü Tayyip Tayyip, hem agresifti, hem de gözü yaşlı. Her fırsatta eline mendili aldı mı başlardı ağlamaya. Hem de ne ağlama "Ağlamak ayıp değil saklama gözyaşını" şeklindeki şarkılara ayak uydururcasma ağlardı. "Ağlamak insanın kendi kendine acımasıdır" diyorlarsa da, bunların yanında Tayyip daha çok telaş ve korku anında ağlamaya başlıyordu. Kasımpaşalılık ve ağlama; uymadığı ortada, zaten suni kabadayılık da bir yere kadar değil mi? Bir elinde mendil, iki gözü iki çeşme ağlamaları Kasımpaşalılıkla bağdaştırmak mümkün mü? Otoriteye karşı sürekli boynu kıldan ince olan Tayyip, ABD Başkanı Bush'dan randevu talep ediyor ve dört gözle gelecek cevabı bekliyordu. Bush, Bushluğunu yapıyor randevu cevabını geciktiriyordu. Tehlikede olduğunu hisseden ve büyük

bir korkuya kapılan Tayyip, hemen TRT l'deki "Enine Boyuna" adlı televizyon programına katılıyordu. ¦ TAKUNYALI FÜHRER Programda kendisine önceden hazırlanmış çanak soru soruluyordu: "Nasd bir babasınız?" ^ Öyle ya kızı o günlerde ABD'de doktorasını yapıyordu. Çanak soruyu aldı ya başladı hem ağlayıp hem anlatmaya, elinden gelse dizlerini de dövecek. Ne yapsın nerelere gitsin serde Kasımpaşah-lık da var Bakın Tayyip, salya sümük neler anlatıyor: "Çocuklarını özleyen ve çocukları tarafından özlenen bir babayım Şu anda Amerika'da doktorasını yapan kızım, bir gün benim kapıma bir pusula iliştirmiş ve "baba bir geceni de bize ayır" dedi. Biz hep ağlayarak dertleşirdik." Kızını ağlayacak kadar özleyen Tayyip'e çaktırmadan söylerler: O zaman kızınızın yanına gidin. Çaresizce kafa göz sallanıp, yaşlı gözlerle verilen cevap; Cıııyyykkkk!.. Niye? Bush randevu vermedi Veee Amerikalılar, Ağlamalara dayanamazlar Tayyip'in sulu gözlü kasedini Bush'a gönderirler ve Tayyip'in feryatlarını işiten Bush da randevuyu verir. Tayyip'in bu ne ilk ağlamasıydı ne de son oldu. Tayyip'ten her şey çıkardı da bir Kasımpaşalı imajı çıkmazdı. Çok kırılgan ve çok zayıf bir ruh hali vardı. Babasının ayakkabılarını öperek boyun eğmeyi öğrendiği otorite karşısında hep kendisini çaresiz hissediyordu. Adamı zorla Kasımpaşalı yaptılar, itaat eden, söz dinleyen yanını sürekli olarak gizlediler Ne gariptir ki o da bazı anlarda kabadayı imajına inanıyor ve danışmanlarının kendisine verdiği yazılı olan metinlerin dışına taşarak yaptığı konuşmalarında, "Kasımpaşalı eli maşalı" tavrı takınarak çevreye hakaretler yağdırıyor ancak sonradan kırdığı potları, devirdiği çamları düzeltmeleri çok güç oluyordu. ERGÜN POYRAZ Civan Delikanlı Kasım 'da AKP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Armç, çoğu zaman olduğu gibi yine ağlamaklı sözlerle Tayyip hakkında şunları söylüyordu: "Bakın Tayyip Bey ne halden ne hale geldi? O civanım delikanlının şimdi gözlerinin altı morardı." Eskiden bu şekilde kim kimden mi bahsederdi? Yok, yok Olmaz! Ona ben cevap vermeyeyim! Şimdi kalkar gider bir de tazminat davası açarlar da, sonra uğraş dur cezaevinde mahkemelerle Öküz idrarlı su Gençliğinde, Rize'de öküzlerin içine idrarını bıraktığı pınar suyunu içtiğini ve çok lezzetli bulduğunu anlatan Tayyip, İstanbul'daki barajlara manda ve öküzlerin girmesinde sakınca olmadığını savunuyor ve şunları söylüyordu: "Öküz, manda girmiş barajın içine, işte biz bu suyu içiyoruz. Hangi suyu içecektin? Tabii ki o suyu içeceksin. Baraja manda da girer, öküz de. Çoğumuz Anadolu'dan geldik. Ben Rize'de pınarın Tayyip, Meclis'e girmeyi çok istiyordu. Bu nedenle seçimlerinde aday oldu. Erbakan onu kazanamayacağı yerden aday listesine koydu. Bu durum Tayyip'in seçimleri kaybedeceği anlamma geliyordu. Haberi aldığında su koy verme sırası Erdoğan'a geliyor ve başlıyordu ağlamaya Böyle durumlarda her zamanki gibi, Tayyip'in, sara hastası olması nedeniyle baydmasım önlemek amacıyla hemen doktorlar devreye giriyor ve kas gevşetici iğneler başta olmak üzere bilinen tedavilerine başlıyorlardı. ¦ TAKUNYALI FÜHRER suyunu içerdim. Ne lezzetli soğuk su Kaynağa doğru gittiğinizde bir de bakarsm ki bir öküz idrarmı bırakıyor. Bu suyu içiyorsunuz aşağıda" Gazetelerden biri Tayyip'in bakışlarının "Haşin" olduğunu söylemiş. Tabii ki içtiği öküz idrarh sulardandır. Erdoğan'ın dava arkadaşı

Yusuf Ziya Özcan'ın YÖK'ün başına getirilmesinin ardından, istifa eden Başkanvekili Prof. Dr. İsa Eşme'nin yerine İstanbul savcılarınca hakkında çok sayıda soruşturma açılan Prof. Dr. İzzet Özgcnç getiriliyordu. Tayyip'in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, Belediye'ye bağlı bir şirket olan Halk Ekmek AŞ'de Yönetim Kurulu üyeliği yapan Özgenç, İstanbul DGM Savcıları Abdülaziz Ozatlan ile Kaya Kabacaoğlu tarafından düzenlenen 25 Aralık tarihli iddianamede yer alıyordu. İzzet Özgenç sanıklı iddianamenin sırasında yer alıyordu. Özgenç soruşturma geçirdiği dönemde Belediye Başkanı olan Tayyip'in 1. Hukuk Danışmam'ydı. Özgenç hakkında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi dahilinde oluşturulan "Suç örgütüne dahil olarak görevi kötüye kullanmak, zimmet, ihalelere fesat karıştırmak ve kamu kurumunu dolandırmak" suçlarını işlediği suçlamasında bulunulmuştu. Prof. Dr. İzzet Özgenç bu suçlamalar nedeniyle soruşturulmuş, daha sonra hakkında Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı "Takipsizlik" karan vermişti. Aynı soruşturma kapsamında Tayyip de "Görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik cürüm işlemek için teşekkül oluştur-mak"la itham edilmişti. ERGÜN POYRAZ Tayyip'in dostları Yimpaş Holding'in patronu Dursun Uyar 27 Aralık tarihinde, gurbetçileri dolandırdığı nedeni ile aldığı ceza sonucu Karabük Cezaevine giriyordu. Kanal 7 ve Deniz Feneri Derneği'nin yöneticisi Mehmet Gürhan ise Frankfurt Cezaevinde aynı suç nedeniyle 8 ayını dolduruyordu. Birbirlerini çok iyi tanıyan ve beraber çalışan bu iki ismin ortak noktaları ise Tayyip Erdoğan'dı. Almanya'da sürdürülen Deniz Feneri soruşturmasında Başkan Mehmet Gürhan ile her iki şirketin muhasebecisi Firdevsi Ermiş 24 Nisan tarihinde tutuklanıyorlardı. Deniz Feneri'nin Avrupa Başkanı olan Mehmet Taşkan da bu ikilinin ardından cezaevine gönderiliyordu. Frankfurt Savcıbğı, Müsliimanlara yardım amacıyla toplanan 14 milyon Avro tutarındaki bağışın 4 ayrı hesap numarasına aktarıldığını, 14 milyon Avro'nun en az 8 milyon Avro'sunun aralarında Kanal 7'nin de bulunduğu çeşitli firmalara aktarıldığını iddia ediyordu. Tayyip ile çektirdiği fotoğrafla dikkat çeken Mehmet Gürhan, 27 Aralık 'de cezaevine konulan YİMPAŞ'ın bir numaralı ismi Dursun Uyar'ı çok yakından tanıyordu. İktidar partisi AKP'nin destekçilerinin başını çektiği Kanal 7'nin Almanya'daki yayınlarını "Kanal 7 INT" logosuyla gerçekleştiren şirketin ismi. Media 7 GmbH'ydi. 20 Kasım 'te kurulan bu şirket, 25 Şubat tarihinde sermaye artırımına giderek toplam sermayesini 10 milyon marka çıkarıyordu. Bu sermayenin 9 milyon bin Marklık kısmı YİMPAŞ'm Almanya'daki şirketi YİMPAŞ Vervvaltungs GmbH'ye aitti. YİMPAŞ Kanal 7'ye paraları. Kanal 7'nin Avrupa Genel Müdürü Mehmet Gürhan'a elden teslim etmişti. Bu para alışverişinden sonra hem Media 7 hem de YİMPAŞ Vervvaltungs GmbH batıyordu. Gürhan, uzun süre Almanya'daki Deniz Feneri'nin de başındaki isimdi. İki yıllık hapis cezasını çekmek üzere Karabük Cezaevine giren Dursun Uyar da Tayyip'le belediye başkanlığı döneminden tanışıyordu. TAKUNYALI FÜHRER Cumhuriyet Gazetesi'nden Aykut Küçükkaya, Alman Savcı'nm "Yüzydm yolsuzluk davası" dediği Deniz Feneri davasını yakından izledi ve Türkiye ayağına ilişkin araştırmalar yaptı. Küçükkaya bu izlenimlerini ve araştırmalarını "Yüzyılın Yolsuzluk Oyunu" adıyla kitaplaştırdı. Aydınlık Dergisi 29 Mart 'da kitabı haber yaptı. Kitap, Cumhuriyet khaplarından çıktı. Kitapta, "Kanal 7 ve organize işler" başlığı altında şu bilgiler yer ahyordu: "İddianameye göre. Deniz Feneri Yolsuzluğu, dudak uçuklata-cak cinstendir. Bu nedenle "Tarikat-Siyaset-Ticaret" yolsuzluğu şeklinde hikâye edilmiştir. Hikâye'nin başlangıç tarihi 'dür Necmettin Erbakan, yaklaşan yerel seçimleri düşünerek, yılında Refah Parüsi'nin İstanbul İl Başkanı olan Tayyip Erdoğan'a "Cihadın sesi olacak bir

televizyon kurma" talimatı verir Tayyip Erdoğan, Zahit Akman ve Zekeriya Kahraman ile birlikte Ankara'ya gider ve adı sonradan Kanal 7 olacak yeni bir televizyonun kuruluşu için girişimler başlatır. O dönemde Refah Partisi'nin arkasında iki sermaye grubu vardır; Yimpaş ve Kombassan. Paralar önce Kombassan ve Yimpaş'ın yurt dışında dolandırdığı gurbetçilerimizden gelir. Fakat asıl sermayeyi oluşturmak için tam bir organize iş çevrihr. Para toplama işinin profesyonelleşmesi için şirket ve dernekler kurulur. yerel seçimlerinde İstanbul Belediye Başkanlığı'nı kazanan Tayyip Erdoğan, belediyenin kanalı BRT'nin altyapısını tümden Kanal 7'ye aktarır. Sonra da bu kanalın Almanya ayağı oluşturulur. Televizyon kanalına sermaye bulmak için çeşidi Avrupa ülkelerinde etkinlikler düzenlenir. Bu etkinliklerde başta Erdoğan olmak üzere, RP'nin ağır topları yer ahr. Amaç televizyonun "Hisse senetlerini satmak" ve "yoksul yurttaşlara yardım" adı altında yüklü miktarlarda bağışlar toplamaktır. > . Nitekim şimdi Fox TV'de çöpçatanlık programı yapan Uğur Aslan'ın hem Türkiye'de hem yurt dışında gerçekleştirdiği Deniz Feneri programları da kullanılarak büyük paralar toplanır. ERGÜN POYRAZ Ancak toplanan paraların yasal bir çerçeveye büründürülmesi zo-mnlu bir hale gelir. Bu amaçla önce Türkiye'de, hemen bir yıl sonra da Almanya'nın Frankfurt şehrinde "Deniz Feneri Derneği" kurulur Yurt dışında "Milli Görüş" dernekleriyle Euro 7, içli dışlıdır; Türkiye'de de AKP ile Kanal Hem Euro 7, hem de "Deniz Feneri e.V", Frankfurt'ta aynı binayı kullanırlar, çünkü her ikisinin de tepesinde Mehmet Gürhan yer almaktadır. Gürhan toplanan paraları bavullarla Türkiye'ye taşır ve taşıtır. Bu paraları Kanal 7'nin Eyüp'teki binasının üçüncü katında Zekeriya Kahraman'a teslim eder. Sözkonusu miktar 50 milyon Av-ro'dur. Karşdığında, bir bavul dolusu matbu boş "alındı belgesi" verilir. Kâğıtlar düzmece bir şekilde, yoksullara yardım dağıtılmış gibi doldurulur." YİMPAŞ'ta bir dönem yöneticilik yapan isimler AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte bakan, milletvekih, belediye başkanı, il başkam olmuştu. Tayyip ise hakkını arayan gurbetçileri "sahtekârlık yapmayın, paraları verirken bana mı danıştınız" şekhndeki sözlerle azarlamıştı. Deniz Feneri Yolsuzluğu olayında başoyunculardan biri olan Zahid Akman'ı, Tayyip ve AKP RTÜK'e önce üye ardından da Başkan yapıyorlardı. Akman RTÜK'ten binlerce dolar kira yardımı, harcırah, 3 adet makam otomobili gibi ayrıcalıklar sağlıyordu. Ortalıkta Zahid Akman'ın yolsuzluk dosyalarının uçuşmasına rağmen, Tayyip ve ekibi Zahid Akman'ı sürekli olarak koruyup kolluyorlardı. Akman'ı Kanal 7'nin avukatları Şule Yıldız ve Hasan Yıldız savunuyordu. Tayyip, arkadaşları, şarap ve kaçak Marlboro Tayyip'in artis olmak için evden kaçıp kötü yollara düşen kızların hayat hikâyesini andıran Çalmuk ve Çakır'ın kitaplarında yer . TAKUNYALI FÜHRER alan anlaümlannı dinleyen insanlar da çaresiz bütün bunları yiyordu. Yemeyip de ne yapsınlar? Nereden bilsinler, Kasımpaşa'da o günlerde kaçak Marlboro satıldığını ve daha sonraları Kasımpaşa'nın üzerindeki mezarlıkta yan gelip yatarak şarap içildiğini Tayyip'in en yakm arkadaşlarından birinin Kasımpaşalı Kudret olduğunu. Kasımpaşalı Kudret kim mi? Duymadınız mı? O halde anlatayım; Hani Tayyip'in Kasımpaşa ile beraber yetiştiğini söylediği Ha-cıhüsrev'deki kapkaççıların "Çeribaşı"sı olarak ünlenen Kudrettin Gören ya da nam-ı diğer "Kasımpaşalı Kudret" Kasımpaşa'da "Ağa" olarak da tanınıyordu. Tayyip'in çocukluk arkadaşıydı. Uyuşturucudan hırsızhğa, cinayetten gaspa, gasptan ruhsatsız silah bulundurmaya kadar on beş ayrı suçtan sabıkalıydı. Kasımpaşa'lı Kudret, yılının Mayıs ayında Şişli'de aı^a-basımn içinde uğradığı saldırıda hayatını kaybediyordu. Polisin Ka-sımpaşalı'nm arabasında

1 Ergün Poyraz _ Takunyali Fuhrer Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır. UYARI: Kitap sevenlerin yeni buluşma noktasından herkese merhabalar Cehaletin yenildiği, sevginin, iyiliğin ve bilginin paylaşıldığı yer olarak gördüğümüz sitemizdeki tüm e-kitaplar, Sayılı Kanun&#;un ilgili maddesine istinaden, engellilerin faydalanabilmeleri amacıyla ekran okuyucu, ses sentezleyici program, konuşan "Braille Not Speak", kabartma ekran vebenzeri yardımcı araçlara, uyumluolacak şekilde, "TXT","DOC" ve "HTML" gibi formatlarda, tarayıcı ve OCR (optik karakter tanıma) yazılımı kullanılarak, sadece görmeengelliler için, hazırlanmaktadır. Tümüyle ücretsiz olan sitemizdeki e-kitaplar, "Engelli-engelsiz elele"düşüncesiyle, hiçbir ticari amaç gözetilmeksizin, tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak, engelli-engelsiz Yardımsever arkadaşlarımızın yoğun emeği sayesinde, görme engelli kitap sevenlerin istifadesine sunulmaktadır. Bu e-kitaplar hiçbirşekilde ticari amaçla veya kanuna aykırı olarak kullanılamaz, kullandırılamaz. Aksi kullanımdan doğabilecek tümyasalsorumluluklar kullanana aittir. Sitemizin amacı asla eser sahiplerine zarar vermek değildir. web sitesinin amacı görme engellilerin kitap okuma hak ve özgürlüğünü yüceltmek ve kitap okuma alışkanlığını pekiştirmektir. Sevginin olduğu gibi, bilginin de paylaşıldıkça pekişeceğine inanıyoruz. Tüm kitap dostlarına, görme engellilerin kitap okuyabilmeleri için gösterdikleri çabalardan ve yaptıkları katkılardan ötürü teşekkür ediyoruz. Bilgi paylaşmakla çoğalır. İLGİLİ KANUN: Sayılı Kanun&#;un "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler" bölümünde yeralan "EK MADDE 11" : "ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaçgüdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri formatlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir." Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." bu e-kitap Görme engelliler için düzenlenmiştir. Kitap taramak gerçekten incelik ve beceri isteyen, zahmet verici bir iştir. Ne mutlu ki, bir görme engellinin, düzgün taranmış ve hazırlanmış bir e-kitabı okuyabilmesinden duyduğu sevinci paylaşabilmek tüm zahmete değer. Sizler de bu mutluluğu paylaşabilmek için bir kitabınızı tarayıp, [email protected] veya [email protected] Adresine göndermeyi ve bu isimsiz kahramanlara katılmayı düşünebilirsiniz.

2 Bu Kitaplar size gelene kadar verilen emeğe ve kanunlara saygı göstererek lütfen bu açıklamaları silmeyiniz. Siz de bir görme engelliye, okuyabileceği formatlarda, bir kitap armağan ediniz Teşekkürler. Ne Mutlu Bilgi için, Bilgece yaşayanlara. TÜRKİYE Beyazay Derneği e-posta: Ergün Poyraz _ Takunyali Fuhrer Togan Yayınları 32 İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Müdürü Yazan Kapak & tç Düzen Baskı ISBN Kültür Bakanlığı Yayıncı Sertifika No Togan Yayıncılık Bizim Avrasya Yay. Turiz. İnş. ve San. Tic. Ltd. Şti. İsmail Arlı Ergün Poyraz Togan Yayınlan Çalış Ofset Davutpaşa Cad. No: 8 Topkapı-lst. Tel: BİZİM AVRASYA YAY Kuruluşudur. Alifakih Cad. 26/c Kocamustafapaşa/lstanbul Tel: Tüm haklan saklıdır. Bu kitabın tamamı ya da bir kısmı sayıb yasanın hükümlerine göre, kitabı yayımlayan TOGAN YAYlNLARI&#;nm ve yazarın izni olmaksızın elektronik, mekanik, fotokopi ya da herhangi bir kayıt sistemi ile çoğaltılamaz, yayınlanamaz, depolanamaz. TAKUNYALI FÜHRER Ergün Poyraz T gan "öyle horozlar vardır ki öttükleri için güneşin doğduğunu zannederler." "Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana bunun gibi bir Cumhuriyet düşmanı hiçbir zaman ülke yönetimine hakim olmadı, ne Başbakan olarak, ne de Cumhurbaşkanı olarak." (Ergenekon iddanamesi ekleri; klasör dizi sayfa) içindekiler önsöz Reis Kaptan Bakatoğlu çetesi İne dikomas pedi AKP&#;den Hıristiyanlığa büyük hizmet Aradığı yazarı buldu Büyükanıt ne gördü^32

3 Peygamber GATA&#;ya husumet, Fransa&#;ya sen bilin abi Yağcı"^0 İstismarın katmerlisi Türk değil Osman Yıldırım ve Hatip Dicle Babası kaplanmış Namaz kıldırma masalı Bataklık çiçeği Kur&#;an bülbülü Boynu bükük bülbül Albay Tayyip Çaylak Bu ne biçim karakter Şerefsiz At sineği MİT, Tayyip&#;i seviyooo Humeyni özlemcisi Türkler İBDA-C ve Tayyip TAKUNYALI FÜHRER Beyninin yarısı Kürtlerde^ Tayyip ile Emine&#;nin gözyaşları Her zeminde asker düşmanlığı Viskiden kopya Cami istismarı Camiyi kiliseye çevirdiler Nabza göre şerbet

4 Papaz elbisesi ve Milli Görüş Milli Görüş parası ile içki Tayyip genelevde Cemil İpekçi Tayyip&#;i öptü mü Sulu gözlü Tayyip Civan delikanlıhv Öküz idrarh su Erdoğan&#;ın dava arkadaşı Tayyip&#; in dostları Tayyip, arkadaşları şarap ve kaçak Marlboro Tayyip&#;in yeğeni esrardan tutuklandı Nasıl izin istenir Tayyip ve bombacılar Uyuşturucu babası ve Tayyip Tayyip ve çetenin adamları Cinayetler Bir futbolcu doğuyor Paytak Reco Bu nasıl love story Zindanda rüya Evlenme garantili rüya Aşk Yolculuğu Kaportası bozuklar Emine Şenlikoğlu Çok gezerdi

5 Bu nasıl sevecenlik Hıyarla gelen güzellik Emine&#;nin duası Üç çocuk Türbanh Katerina ERGON POYRAZ H Kadın bacakları Dokunduğu iflah olmuyor Sinek konsa korkardı tatlı canından Krokih teröristler Otoriteye hep boyun eğdi Tok, açın halinden anlamaz İmam bunu yaparsa Uyuşturucu, silah, BCCI, Tayyip, Emniyet ve Ergenekon Milh Piyango Tayyip konuşanı siliyor Milletvekih haddini bilmeli O Hakan&#;lar Tayyip&#;in uşağı mı Padişah&#;a baş kaldıranın kellesi gidiyor Hitler&#;in takunyah versiyonu Allah&#;tan korkun Padişah mısın Tayyip kuyruğu Şimdi beni küfür ettireceksiniz AKP&#;ye dokunan yanıyor Kriminal cemaat Tayyip&#;e hayır dedi şirketlerine müfettiş yağdı

6 Dokunmayan vezir oluyor Derneği fener, yediği döner, gıkını çıkartırsan polis döver Dünür&#;e de polis dayağı Tiryakiyi polisle korkuttu Gülen Hareketi Türkiye&#;yi Pohs Devletine Götürdü Sınırsız, kontrolsüz pohs devleti Tayyip nereye koşuyor Takunyah Hitler Tayyip&#;in feryatları Hitler nasıl yaratıldı Führer ne der Hitler ile Tayyip&#;in kaderi Başkanlık sistemi İhtiras tramvayı Değişim masalı Unutulan ütopya: İslam Birliği TAKUNYALI FÜHRER Mehdi Tayyip Aldatdan Müslümanlar Kutsal şifreler Erbakan, Firavun, Tayyip ve Musa Bu nasıl Müslümanlık Tayyip&#;in ingilizcesi Recep Akdağ kaç paralık dayılandı Tuncay&#;ın heykeli dikilmeli Çürük Ecevit&#;in hastalığını diline doladı Şantaj

7 Fırdöndü Ermenistan&#;a buğday Manavgat&#;ın suyu Kürt Sorunu Kıbrıs&#;ı satıyorlar Erdoğan ve Talat&#;ın karanlık görüşmesi Devlet mevlet işini hiç dile getirmeyelim Yes be annem Avrupa Birliği Oligarşi Bir bilmeyen kim Erken seçim geri kalmışlıkmış Bu şarkı burada bitmez Şeriatçı Tayyip Değişim Laiklik ve Tayyip Tayyip ve faiz Cami yaptıracağım dedi, kilise inşa etti Ayasofya Cem evi cümbüş evi Üçüncü köprü YÖK Kadın eh sıkma Kıyam At kasabı Zekeriya Öz&#;e Smith Wesson ERGÜN POYRAZ 13

8 Tayyip&#;in hal ve gidişi zayıf En büyük Müslüman tiplemesi Amerikah&#;dan Tayyip&#;e kıvırtma PKK baştacı Herkese hiddetli, PKK&#;ya şefkath, Hasstir Erdoğan&#;a ağır hakaret Milliyetçilik düşmanı emperyalistler Müslümanlık kuyruğunda Amerikan şeriatı Kim yakışıklı Seçilmiş kişilik Yahudi iftarı Yahudi Erdoğan&#;a minnettar Referansı Yahudi Yahudiler Tayyip&#;e ödül yağdırıyor Karma namaz Tayyip ve Cihan Kamer Bal tutan parmağını yalar Izgaracı Bilal Remzi Gür Tayyip&#;in kasası Atasay sokak IHH IHH ve bağlantıları İlişki Yasin El Kadı Hikmetyar&#;ı tanıyor muyuz

9 Türk Suudi Yatırım Ortaklığı Tayyip&#;e Kral Faysal ödülü Ödül&#;ün sırrı Mardin fetvası Bir garip ortaklık daha Gizlenen bağlantı El Kaide Hedefteki cemaat Sudan Çalık ailesi nasıl zengin oldu Cevap ver Tayyip TAKUNYALI FÜHRER Çahk&#;ın elektrik borcu Tayyip&#;in paketi Damadı müdür yaptı kısmeti açıldı Üçüncü uçak Devlet, millet kesesinden düğüne Helikopter Hızh tren Tüccar siyaset Sokakta yuhalanan Başbakan AKP&#;nin oyu artıyorsa halkın aklına şaşarım Son söz olarak önsöz Bundan yaklaşık yirmi yıl önce Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde; tapusuz orman arazisine kaçak bina yaptığının ortaya çıkması ve bu binanın haberlerinin medyada yer almasının ardından çaresizlik içinde yoksulluğuna sığman Tayyip, o günlerde 2 katlı eski bir binada kiracı olarak oturuyordu. Kötü bir takım elbisesi vardı. Ceketinin önü kavuşmuyor, düğmelerini güçlükle ilikliyordu.

10 Kendisine beyaz renkli eski bir Reno verdiler. Parasızlıktan arabanın bozuk kapısını bile yaptıramıyor, sürekli açılan kapıyı iple bağlıyordu. Yıllar rüzgâr gibi geçti. Önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Hurda Reno son model Mercedes ve Passatlaıia değişti. Şirketler peş peşe açıldı. Ülker grubunun dağıtımcılığını üstlendi. Araziler, apartman daireleri ve villalar aldı. Başbakan olduktan sonra önce 20 bin, ardından 40 bin dolarlık Frank Muller marka saatler takmaya, 30 bin dolardan başlayan takım elbiseler satan Bijan&#;dan giyinmeye başladı. 12 bin dolaı-hk çelik gömlekler sipariş edildi. Geceliği 10 bin dolarlık lüks otellerde tatil yaptı. Oysa Başbakanlığının ilk döneminde Alman Başbakanı&#;na şöyle yakmıyordu: "Bana verilen maaş çok düşük, yetmiyor. Bizim maaşımız 3 bin küsur Euro. Ticarette kazancım olmasa bununla geçine-mem. Sen ne kadar maaş alıyorsun?" lö TAKUNYALI FÜHRER 79 yılda tüm hükümetlerin yaptığı borçlanmaları tek başına 7 yılda gerçekleştirdi. Ülkenin tüm değerlerini ve kaynaklarını satmalarına rağmen, milyar dolarla aldığı borç miktarını milyar doların üzerine çıkardı. Kendisinden önceki Başbakanlar örtülü ödenekten bir iki milyon lirayı zor harcarken Tayyip, sadece &#;da milyon TL harcadı. Sıkı şeriatçıydı. "Referansım İslam", "Elhamdülillah şeriatçıyım" diyor, "Yahudilerle harp yapılmadan kıyamet kopmaya-cak" anlayışını benimsiyordu. Yahudiler ağaçların ardına saklanacak, ağaçlar Yahudileri ihbar edecek ve bunlar da o Yahudileri öldürecekti. Ancak daha sonra referansının Yahudi olduğunu ilan etti. Sonra döndü bir de Yahudilerden ödül üzerine ödül aldı. Davos&#;ta "van minüt" şovu yaptı. Ardından, Bosna&#;ya yardım amacıyla toplanan paralan iç eden derneğe, Gazze&#;ye sözde yardım yapacak diye devletin gemisini verdiler. İçine doldurdukları ve ellerinden "ölüm taahhütnamesi" aldıkları insanları İsraillilerin vurması için, her türlü kışkırtmayı yaptılar. Murat Mercan başta olmak üzere, bazı AKP&#;h milletvekilleri son anda Tayyip&#;in talimatı ile gemiye binmekten vazgeçti Sonuç; Dokuz ölü Türk vatandaşı ve bu ölülerin ardından yapılan istismar mitingleri. Herkesten üç çocuk istedi. Hatta 80&#;hk yaşlılardan bile. Ancak bir tek kendi oğlundan murad göremedi. Evliliğinin üzerinden 10 yıldan fazla süre geçen Burak&#;ın daha siftahı yok. Üç çocuk meselesini Nimet bile üzerine alındı da, askerlikten çürük Burak ipleye-medi (!). Cumhurbaşkanı olacaktı, zor geçen bir gecenin sabahında sara krizi geçirdi. Hastanede canıyla cebelleşirken Emine&#;si 6,5 saat yanma gelmedi, gelemedi ve o gün Cumhurbaşkanhğı hayalleri suya düştü. ERGÜN POYRAZ 17 Tayyip, 14 Mayıs tarihinde Atina ziyareti öncesi Baykal hakkında ortaya atılan iddia sanki gerçekmiş gibi şunları söyledi: "Eşlerine ihanet edenleri hiçbir zaman bu toplumun içinde kalkıp da mağdur olarak göremeyiz Şu ana kadar ana muhalefet lideri böyle bir şeyi yapmadığını da söylemiyor. İsmi geçen diğer isim, o da söylemiyor" 28 Ağustos tarihh Sözcü Gazetesi manşetten hemen hemen tam sayfa "Emine Hanım, Kürşat Tüzmen&#;in evinde kiminle görüştü" başlığıyla çıktı. Ve "Çok gizli görüşme, Papa&#;nın Ankara&#;ya geldiği gün gerçekleşmiş. Böyle bir görüşme oldu mu? Olduysa kiminle yapıldı? Ne konuşuldu" şeklinde sorular soruldu. Sözcü&#;yü, Hürriyet, Yeniçağ ve diğer gazeteler ve internet siteleri takip etti. Ancak dağlardan taşlardan ses geldi de, sadece ve sadece Emine ile Tayyip&#;den çıt çıkmadı. Kendi deyimiyle "böyle bir şey olmadı" diyemediler. Tayyip, "Hedefe varmak için papaz elbisesi bile giyerim" dedi. Demekle kalmadı, giydi de Papazlar ile Hahamlar en yakın dostu oldu. Tarikatçılar, FetuUahçılar ve 2. Cumhuriyetçiler ise ticari ve siyasi arkadaş Beraber el

11 ele yürüdüler; ülkeyi cahiueştir-me, yoksullaştırma, bölüp parçalama ve yok etme yolunda Önce muhafazakârlaştı sonra liberalleşti, sadece kendi yakınlarına karşı olsa da arada bir yerde demokratlaştı. Sonra Putin&#;e özendi. Ardından Hitlerleşti. İktidarı döneminde yağma, talan, soygun ve vurgunları ortaya çıkaranları, hainlerin maskelerini düşürenleri, bu ülke için canım ortaya koyan kahramanları terörist, PKK&#;lı teröristleri ise kahraman ilan etti. Etmekle de kalmadı onları bir de çadır mahkemelerinde affetti. Bu af işi öyle bir safhaya geldi ki, militanlar rahatsız olmasın diye çadır mahkemelerinden Atatürk resimleri ve Türk bayrakları kaldırıldı. TAKUNYALI FÜHRER Yahudi&#;yi yoldaş, Rum&#;u kardaş, Kürt&#;ü arkadaş, Ermeni&#;yi candaş, 2. Cumhuriyetçileri ve liboşları gönüldaş, başta F tipi olmak üzere tüm tarikatları yandaş ilan etti. Türk&#;ü ise can düşman! PKK&#;blann küfürlerini yaladı yuttu. Apo&#;nun Avukatı&#;nın "kafayı üşütmüş" yollu sözlerini sineye çekti. Hele Osman Bayde-mir&#;in "Meşe ağacının hangi dalı nerenize battı sayın hükümet" şeklindeki hakaretleri karşısında, "elhamdülillah" diyerek boyun eğdi. Yine Baydemir&#;in "Hass tir"li sözlerine tepkisi sadece "ey vallah"la kaldı. Gariban öğrenci, işçi, memur, çiftçi ve köylü karşısında ise, Kasımpaşalı eli maşalı oldu. Garibanları polislerine dövdürdü, polis dayağından dünürü bile nasibini aldı. Führerleşti. Hatta Hitler&#;e bile rahmet okuttu. Hitler&#;in takunyalı versiyonuna dönüştü. Ahmet Kaya&#;ya ağıtlar düzdü. Dün sövdüğü Nazım&#;a bugün methiyeler yağdırdı. Belediye Başkanlığı döneminde; "Aziz Nesin&#;in ismini İstanbul&#;a sokmanı" dedi. Başbakan olunca Aziz Nesin&#;in ardına sığındı. Onun Alaaddin Tiritoğlu için sarf ettiği "Ey Türk faşisti" sözlerini İsmet İnönü için.söylediğini iddia etti. Nesin&#;den dinleyehmson derece ahlaksız, şerefsiz, haysiyetsiz ve kalleş biriydi. Maaşlı bir eleman iken aldığı rüşvetleri yastık altında biriktirdi. Foyası ortaya çıkmaya yüz tutunca, siyasetin dokunulmazlık zırhına bürünmek istedi. Önce Belediye Başkam oldu. Yağcılık yapa yapa, rüşveti her yere bulaştıra bulaştıra yükseldi. Yağma, talan, soygun ve vurgun etiketi oldu. Yalanlarıyla insanları kandırdı, kamplara ayırdı. Namuslu insanları birer birer harcadı. Atatürkçü insanlara komplolar kurdu. Öylesine yüzsüz, öylesine utanmaz, öylesine alçaktı ki, yolsuzluklarını ortaya çıkaranları hain kendisini ise vatansever ilan etti Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır Tabii ki; Zübük&#;ten. Aziz Nesin&#;in ünlü eserindeki Zübük&#;ten!.. ERGÜN POYRAZ 19 Aziz Nesin&#;in "Ey Türk Faşisti" şeklindeki lıitabınm adresini şaşıran Tayyip, O&#;nun "Bu milletin en az yüzde 60&#;ı aptaldır" şeklindeki sözlerinin de adresini doğru keşfedebildi mi? Hadi gelin, Hümyet Gazetesi&#;nden Yılmaz Özdil&#;in sorduğu soruyu biz de soralım: "Aziz Nesin&#;in bu sözlerine de itibar ediyor mu Başbakan!" Bu kitapta; Dün yırtık ayakkabıyla gezen bugün ise 3 bin dolarlık ayakkabıyı bir giyip bir daha giymeyen, dün Mahmutpaşa&#;dan 2. el takım elbiseyi zar zor alabiliyorken bugün 30 bin dolarlık takım elbiselerle dolaşan, dün kirada otururken bugün milyon dolarlık villaları, ge-micikleri bulunan, İngiliz Economist Dergisi&#;nin yazdığına göre dünyanın onuncu zengin Başbakanı olan, hakkındaki yolsuzluk&#;-ve çete dosyalarını gizlemek için Ergenekon iftiranamelerine sarılan, Hitler&#;in takunyalı sürümü habne dönüşen Tayyip&#;in seyir defterini bulacaksınız. Otuz iki kısım tekmib birden Ergün Poyraz 15 Haziran Silivri Cezaevi Reis Kaptan

12 Rize İli&#;nin adının kökeninin, Farsça dağ eteği, dağ dibi manasına geldiğini söyleyen araştırmacıların yanında, Evliya Çelebi Rize isminin İrizus&#;tan geldiğini. Yunanca "Pirinç" anlamını taşıdığını belirtiyordu. Rize&#;nin ilk adlarından biri Athena&#;ydı. Rize; Türklerin hâkimiyetine geçmeden önce, İranlıların, Romalıların, Bizanslıların ve Gürcülerin egemenliğinde kalıyordu yıllarında Gürcüler ve Ermeniler yanlarına Rumları da alarak Türkleri bertaraf etme, Rize ve çevresinde kendilerince bir devlet kurma hayaliyle yine Gürcülerin maddi desteği akında günlük bir gazete yayınlamaya başlıyorlardı. Bu kirli ittifakı oluşturanlar, yörede yaşayan Türkleri kendi yan-larma çekebilmek, kendi emellerine ortak edebilmek amacıyla Türkçe olarak "İslam Gürcistan"ı adıyla bir gazete yayınlıyorlar, böylece, ihanetlerinin tohumlarını daha o günlerde atmaya başlıyorlardı. Bu çahşmalarmda maske olarak İslam dinini kullanıyorlar, dinin ardına sığınarak devletin temellerini oyuyorlar, başta Türklük olmak üzere tüm milli değerlere hakaretler yağdırıyorlardı. Gündüz imam gece papaz görünümünde faaliyet gösteren Gürcüler, başta Çayeli olmak üzere birçok yerde. Gürcüce basılan İncili Rum papazlarının yardımı ile Rumca&#;ya çevirip yöre halkına buyruklarıyla veriyorlardı: &#;. "İncil dilinden başka bir dil kullanırsanız cehenneme bir adım daha yaklaşırsınız." 22 TAKUNYALI FÜHRER Aynı papazlar, yöredeki Müslüman insanları kimliklerinden soyutlamak, Arapça&#;yı yaygınlaştırmak görünümünde, Türkçe&#;yi yozlaştırmak amacıyla, "İmam ve vaiz" kılığına girip bu oyunun değişik bir versiyonunu sergiliyorlar ve şöyle fetva veriyorlardı: "Kur&#;an dilinden başka bir dil kullanırsanız cehenneme bir adım daha yaklaşırsınız." Rize&#;de insanların kimliklerini asimile etmeyi amaçlayan Medreselerin başında Tayyip Efendi Medresesi geliyordu. Bu Medrese&#;de, başta Gürcü kökenh gündüz hoca gece rahip olan hainler; "Türklük ne demek, mezarda Rabbin kim, kitabın ne, kimin ümmetisin" diye soracaklar, "kavmin ne diye bir soru yok" şeklinde körpe beyinlere Türk düşmanlığı aşdamanın ilk ayağını gerçekleştiriyorlardı. Muzaffer Arıcı "Rize" İli&#;ni tanıttığı kitabının sayfasında, "Sanyana Çetesi"nden ve bu çetenin ihanetlerinden şöyle bahsediyordu: "Bölgemizi ilgilendiren mühim bir olay olduğundan Sanyana Çetesi&#;nden bir parça söz edelim. Bu çete bölgede canlı olarak ne bulursa, çoluk, çocuk, kadın, erkek, genç, yaşlı, hasta demeden öldürüyordu. Türlü işkenceler yapıyor, ırza geçiyor, soygun talan gibi suçları meslek edinmiş olduğa halde bir türlü ele geçmiyordu. Türk Milleti en zalim düşmanlarla ölüm kabın savaşı verirken bir yandan da bu dahili düşmanlarla uğraşıyordu. Bu çete Bulgaristan&#;a kaçmak için bir taka satın aldı. Bu satın alma işi Kuvva-i Mil-liyemizce tespit edildi. Sanyana ve sülalesi adamları ile bu takaya dolarak denize açıldılar. Bulgaristan&#;a kaçmak istiyorlardı" Bu kaçma olayı Kuvva-i Milliye&#;nin ısrarlı takibi sonucu yarıda kalıyor, çıkan çatışmanın ardından Sanyana Çetesi elebaşı Vano ölü ele geç iriliyordu. Çete, çocukları dâhil kadınları denize atıyor, ancak denize atılan insanların içinden bir kadın kurtarılıyordu. Bu arada Sanyana Çetesinin yandaşı olan Abacıyand Çetesi de çökertiliyordu. Güneysu ya da Tayyip&#;in adlandırmasıyla Potamya, Kurtuluş Savaşı yıllarında da düşmana kurşun atmak yerine isyana kalkıyor, ancak isyan bastırılıyordu. ERGÜN POYRAZ 23 Bakatoğlu Çetesi Tayyip Erdoğan Türk kökenli değildi. Türklük şuuru da taşımıyordu. Zorunlu olmadıkça Tüık sözünü kullanmıyor, Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini ayınmcıhk olarak görüyordu. Ona göre Türkiye&#;de 36 etnik köken vardı ve bu etnik azınlıklarla bir mozaik oluşturacaktı. Tayyip&#;in, Ağusîosu&#;nda Gürcistan gezisi sırasında söylediği; "Ben Gürcüyüm. Ailemiz Batum&#;dan Rize&#;ye göçmüş bir Gürcü ailesidir" Şeklindeki sözlerinin tepki almasının ardından. Dinci basın Tayyip&#;i neredeyse en büyük Türk olarak lanse etme yarışma giriyor, ancak Tayyip bu duruma bıyık

13 akından gülerek katılıyordu. 7 Eylül tarihh Vakit Gazetesi "Erdoğan Gürcü değil, Karadeniz Tayyip, Abdullah ve Bülent&#;in Üstad&#;lan Necip Fazd Kısakü-rek, Güneysu&#;daki isyanı "Son Devrin Din Mazlumları" adlı kitabının sayfasında şöyle kutsuyordu: "Ankara telaşta..! Bir zamanların kahraman Hamidiye&#;si şimdi Rize önünde ve kahramanlık toplarmı havaya ateş etmekle göstermekte İstiklal Mahkemesi de tezgâhmı kurmuş, dirhem kefesi yere mıhlı, adalet terazisini dengelemekle meşgul" Necip Fazıl, Hamidiye zırhlısının Rize önünde havay; topa tuttuğunu söylüyor, ancak desteksiz attığı haritaya bakınca kolayca anlaşılıyordu. Tayyip&#;in akrabalarının da karıştığı isyan, Güney-su&#;da yani kıyıdan en az 13 km içerde meydana geliyordu. Bu mesafeden top mermisinin Güneysu&#;ya etki etmesini söylemenin, ancak insanları din adına afyonlama gayretlerinin bir sonucu olduğu açıktı. Özellikle Rize ve çevresinde zulümlerini sürdüren Sanyana, Abacıyand ve Bakatoğlu çetelerinin artıklarının, bakiyelerinin sinsi sinsi süren ihanet dolu faaliyetleri günümüze kadar uzanıyordu. TAKUNYALI FÜHRER yerlisi" başlığı altında, Adanalı Tarihçi-Yazar olarak lanse ettikleri Cezmi Yurtsever adlı birinin yaptığı sözde araştırmayı (!) maske yaparak, Erdoğan&#;ın Gürcü değil Karadeniz yerbsi olduğunu söylüyordu. Tarihçi (!) Cezmi iddialanm; "Erdoğan&#;ın dedelerinin hak-sızhğa isyan ettiğini, bu sebeple Rize nüfus kayıtlarında "isyancı" olarak adlandırıldıklanm" ileri sürüyordu. Tarihçi (!) Cezmi, yaklaşık 1 ay süren çalışma sonunda Osmanlı devletine ait arşivleri taradığım belirtiyor Başbakan&#;ın dedelerinin kim olduğunu ortaya çıkarttığım da müjdeliyordu. Cezmi, Osmanlı Arşivi&#;nin ilk olarak tarihh Rize aile köken nüfus defterini araş-tınnacılara açtığım vurgulayarak, "Tayyip&#;in atalarmın yaşadığı köyün ismi, arşive göre Pulihoz olarak görülüyor" diyordu. Küçük yaştaki çocuklara tacizde bulunmaktan mahkûm olan ve Aczimendi Şıhı Müslüm&#;e Fadime&#;ye tecavüz etsin diye evini garsoniyer olarak kullandıran ünlü siyasal şeriatçı Hüseyin Üzmez&#;in köşe yazarlığını da yaptığı Şeriatçı Vakit Gazetesi ve gazetenin sığındığı yaman tarihçi (!) Cezmi; Rize sancağının tarihli vergi defterine göre köyün kurucusu ve en zengini olarak Bakatoğlu Memiş&#;in adının yazıldığına dikkat çekerek, şu sözde bilgileri kendince önemli gösteı^erek aktarıyordu: "Bakatoğlu sülale ismi. Bakatoğlu &#;isyancı&#; anlamına geliyor. &#;İÜ yılların başlarında Rize yöresinde valiye karşı şiddetli bir isyan var. Bakatoğlu ailesi de bu isyanı destekliyordu. Bu sebeple aileye &#;Bakatoğlu&#;, yani &#;isyancı&#; deniliyor soyadı kanununun çıkmasıyla birlikte Bakatoğlu ailesi "Erdoğan" soyadını ah-yor. Eğer tarihi sülale ismine bağb kalsaydı, bugün Başbakan&#;m soyadı &#;İsyancı&#; kalacaktı." Gördünüz mü? Dinci Vakit Gazetesi kendilerince Tayyip&#;in itibarını kurtarmak için yine Tayyip&#;i yalanlamakla kalmıyor, isyancı bir aileden geldiklerini, haksızlıklara karşı isyan ettikleri gibi gerçek dışı açıklamalarda bulunuyordu. Eğer aile gerçekten haksızlıklara karşı isyan etseydi, sülale isimleri olan "BakatoğIu"ndan utanmaz, soyadı olarak onu alırlardı. ERGÜN POYRAZ &#; 25 Bakın; Tayyip&#;in, bazı kaynaklarda Gürcü olduğuna dair bilgilerin bulunduğunu, bunların tamamen yanlış olduğunu ileri süren Cezmi, Dinci Vakit Gazetesi ile elele vererek Tayyip&#;in Gürcü olmadığını yine Tayyip&#;in açıklamalarma rağmen nasıl çürütmeye çalışıyordu: "Yaptığım araştırmalarda Başbakan&#;m Gürcü olmadığı, Karadeniz&#;in, yani Rize&#;nin yerlisi olduğu ortaya çıkmıştır. Başbakan&#;m bu konuda mutlaka düzeltme yapması gerekir. Başbakan kendisini Gürcü olarak gösteren Wikipedia Ansiklopedisi ve diğer yayınlardaki bilgileri değiştirmelidir." Ya işte böyle!

14 Tarihçi (!) Cezmi ve Dinci Vakit Gazetesi, Tayyip&#;in Gürcistan Devlet Başkanı ve tüm dünyanın önünde Gürcü olduğunu açıklayan sözlerini unutmuş, bir de Tayyip&#;e Gürcülük konusunda akıl veriyorlardı. Dinci Vakit Gazetesi&#;nin tarihçisi Cezmi sadece Tayyip&#;in geçmişini değil, Türk tarihini de değiştirmeye soyunuyordu. 1 Nisan tarihli gazetenin Başyazarı Abdurrahmak Dilipak, bu Cez-mi&#;nin derin (!) bilgilerine dayanarak, 31 Mart olayının ve Menemen isyanının bir komplo olduğunu ilan ediyor ve "bu olaylar derin devletin karanlıklarda kalmış faili meçhullerle dolu karanlık ve kanlı bir operasyonuydu" diyordu. Bakın Vakit Gazetesi&#;nin Başyazarı, Erbakan&#;ı "halife" kabul edip "biat" eden ardından Erbakan&#;m basın danışmam olan siyasal şeriatçı Abdurrahman Dilipak, Cezmi&#;ye dayanarak ne inciler yu-murtluyordu, ne inciler: "Kubilay&#;ı şeriatçılar değil, o günün Ergenekoncuları öldürdü" ^ Dilipak, tarihçi Cezmi&#;nin bu bilgileri. Genelkurmay Başkanlığı kozmik tarih araştırma belegelerinden araştırarak bulduğunu da söylüyordu. Dilin kemiği yok ya söyler, boşuna demiyorlar söyleyene değil söyletene bak diye TAKUNYALI FÜHRER Dilipak&#;a ve Cezmi&#;ye göre; Tarihe Menemen ya da Kubilay olayı olarak geçen olaylar derin devletin din adamlarmı tasfiye projesi imiş. Dilipak, Menemen isyanmda başrol oynayan Yahudi kardeşlerini de unutmuyor, "onlarm hiçbir suçu yoktu, sadece ip sattılar" şekhnde döktürüyordu. Dihpak, Refah Pardsi Hatibi sıfatı ile Paid teşkilatlarında da ilginç konuşmalar yapıyordu. Bu söylemlerini "MNP&#;den FP&#;ye İhanetin Belgeleri" adlı kitabımda yazmıştım. Dilipak, İzmir RP teşkilatında bakın neler anlatıyordu: "Sokakta görülen kadmlarm üçte ikisi, saçını tarama zahmetine katlanamadığı için kamuflaj olarak örtüyor" Konuşmasında Cinleri; Sağcı, Solcu, Devrimci Komünist, Müslüman ve Hıristiyan olarak sınıflara ayıran Dilipak, bu cinlerin aramızda yaşadığım iddia ediyordu. Dilipak&#;m yumurtladığı cevherler sadece bu kadar mı? Olur mu? Bakın, evlenme konusunda ne gibi tavsiyelerde bulunuyordu: "Eğer sizin iyi bir kızınız varsa oğlanlara görücü çıkın. Ciddi diyorum. Allah&#;ın emri, peygamberin kavliylc oğlunuzu kızımıza istemeye geldik diye çıkın resmen. Bunda bir şey yok!.. Niye kız evde beklesin, biri alıp götürecek diye Bırakın kızlarınızı yeryüzüne Bosna&#;ya gitsinler, Azerbaycan&#;a gitsinler. Dünyayı keşfe çıksınlar. Yani kafasını açsın, gönlünü açsın, cesur olsunlar, cesur olun" Kızlara ve ailelerine "cesur olun" diyen Dilipak, cesaretinden olacak (!) Milli Gazete&#;de kendi adıyla yazı yazamıyor, Tarık Beh-lül Akalın kod adını kullanıyordu. Kadınların çok şişmanlamamalarını da ihtar eden Dilipak, bunun nedeninin de şişman kadınların çok gezemeyeceğini dolayısıyla partilerinin başarısını bu durumun etkileyeceğini anlatıyor, din tacirliğini son merhaleye getiriyor, siyasi rant uğruna akla ziyan şu tavsiyelerde de bulunuyordu. ERGÛN POYRAZ 27 "Kadınlar çocuklarını emzirmek mecburiyetinde değiller." Zira çocuklarmı emzirmekle kaybedecekleri zamanı parti çalışmalarında kullanabilirlermiş. Dilipak, kadınlara verdiği bu konferansta, biyolojik bir keşifte (!) bulunarak cinsel organlarının nerede bulunduğunu partili kadınlara oturduğu yerden doğrularak gösteriyordu. Dilipak, oturduğu yerden kalkarak kadınlara: "Burada başımız vardır. Aşağıda göbeğimiz ve onun altında cinsel organlarımız var" şeklinde açıklamalar yapıyordu. Erkeklerin dört kez evlenmesini görmüştük de, kadınların dörtlemesini? Dilipak&#;ın sayesinde kulaklarımız onu da işitiyordu. Dilipak, "kadınlar dört kez evlenebilir" diyor, ama bunun nasıl olacağını açıklamıyordu. Kimbilir belki bir gün!.. Dilipak, parti çalışmalarında kullanmak istedikleri kızların önünü açmak için annelere "kızlarınızı serbest bırakın, dünyayı keşfe çıksınlar" şeklinde fetvalar veriyor, ardından bu keşfe çıkan kâşiflerden Fadime&#;nin yine Dilipak&#;la

15 aynı gazetede yazan tecavüzcü Hüseyin Üzmez&#;in evinde aczimendi şıhıyla basüınca, çığlıkları yeri göğü inletiyordu. Şimdi bir olayı daha hatırlayalım: Hani şu şeriatçı Hilal TV&#;nin sahiplerinden ve Akit Gazetesi yazarlarından Mustafa İslamoğlu var ya. Evet, evet bir de Kur&#;an-ı Kerim tefsiri yapıp Müslüman insanlara bu Kur&#;anları dağıttıran, dağıtan ve üstüne üstlük İslam ahlakı ile ilgili kitaplar yazan Hani şu Hilal TV&#;de; Engin Noyan ile program yapan. Kendini ve karısını Bush&#;a elleterek şifa bulduğunu ilan eden Engin Noyan. İşte o Engin Noyan ile program yapan Mustafa İslamoğlu&#;nun sabıka dosyasındaki suçlardan biri ne? Sahi ne? Ne olacak? Küçük yaştaki erkek çocuğuna taciz ve tecavüz!.. Siz ne bekliyordunuz ki? 28 TAKUNYALI FÜHRER Şimdi size bir olay daha anlatayım: Ne diyordu Fetullah Gülen? "Allah ötede; Gılman&#;a Behçet&#;e, Nedret&#;e uyaracak." Behçet ile Nedret&#;i kendi haline bırakalım, Gılman&#;m ne olduğuna bakalım: Tüyü bitmemiş küçük yaştaki erkek çocuk!.. Ergenekon tezgâhında başta yandaş medya olmak üzere şer cephesi hep bir ağızdan hangi konuyu gündeme gedrmeye çalışıyordu: Olaya karışanlardan bazıları içki içiyormuş o nedenle bu olayları yapanlar siyasal dinciler değilmiş Daha önce kaleme aldığım "Musa&#;nın Çocukları" adlı kitabımın ardından Tayyip&#;in "Gürcü mü", yoksa "Rum mu" olduğu konusunda tereddütlü bilgiler verdiğim, dinci ve ikinci cumhuriyetçi basında oldukça sık işlenmişti. Oysa benim yazılarım oldukça netti. Net olmasına ama nedense bazıları anlamıyor, ya da anlayamıyor gibi görünüyorlardı. O halde daha açık anlatayım: İnsanın bir annesi ve bir de babası olur. Haa, bir de leylek masah var, onun da konumuzla ilgisi yok. Tayyip anne tarafından Batum göçmeni bir Gürcü Yahudisiydi. Baba tarafından Cumhuriyet öncesi Potamya olarak bilinen Güneysu ilçesine bağlı Dumankaya ya da Rumca ismiyle Pilihoz köyünden eşkıya Bakatalı Teyup&#;un torunuydu. Yani Rum&#;du. Bu konuyu anlamak istemeyenlere bir kere daha açık bir ifadeyle izah edeyim; Tayyip; ^ Anne tarafından Gürcü Yahudisi, Baba yönünden ise Rum Çocuğu idi ERGÛN POYRAZ 29 İne dikomas pedi 6 Ocak tarihli Hürriyet Gazetesi&#;nin sayfasının başh-ğı, "İne dikomas pedi" yani "Bizim çocuk Erdoğan"dı. Maçka&#;ya Rum tarihi kıyafetleri ile gelen ve gösteri yapan Rum grubun Başkanı Kostas Alexandridis; "Büyüklerimiz, Sayın Başbakan Erdoğan için &#;İne dikomas pedi- Bizim çocuk&#; der" şeklinde konuşuyordu. Alexandridis, Erdoğan&#;ı "Devrimci" olarak da niteliyor, kendilerine gülmenin ve eğlenmenin tanrıçası Momo&#;nun yoldaşları adını veriyordu. Alexandridis ve grubu; bir Anadolu tanrıçası olduğunu iddia ettikleri Momo&#;nun Yunanistan&#;a Anadolu&#;dan geldiğini de belirtiyorlardı. Momo&#;nun "Devrimci" yoldaşları Erdoğan&#;ın, Ruhban okulu ve diğer meseleleri mutlaka çözeceğini, Sümela Manastırı&#;nda ayin yapılmasına izin verileceğini, Bartholomeos&#;un Sümela Manastı-rı&#;na ayin için mutlaka geleceğini de ifade ediyordu. Alexandridis, bu olayların gerçekleşmesinde Tayyip&#;in ilerici ve devrimci yönünün yol göstereceğini de söyleyebiliyordu. Böylece Tayyip&#;in ilerici ve devrimci olduğu açıklamaları ile bir yaşımıza daha giriyorduk. Ne devrimci ama: Rum Devrimcisi! AKP&#;den Hıristiyanlığa büyük hizmet AKP&#;nin seçimleri kazanmasının ve onu izleyen günlerin ardm-dan Tayyip, mehteranla halkı selamlamayı bırakıyor. Yunan Müziği ile partililerinin karşısına çıkıyordu tarih inde AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan partisinin İstanbul İl Danışma Mechsi&#;nin toplantısma, kilise müziği

16 bestecisi Yunanlı Vangelis ya da açık adıyla Evanghelos Odyssey Papathanassiou&#;nun Conguest Of Paradise yani "cennetin fethi" müziği ile giriyordu. 30 TAKUNYALI FÜHRER Tayyip ve iktidarının "durmak yok yola devam" sloganı ve PKK açılımı ile startını verdiği "açılımlar", Ermeni açılımları ile devam ediyordu. AKP&#;li Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay&#;ın onayı ile Akdamar Kilisesi&#;nde ayine izin çıkıyordu. Şimdilik yılda bir kez. Eylül ayının ikinci haftasında ibadete açılacak Akdamar Kilise&#;sinde bu ilk buluşma 12 Eylül da gerçekleştirilecek. Türkiye&#;yi dönüştüren tıçıhm projelerinde Rumlar da unutulmadı. Trabzon Maçka&#;daki Sümela Manastırı, tıpkı Akdamar Kilisesi&#;nde olduğu gibi, önce turizm maskeli olarak Hıristiyanların ibadetine sunulacak Özeüikle Yunanistan ve Rusya&#;dan Trabzon&#;a gelen Rumlar, Sümela&#;nın sürekli olarak ibadete açık tutulmasını istiyordu. "Onlarm çocuğu Tayyip" ve AKP&#;li Bakan Bakan Ertuğrul Günay bu isteğe oldukça sıcak bakıyordu. Ermeniler "95 yıl sonra ilk kez Akdamar&#;da çan sesleri duyulacak" diye bayram ediyorlar. Ermeni Patrik Vekili Aram Ateş-yan; "İnanamıyorum" sözleriyle sevincini dile getiriyordu. Dias-pora&#;nın da Van&#;a koşacağı açıklanırken. Dünya Kiliseler Birliği Başkanı Aykazian "Tüm dünyadaki Ermeniler o ayine katılmak ister. Ben de katılacağım" diyordu. Kaldı ki, AKP döneminde başta Antalya olmak üzere Bartho-lemeos&#;un önderliğinde ayin yapılmayan Kilise kalmamıştı. AKP iktidarı, Türkiye&#;ye "soykırımcı" diyen ve bunu dört bir yanda ve her fırsatta dile getiren Ermenistan&#;ı memnun edebilmek için, fakir nıiuetin cebinden ve devletin kasasından 3 trilyon lira harcayarak Van Akdamar Kilisesi&#;ni onarıp törenle hizmete açmıştı. Yine devletin fonlarıyla, Türkiye&#;de doğru dürüst tek taşı bile kalmamış bütün kiliseler elden geçirilerek Hıristiyanların hizmetine sunuluyordu. Roma Katolik Kihsesi Ruhani Lideri Papa Benediktus, yıh sonunda önce Ankara Esenboğa Havaalam&#;nda Tayyip ile görüşmüş, ardından Ayasofya&#;yı ziyaret etmişti. Vatikan&#;ın çok büyük önem verdiği Ayasofya&#;nm Hıristiyanların ibadetine açılmasının zemini deyine Tayyip ve ekibi tarafından yoklanıyordu. ERGÛN POYRAZ 31 Aradığı yazarı buldu Tayyip&#;in, medya patronlarına yönelik, "Maaşını ödediğin köşe yazarlarına hâkim ol" açıklamasıyla ilgili en ilginç gelişme Yunanistan&#;da yaşandı. Tayyip, İskeçe&#;de tane bile satmayan "Empros" adlı yerel gazetede ara sıra yazan Hristos Hıristodulu isimli gazetecinin kendisi hakkında yazdığı köşe yazısını çok beğeniyor ve kendisini telefonla arayarak Ankara&#;ya kahve içmeye davet ediyordu. Nasıl olsa masraflar fakir halkın kesesindendi. Hristos Hıristodulu, Tayyip hakkında yazdığı "Marifetli Sayın Tayyip Erdoğan" başlıklı övgü yazısında şunları anlatıyordu: "Erdoğan Başbakan olmadan önce İstanbul Belediye Baş-kanı&#;ydı. İslamcı olan köklerinden uzaklaşmadan, toplumun çağdaşlaşmasına, demokratikleşmesine çok önem verdi." Hıristodulu, gazeteci değil sanki yıkama ve yağlamacı ustasıydı. Kan çektiğinden olacak, Tayyip&#;i öve öve bitiremiyor, yazısını şöyle tamamlıyordu: "Adalet ve şeffaflık sadece siyasi tez olarak değil, İslamm kanunu olarak da kabul gördü" Amerikalıların, 2. Cumhuriyetçilerin, Fetullahçıların, Tayyip ve ekibinin Irak&#;ta Özel Kuvvetlere bağlı askerlerimize çuval geçirme operasyonu. Balyoz tezgâhı ile sürüyor, bu olaylar dış basında da geniş yankı buluyordu. Hani "Zincirler kırılacak ve Ayasofya ibadete açılacaktı", hani "Ayasofya cami yapılacaktı." Tayyip öyle demiyor muydu? Şeklinde bir soruyu sakın yöneltmeyin. En azından ibadete açılacağı doğru çıktı. Sadece ufak bir farkla; Müslümanların değil Hıristiyanların Başta Fettullah&#;ın Amerikano İslamı, Hıristiyan ve Yahudiler için cennet haline getirilen ülkemizde; AKP döneminde başta Denizli olmak üseafoodplus.infoçok yerde camiler yıkılıyor, Tayyip&#;in yetiştiğini söylediği Piyale Paşa Kur&#;an Kursu bile yerle bir ediliyordu.

17 TAKUNYALI FÜHRER Tayyip ve müttefiklerinin bu tertiplerine en önemli destek Yunanistan&#;dan gebyor. Yunan Kathimerini Gazetesi "Silivri emekli general karargâhma dönüştü" başlığıyla adeta bayram yapıyor, Tayyip&#;e methiyeler düzüyor ve şunları işbyordu: "Türkiye&#;deki cezaevleri ve &#;Ergenekon&#; davasının görüşüldüğü Silivri&#;deki özel mahkeme, &#;Emekli generaller karargâhına dönüştü.&#; Yüksek rütbeli dört emekli subay, &#;Balyoz&#; planında başrol oynadıkları gerekçesiyle dün gözaltına alındı." Yunan Kathimerini&#;den sonra Yunan To Vima&#;da, Tayyip ve yandaşlarına övgüler düzerek: "Emekli ordu yıldızları hapishaneye" başlığı atıyordu. Büyükanıt ne gördü Yalçın Küçük, "Epilepsi ile Orgazm" adlı kitabının sayfasında "Nöbet&#;te Orgeneral Yaşar Büyükanıt" başlıklı yazısında, Tayyip&#;in sara krizi sırasında yattığı hastaneyi Büyükanıt&#;ın ziyaret etmesi ile ilgili şunları söylüyordu: "Artık konuşma zamanıdır. Genelkurmay Başkam&#;nın, sara nöbeti ile Güven Hastanesi&#;ne kabul edilen Tayyip Erdoğan&#;ı, o zamanki gazetelere göre önüne çıkartılan engelleri bertaraf edererek, gördüğünü biliyoruz. Genelkurmay Başkanı Yaşar Paşa Hazretleri&#;nin, Erdoğan&#;ı, bir odada, muhtemelen çıplak ve üzerinde bir çarşaf ile müşahade ihtimalinin, AKP yöneticilerini çok korkuttuğundan da haberdarız. Böyle bir müşahadenin, Erdoğan&#;ın siyasi döneminin sonu olarak telakki ettiklerinden de, kuşkum bulunmuyor; bu telakki isabetlidir. Orgeneral Büyükanıt müşahade etmiştir ve ancak daha sonra gördüklerini açıklamamıştır. AKP yönetiminin bu sükûttan çok memnun kaldıkları da, bendeki bilgiler arasındadır" Küçük&#;ün tespitleri oldukça yerindeydi. AKP yöneticileri Büyü-kanıt&#;ın tavrından o denli memnundular ki, tarihte hiçbir emekli Genelkurmay Başkam&#;na nasip olmayan bir jesti onun için gerçek- ERGÜN POYRAZ 33 leştiriyorlar, emekli olunca Almanya&#;dan 1,5 milyon dolara getirdikleri zırhlı Audi marka arabayı emrine veriyorlardı. Üstelik Emine&#;nin türbanlı olarak GATA&#;ya alınmamasında "Büyükanıt bizi üzdü" demelerine; hatta ve hatta. Bir de 27 Nisan "e. muhtırası"na rağmen ^ &#; Sahi Büyükanıt orada ne görmüştü? &#; &#; Acaba, İne dikomas pedi yani Bizim çocuk Erdoğan&#;ın "Bizim Çocuk" olma sırrını mı? Tayyip, Yunanistan ziyaretinde. Yunan Başbakanı Kostas ile baş başa Rumca konuşmuş, ülkemizin bankalar dâhil birçok kaynağını Yunanlılara satmıştı. Rauf Denktaş&#;a karşı Kıbrıs Rumlarından yana tavır alması da aynı sır nedeniyleydi. Tıpkı; her Amerika&#;ya gittiğinde ilk önce Yahudi kuruluşlarını ziyaret etmesi gibi, her sıkıştığında kendisine referans göstermek için "Beni İstanbul Yahudilerine sorun" şeklinde yalvarması gibi Tayyip, 9 Mayıs tarihinde Musevi Cemaati lideri Sami Herman&#;a şu sözleri söylüyordu: "Zaten siz benim en önemli referansımsmız." Ne güzel değil mi? Referansımız İslam&#;dan, referansımız Yahudi&#;ye Aralık &#;da Fener&#;in kendinden menkul Patriği 1. Bartholomeos&#;un sözcüsü Anagnostopulos; Tayyip&#;i şöyle kutsuyordu: "Hıristiyanlar için böyle çalışan bir başbakan görmedim Bu insan tarihe geçecektir" Tayyip&#;in torpilsiz generaller başta olmak üzere askerleri içeri tıkması, Atatürkçü yurtseverleri cezaevlerine doldurması, ülkenin adım adım karanlığa gömülmesi karşısında bayram eden Emperyalist Batı bu sevinçlerini gazetelerinde yansıtıyordu. Alman Südde-utsch Zeitung Gazetesi Yazarı Kai Strittmatter de bunlardan biriydi ve yazısında şu ifadeyi kullanıyordu: 34 TAKUNYALI FÜHRER "Türkiye&#;yi dçrinden değiştiren bir devrim yaşanıyor. Atatürk&#;ten bu yana yaşanmayan derin bir değişimin olduğu bir devrim

18 Hükümet can düşmanı Ermenistan&#;a elini uzattı. Aşırı milliyetçi katiller çetesi Ergenekon&#;un yuvasını dağıttı. Bugüne kadar dokunulamayan ordudan hesap sordu." Alman nasıl şen şakrak olmasın? Tayyip, "kuyulardan kemikler fışkırıyor" diyerek, adeta Ordu&#;nun katliam yaptığını ve kendisinin de bu katliamların kanıtlarını bulduğunu ilan ediyordu. Oysa insan kemiği olduğunu iddia ettikleri kemiklerin hayvan kemiği olduğu belgeleniyor, yapılan kazıların birçoğunda o bile çıkmıyordu. Tayyip&#;e destek çıkan sadece; FetuUahçılar, 2. Cumhuriyetçiler, Tarikatlar, Yahudiler, Rum Papazları, Yunanlılar, Almanlar mı? Olur mu? Bakın. &#; Ermeni Patrikhanesi seçimlerinde AKP ve Tayyip&#;e oy verilmesi için kampanyalar düzenlemiş, Türkiye&#;de Hıristiyanların sesinin Tayyip olduğunu söylemişti. Allah için Tayyip de onları hiç yanıltmıyordu. Seçimlerin üzerinden daha bir yıl bile geçmeden bir Ortodoks Manastın&#;nı ziyaret ediyor, Patrik&#;e yardım sözü veriyordu. Söz vermekle kalmıyor, ardından da şunları söylüyordu: "Hıristiyanların Türkiye&#;den kovulmaları Faşizan bir davranıştır." Gerçi aynı Tayyip, yılma geldiğimizde; çıkarlarına dokununca Ermenilere "sizi bu ülkeden sürerim" yollu tehditler de savuruyordu. Tayyip; 12 Ağustos tarihi başta olmak üzere her Rize&#;ye gittiğinde, yörenin Rumca ismi olan "Potamya&#;nm Gururu Hoş Geldin" pankartları ile kendisini karşılatıyordu. Tayyip, Cumhuriyet döneminde adı Güneysu olarak değiştirilen İlçe&#;nin yeniden ERGUN POYRAZ 35 Peygamber Ben Ergenekon dümeniyle tutuklandıktan bir süre sonra 18 Kasım tarihh Zaman Gazetesi&#;ne göre Tayyip, Prag&#;dan Bakü&#;ye giderken şunları söylüyordu: "Şahsımın eleştirilmesinden gocunmuyorum. Ancak tartışmalara ailemin bulaştırılmasına bozuluyorum. Arkadaş gel benimle çatış, eşimi çoluk çocuğumu karıştırma." Rumca ismiyle Potamya olarak amlmasını istiyor, bu adla amlma-smdan rahatsızlık duyulmamasmı da söylüyordu.. ; Tayyip&#;in bir dönem basından sorumlu başdanışmanlığmı yapan Akif Beki, Tayyip&#;in Yahudi kökeninin beklenen primi yapmamasının ardından, 18 Şubat tarihli Radikal Gazetesi&#;ndeki köşesinde, Tayyip&#;in Musa&#;nın soyundan geldiğini açıklayan yazısı dâhil birçok açıklamasını inkâr ederek aynen şu cümleyi kullanıyordu: "Musa peygamber soyundan geliyor diye, cümle âleme ilan ettim mi?" Allah&#;tan etmedi (!!!) &#; Ya bir de etseydi? Tayyip&#;in baş danışmanı İslamcı Akif Beki, aynı zamanda CIA Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller&#;in en yakın dostları arasında yer alıyordu. Beki, "Erdoğan&#;m Harfleri" adlı kitabının sayfasında, "serler hayra dönüşüyor" başlığı akında şu cümleleri kullanıyordu: "Ve Tayyip Erdoğan&#;ın harfler hiyerarşisindeki peygamberi. Erdoğan, İbn Arabi&#;nin çizelgesine göre Musa peygamber soyundan geliyor. Yani, hem Musa peygamberin karakteristik özelliklerini taşıyor hem de hayatı bu peygamberin yaşam öyküsüyle paralellik gösteriyordu." Ancak, Akif de her dinci gibi tepki alınca anında "u" dönüşü yapıyor, bırakın söylediklerini, yazdıklarını bile inkâr ediyordu. TAKUNYALI FÜHRER Tayyip, propaganda amaçlı olarak kâh eşini kâh türbanı kâh par-üli kadınları karıştırmaktan hiçbir zaman çekinmiyordu. Parti toplantılarında "seçimleri kazanmak için kadınları da sahaya sürün" şeklinde konuşuyordu. Tayyip, Ocak ayının son günleri TRT l&#;e çıkıp, "Eşimi türbanı yüzünden GATA&#;ya sokmadılar" diyor ve "Bu duruma çok içerledik ve ağladık. Sineye çektik" şeklinde yırtınıp, dövünüyordu. Tek ağlayan Tayyipgiller mi? Olur mu?

19 14 Şubat Sevgililer Günü&#;nde Tayyip hakkında Zaman Gazetesi&#;ne demeç veren ve "İşte Benim Başbakanım" diyen, Homoseksüel ve Sabetayist Modacı Cemil İpekçi de "Olayı duyduğumda içim yandı" şeklinde feryad-ı figan eyliyordu. Homoseksüel İpekçi, Tayyip için ağladığım da sözlerine ekliyordu. Oy avcılığı için eşini ve türbanını kullanan Tayyip, MHP&#;li Osman Durmuş tarafından eleştirilince büyük bir öfkeye kapılıyor ve şu sözleri söylüyordu: "Eşimin üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır, izansız-hktır, ahlaksızlıktır" tarihh Yeni Çağ Gazetesi&#;nde yer alan Selcan Taş-çı&#;nın Medya-Politik adlı köşesinde Av. Sabahattin Çakmak bu durumu şöyle açıklıyordu: "Sayın Başbakanımız Meclis kürsüsünden nasıl haykırıyordu: &#;Eşimin üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır, izansızlıktır, ahlaksızlıktır&#; TRT l&#;de yandaş medyanın genel yayın yönetmenlerini karşısına alıp çanak sorulara cevap verirken "Eşimi türbanı yüzünden GATA&#;ya sokmadılar" deyince vallahi billahi biz de aynı şeyleri düşünmüştük." 3 Şubat tarihinde MHP&#;li Osman Durmuş, kürsüden Erdoğan&#;ı kastederek, "Peygamber olarak kabul edilen bir adamın eşini nasıl GATA&#;ya almazsınız" diye kinayede bulunuyordu. ERGÜN POYRAZ - 37 Durmuş&#;un bu sözleri üzerine öfkeden çddıran Erdoğan, "Eşime laf atamazsm. Edepsizlik yapma&#;&#; diyor ve ardından ortalık savaş alanına dönüyordu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise CHP&#;li Başkanvekili Güldal Mumcu&#;nun odasmı basıyor, ortabğı daha da geriyordu. "Türban", "Türban" diye ortalıkta dört dönen AKP&#;bler son yerel seçimlerde türbanlı adaya itiraz ediyorlardı. Kamera şakası gibi değil mi? Hem türban simsarlığı yapıyorlar hem de karşılarına türbanlı aday çıkınca Yüksek Seçim Kurulu&#;na itiraz ediyorlardı. Hani bunu başka birileri yapsa onları anında "kâfir" ilan ederlerdi. Ama kendileri o seçimde ne diye ihraz ediyorlardı: "Türbanh aday istemezük." Olayın hikâyesi şöyle: Mart Yerel Seçimleri&#;nde Gaziantep İslâhiye İlçesi&#;nde AKP&#;den adaylık yoklamasını Mehmet Uludağ kazanıyordu. Uludağ, &#;de de AKP&#;den belediye başkan adayı olmuş ve kazanmıştı. Ancak AKP, çok demokratik bir parti ya seçimleri kazananı değd, Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu&#;nun istediği Osman Öztürk&#;ü aday gösteriyordu. Bu durum üzerine Uludağ,"Benim de şerefim var. Beş yd hizmet ettim. Bir yanlışım, bir yolsuzluğum mu oldu" diye tepki gösteriyor ve Demokrat Parti&#;den aday oluyordu. AKP&#;liler ilginç bir oyun sergiliyor ve son gün Uludağ&#;ın aday-hğına itiraz ediyorlardı. Gerekçe; "Daha önce bizden adaydı." Bu itiraz üzerine DP&#;hler ve yöre halkı Mehmet Uludağ&#;ın evine gelip, eşi Mekke&#;ye "Seni aday yapacağız" diyor ve ısrarlar üzerine Melike Uludağ aday oluyordu. Bu defa türban istismarcıları, türbanlı Melike Uludağ&#;ın türbanına itiraz ediyorlardı. Ancak türbanlı Melike Uludağ, türban savunucusu olarak meydanlarda dört dönen ancak kendisini "Türban- 38 TAKUNYALI FUHRER GATA&#;ya husumet, Fransa&#;ya sen bilin abi Tayyip&#;in en önemli özelliği, güçlünün karşısında boyun eğerken güçsüzün karşısında ise haşinliği elden bırakmamasıydı. CHP Lideri Deniz Baykal&#;m, Fransa eski Cumhurbaşkanı Chirac&#;ın Emine Erdoğan&#;ın türbanlı olması nedeniyle Tayyip&#;e. "yanmda eşini getirme" şeklindeki sözlerine hiç alınmadığını, ziyaretin eşsiz gerçekleştiğini söylediği açıklamasının ardından inkâr furyası birbirini takip ediyor, ortalık bir daha karışıyordu. Dönemin Paris Büyükelçisi Uluç Ozülker, türbanlı Emine Ha-nım&#;ın &#;de Fransa&#;ya götürülmeme öyküsünü şöyle anlatıyordu:

20 "Pazar akşamı, eşli resmi bir program hazırlanmıştı. Pazartesi sabahı, telefon geldi. &#;Başbakan&#;m eşi gelmiyor&#; dediler. Anka-, &#; ra&#;da heyet pazar akşamı son bir değerlendirme yapmış. Sonuçta eşsiz gidilmesine karar verilmiş. Eşsiz gelineceğine dair tabmat verildi, ben de o talimatı intikal ettirdim ve iş bitti. Böylece, Emine&#;yi türbanh olduğu için Paris&#;e götüremeyen ve bu nedenle hiç de gocunmayan Tayyip, şimdi "Eşimi GATA&#;ya almadılar diye ağladık" şeklinde reklâm kokan açıklamalar yapıyor, eşini ve türbanı siyasi malzeme haline getiriyordu. Başbakanlık yaptığı açıklamalarla çelişkiler içinde çehşkiler yaşayıp, kendi kendilerini bile yalanlarken, bir başka gerçek de AKP&#;nin eski Genel Başkanı Abdüllatif Şener&#;in açıklaması ile : ortaya çıkıyordu. Şener, Emine&#;nin GATA&#;ya başörtüsü ile girdiğii ni şu sözleri ile anlatıyordu: [ i "Meclis&#;te tartışmalar &#;kapıdan alınmadı&#; kısmında kaldı. O &#;< &#; dönem benim dolaylı edindiğim bilgilere göre. Sayın Genelkurmay Başkam ile yapılan telefon konuşması sırasında "Elbette ki ziyaret i etmesi lazımdır. Ben gerekli talimatı veririm" dediği ve böylece ziyaret ettiği ile ilgili bir bilgiye sahibim. Bildiğim kadarıyla Emi- Iı" olduğu için ihbar eden AKP&#;liIere ve adayına karşı, ezici bir çoğunlukla belediye başkanlığı seçimini kazanıyordu. ERGÜN POYR/\Z 39 ne Hanım, başörtüsü ile GATA&#;ya girmiştir. O dönemde hastalan ziyaret etmiştir." Tayyip, kadar AKP&#;li milletvekih ile toplantı yapıyor, toplantıda söz alan Kütahya AKP Milletvekili Soner Aksoy: &#;GA-TA&#;nın Rehabilitasyon Merkezi&#;ne başörtülü eşimle gittim. Kimse bir şey demedi&#; diyordu. Tayyip, eşi üzerinden yaptığı siyasete son vermesi gerekirken bir başka pişkinliğe imza atıyor seafoodplus.info milletvekihnin açıklamasının ardında şöyle konuşuyordu: "GATA&#;ya girmek için Soner Aksoy olmak lazım." Eşini ve eşinin türbanını siyasi malzeme yapan Tayyip&#;e bir yalanlama MHP eski milletvekili Nesrin Ünal&#;dan geliyor, O da: "Ben GATA&#;ya başörtümle gittim. Hiç kimse bir şey demedi" Şekhnde açıklamada bulunuyordu. Aydm&#;lı AKP Yöneticisi İsmail Hakkı Eser, yaklaşık iki sene önce Tayyip için "peygamber" benzetmesinde bulunuyor ve takdir edilip, İl Genel Meclisi üyeliğine aday gösteriliyordu. Ancak olay bu şekilde bir daha gündeme gehnce, bu defa aynı adamın istifası isteniyordu. Trabzon&#;un Of İlçesi&#;nin AKP&#;li Belediye Başkam Oktay Saral, Tayyip için herkesi her gün iki rekât şükür namazı kılmaya çağırıyordu. Saral, utanmasa Erdoğan için hâşâ "Tanrı" bile diyecekti ama şimdilik buna cesaret edememişti. Kısmet bir dahaki bahara AKP&#;lilerin Tayyip&#;i ilahlaştırma çabaları hız kesmiyor, son sürat devam ediyordu. Denizh&#;de Fatma Durmuş adlı bir kadın, içinde "Tayyip&#;i üzmek Allah&#;ı üzmektir" ifadesi geçen "İlahilerle Halka Çağrı" adh kitabını 10 bin adet bastırıyordu. Kitabı, Diyanet de onaylıyor, öğrencilere ve halka bedava dağıtıhyordu. İşte kitaptaki o şiir: "Tayyip, Allah yolunun bekçisidir. Tayyip&#;i üzmek Allah&#;ı üzmektir. Sevenlerini de üzmek aynıdır. Suçun şiir değil dini yaşaman." 40 TAKUNYALI FÜHRER Yağcı İnsanlar Tayyip&#;e yağ yakarak bir yere gelmenin daha kolay olduğunu keşfetmişler, böylece ellerinden geleni ardına koymuyorlardı. Öyle ya; Tayyip&#;in "Musa&#;nm soyundan geldiğini" ilan eden Akif Beki, bu ilanı yaptığı kitabın yayınlanmasının ardından, Tayyip tarafından basından sorumlu baş danışman yapılmadı mı? Bakın Akif Beki kitabında neler diyordu: "Buna göre, Recep Tayyip Erdoğan&#;ın harfler hiyerarşisindeki durumu şöyle: Yıldızı müşteri harfi dad. Harfler hiyerarşisinde bu mertebeye tekabül eden ilahi isim. Âlim. Bu mertebenin, peygamberiyse Musa Günü Perşembe, yaradılışın beşinci günü, göklerde ikinci kat.

Daha göster

nest...

batman iftar saati 2021 viranşehir kaç kilometre seferberlik ne demek namaz nasıl kılınır ve hangi dualar okunur özel jimer anlamlı bayram mesajı maxoak 50.000 mah powerbank cin tırnağı nedir